Giriş Kayıt
Yorumlar (16)
default avatar
(10) -
filmde ne döndüğünü açıkça sonunda göstermeyen yönetmenlere gıcık olurum benim hayal gücüme bırakmayın kardeşim 7
Sürprizbozan: Göster
7


avatar
(26) -
İlla izlenecek bir yapım değil. Çok uzun ve gereksiz diyaloglar fazla. Zamanınızı daha iyi yapımlara harcamanızı tercih ederim. Notum:5/10


avatar
(94) -
Filmin süresi (ve dolayısıyla temposu) hakkında benim de olumsuz düşüncelerim yok değil, ama netîce îtibâriyle dimağımda bıraktığı kekremsi (Oh be, sonunda! Hep cümle içinde kullanmak istemişimdir bu kelimeyi.) tat, şüpheler, sorular, gizemli durumlar... ile helâlinden bir 7'yi kaptı doğrusu. Belki bütün olarak bakıldığında ortalama bir filmin vâdettiklerini karşılamıyor olabilir, ama içindeki nice detay ya da sahne -sanki her biri birer kısa filmmiş gibi düşünüldüğünde- muhakkak güzel bir etki/iz bırakıyor.
7


avatar
(12) -
Onlarca kore filmi izlemiş biri olarak diyebilirim ki; film kötüden de kötü. Hiç boşuna entellik taslayıp burada şu var da, işte şurada da şunu demek istedi gibi laflar edip filmi boşuna pohpohlamayın. "Koyunun olmadığı yerde keçi Abdurahman Çelebi olurmuş" bu filmden hiçbirşey olmaz. Bir kere ahırdaki "erkek" buzağının bile cinsiyetine "dişi" diyerek bizle alay ediyorlar. Ya da gerçekten yapımcılar filme hiç özen göstermemişler. Şişirmeyin derim...
6


avatar
(1271) -
Bu yılın en çok konuşulan filmlerinden biri. 2,5 saat izledim ama 1,5 saatlik bir konusu olduğunu düşünüyorum. Fena değil ama gereksiz uzun. Yabancı dilde Oscar kategorisinde son beşe girebilir düşüncesiyle izledim. Pişman değilim çünkü zaten bu kategorideki her filmi izliyorum. Sizin böyle bir takıntınız yoksa başka bir film izlemenizi öneririm.
Sürprizbozan: Göster
6


default avatar
(4) -
Babası, annesi ve aniden hayatına yeniden giren kızla ilişkisi yarım bir adamın çevresindeki uyumdaki zorluğunun yüzü olarak Ah-In Yoo çok iyi iş çıkarmış. Gizem ve şüphe çok güzel yedirilmiş filme.
Gatsby ve yangın , anne baba ve ahırda terk edilmiş hayvan ayrıca kız, kedi, kuyu ve yerli kabile gibi metaforik döngüleri içinde Ah-In Yoo bütün hissettiklerini verdi bana. Yerine kendimi hepsinde de koyabildim. Chang-Dong Lee zaten oyuncu yönetiminde çok başarılı bir yönetmen. "Şiir" filmiyle çıtasını yukarı taşımıştı. Blackklansman yerine bu film Cannes'da jüri ödülünü almalıymış.
Kızın anlattığı kısım da ayrıca etkileyici.
Afrika'da Kalahari Çölündeki yerliler der ki: İki tip açlık vardır. Küçük Açlık ve Büyük Açlık.
Küçük Açlık: Fiziksel olarak aç olan kişidir,
Büyük Açlık: Hayatın anlamına aç olan kişidir.
Neden yaşadığımız, hayatın anlamının ne olduğu gibi şeyleri arayan kişidir. Bu yüzden ona Büyük Açlık derler. En yaşIı ve bilge hatun davul çalar ve onlar da ritimle dans ederler. Başlangıçta, kollar yere bakar. Bu Küçük Açlık dansıdır. Aç bir insanın dansı. Ve dans ettikçe, kollar yukarı kalkar. Göğe doğru. Bu Büyük Açlık dansıdır. Bu dans hayatın anlamını arar. Bu dansa akşamın ilk saatlerinden gece yarısına kadar devam ederler. Küçük Açlığın yavaş yavaş Büyük Açlık olduğu bir dönüşüm yaşanır. Fark ettirmeden.

Finalinden önce yazı yazarken pencereden gördüğümüz sahne de yönetmenin güzel bir şakası olarak aklımda kaldı. Bir an orada bitirecek sandım. Finali uzun süre aklımdan çıkmaz herhalde.


avatar
(180) -
17. Filmekimi Festivali'nden Kısa Kısa 4: Beoning (Şüphe)

Burning, uzun süresine rağmen kendisini sıkmadan izlettiren, güçlü performanslara ve iyi bir yönetmenliğe sahip olan bir yapım. Her ne kadar filmin finalinden tam olarak beklediğimi bulamasam da, genel itibariyle eşsiz bir yapım olmuş. Steven Yeun ve Ah-In Yoo'nun müthiş performansları için bir göz atmaya kesinlikle değer.
7


default avatar
(22) -
Kore kültürünü ve dilini yakından tanıyan biri olarak onlarca Kore filmi izledim. Uzak ara en kötüsü bu filmdi benim için. Şöyle özgün, böyle özgün, şu mesajı veriyor olaylarına da katılmıyorum. Gerçekten çok kötü bir film. Bir sürü özgün ve bağımsız film var Kore sinemasında. Gidin onları izleyin. Bu imdb puanını da nasıl aldıysa...
5


default avatar
(78) -
lost dizisine benziyor.çok iyi başlıyor berbat bitiyor.kendimi kandırılmış hissettim.
5


avatar
(63) -
Tam bir çöp. Filmin tamamı boyunca bitmeyen bir merak duygusu sarıyor insanı. O merak da tam olarak şöyle dedirtiyor: ulan ne zaman bitecek bu ...un filmi? Filme "kötü" demenin ayıplanmayı getirici etkisinden çekinen bazıları diyebilir ki "çok ince mesajlar, metaforlar ıvırlar zıvırlar var aslında. anlatmak istediği şey etkileyici" vs. vs. ama mesele şu ki anlatamamış işte. Üstelik anlatamama eylemini gerçekleştirirken de kamerayı açık unuttukları her anı filme eklemiş adamlar. Filme methiyeler dizenlere soruyorsun "ne anladın?", diyor ki "şunu anlatmak istemiş olabilir ama şu da olabilir. aslında şu şöyle miydi yoksa?" bundan başka cevap yok Çok Mutlu Çünkü film, olmayan bir hikayenin içine 'aman bir şey sansınlar' diye bir iki beylik laf, biraz metafor gibi görünecek karmaşalar ekleyip itelemiş festivale kendisini.
2

Cevaplar (3)
default avatar
(22) -
Maalesef tamamen katılıyorum yazdıklarınıza. Film kötüden de kötü. Kore sinemasından onlarca film izledim. Hiç bu kadar kötüsünü izlemedim maalesef.
5


3
| Bildir
default avatar
(14) -
madem kötü bu imdb neden böyle 6 üstünde neye göre belirliyorlar ?


0
| Bildir
avatar
(63) -
burada da olduğu gibi, sıradan insanlar kendi zevklerine göre puanlıyor imdb'de. imdb'yi insanların çoğu yanlış okuyor açıkçası. ne kadar kişi oylamış, oylayan insanların bulunduğu ülkelerin istatistiği, oylayanların yaşı ve cinsiyeti bile dikkat edilmesi gereken noktalardan, imdb'de. örneğin; leyla ile mecnun dizisi ciddi bir oylama ve yüksek puana sahip. ancak bu diziye sadece abd'den gelen oylamalara bakınca, puanın çok düşük olduğu görülüyor. yani imdb ve oradaki puanlara, objektif bir puanlama, bir otorite gözüyle bakmak yanıltıcı olabilir .
2


0
| Bildir


avatar
(675) -
“Beoning / Burning” in yönetmen koltuğunda, aynı zamanda filminin senaryosunu da Haruki Murakami’nin “Barn Burning” isimli kısa hikâyesinden Oh Jung-mi ile birlikte uyarlayarak yazan Lee Chang-dong oturduğu son derece sıra dışı bir drama…

Prömiyerini, aday olarak yarıştığı Altın Palmiye ödülü için 16 Mayıs 2018’de Cannes Film Festivalinde yapan film, Altın Palmiye olmasa da, yönetmen Lee Chang-dong’a FIPRESCI, sanat yönetmeni Shin Jum-hee’ye de Vulcain ödüllerini kazandırmış… Filmin kazandığı en ilginç ödüllerden biride, Adana’da kazandığı 2018 Altın Koza Uluslararası En İyi Film ödülü…

Academy ödülüne aday olabilmenin olmazsa olmaz koşullarından biri, 1 Ekim 2017 – 30 Eylül 2018 tarihleri arasında kendi ülkesinde vizyona girmiş olmak olduğu için ilk olarak 17 Mayıs 2018’de Güney Kore’de vizyona giren film, 91. Academy Ödüllerinin Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde Güney Kore’nin adayı olmuş durumda…

Bu akşamın izleme programına aldığımız filmin, 7.6/10 (3.283 oy) olan IMDB izleyici puanı ortalaması ile 8.6/10 (35 yorum) ve 89/100 (17 yorum) olan Rotten Tomatoes ve “Mutlaka İzlenmeli” özel etiketine de sahip olan Metacritic yorum ortalamaları oldukça etkileyici…

İsterseniz, gerek izleyiciden gerekse de eleştirmenlerden bu kadar yüksek puanlar almış olan filmimize, her zamanki gibi önceliği yine oyuncu kadrosuna vermek suretiyle biraz daha yakından bakalım…

Filmin başrollerini Yoo Ah-in ve Steven Yeun gibi Güney Kore sinemasının iki önemli ismi paylaşmış… Bu oyunculardan Yoo Ah-in, Kore dışında pek fazla bir tanınırlığa sahip değilken, “The Walking Dead” (2010 – 2016) in 7. sezonun sonunda Negan’ın hışmına uğrayarak diziden ayrılan Glenn Rhee karakterini canlandıran Steven Yeun’u neredeyse tanımayan yok gibi… Bu iki usta oyuncu, gerçekten de ustalıklarına yakışır bir performans sergilerlerken, henüz ilk oyunculuk deneyimi olmasına rağmen Shin Hae-mi karakterini canlandıran Jeon Jong-seo’da kendilerine başarıyla eşlik etmiş…

İşin teknik kısmına gelince… Başta, “Taegukgi hwinalrimyeo / Tae Guk Gi” (2004), “Madeo / Mother” (2009) ve “Gok-seong / The Wailing” (2016) gibi filmlerde de aynı işi yapan görüntü yönetmeni Hong Kyung-pyo olmak üzere tüm teknik ekibin oldukça yetkin sinemacılardan oluşturulduğunu görüyoruz… Bunu da zaten 148 dakika boyunca filmin her bir karesinde hissetmek mümkün… Öyle ki, en başından beri Academy ödülü adayı olmak üzere kurgulanmış olan filmde, her şey en ince ayrıntısına kadar hesaplanmış gibi duruyor… Ancak bütün bunlara ek olarak Güney Koreli besteci Mowg’un yönetmenin kurgusuyla âşıklar gibi göz göze dans eden caz formundaki müziklerine mutlaka ayrı bir parantez açmak lazım…

Filmin hikâyesine ve yönetmenin kurgusuna da şöyle kısaca bir göz atacak olursak… Spoiler vererek filmi izlemeyi düşünenlerin ağzının tadını kaçırmak gibi bir niyetim yok… Ancak, başroldeki Lee Jong-su, Ben ve Shin Hae-mi karakterlerinin bir araya geldikleri andan itibaren filmin gidişatı ve (final sahnesi değilse de) sonu hakkında doğru tahminlerde bulunulmaya başlanıldığını söylemekte de hiçbir sakınca görmüyorum… Bunun yanı sıra, filmin hikâyesi aracılığıyla müthiş bir toplumsal analize de imza atıldığını söylemeden de geçmek istemiyorum… Bir yanda, Samsung, LG, Hyundai ve Kia gibi dev markalarla yaratılan Güney Kore mucizesi ve bu mucizenin kaçınılmaz ürünü olarak bir eli yağda, bir eli balda olan bir kaymak tabaka… Öte yanda ise doğru dürüst iş bulamadığı için part - time işlerde çalışan ve kredi kartı borçlarını dahi ödemekte zorlanan diğerleri… Eğer yönetmen Lee Chang-dong’un anlattıklarını dikkatle izleyecek olursanız, kişi başı 35 bin dolar olan GSYH’nın Güney Kore’de de adil paylaşılmadığını çok açık bir biçimde görmüş oluyorsunuz…

Sonuç olarak, büyük bir ilgi ve keyifle izlediğim bu film için puanım 7, önerim ise “mutlaka izlenmeli” şeklinde olacak…

Keyifli seyirler…
7


avatar
(1612) -
Başarılı demek büyük hata olur.

Başlarda güzel bir film bizleri bekliyor sanıyorsunuz ama üzülerek söylüyorum tam bir boşa zaman filmi. Tamam adına layık bir hava ile bitiyor film de bu özellikle sanat filmi kategorisine girmeye yetmez diye düşünüyorum. Tabi bunlar benim fikrim. Hangi filmin nereye layık olduğunu söylemek doğru olmaz. Sadece içten söylüyorum, film çok yorucu. O kadar zaman bir zamana kadar olan küçük olay için bekleyip duruyorsunuz. Kore filmlerini sevenler için bu film pek Kore filmi değil gibi çekik gözler dışında.

İyi seyirler.
5


default avatar
(19) -
Oldukça özgün yapımlara imza atan, hatta birçok yapımı Hollywood tarafından kopyalanan güçlü bir sinema Güney Kore sineması. Art arda izlendiğinde çekik gözlü sevimli tipleri ve tuhaf vurgulu dilleri ile de bağımlılık yapan bir tarafı var. Beoning, bağımlısı olmaktan korktuğum için mesafeli durduğum ve epeydir uzak kaldığım Kore sinemasına sıkı bir dönüş oldu. Güney Kore’nin bu yılki Oscar adayı iki buçuk saatlik sıra dışı bu film; özgün ve abartısız anlatısı, hikâyenin akışındaki doğallık, seyirci merakını sürekli diri tutan kurgusu, müzikleri ve görselliği ile dikkat çekici bir yapım. Film, suç ve gizem arasında gidip gelen ve aslında her iki türün de hakkını veren enteresan bir hikâyeye sahip. Bir aşk üçgeni, bir üçüncü şahsın hikâyesi şeklinde başlayan ve ilk yarısında bu hikâyeye odaklanan Beoning, ikinci yarısıyla bambaşka bir filme evriliyor ve asıl gücünü de bu ikinci yarıda yarattığı gizeme dair cevapları -birkaç ip ucu dışında- tamamen seyircinin hayal gücüne bırakmasından alıyor. Çok hareketli olmamasına ve iki buçuk saatlik süresine rağmen gerek oyuncu performansları gerekse sürekli diri tuttuğu merak duygusuyla izlemesi keyifli bir yapım.
8


‹ Önceki 1 Sonraki ›
Dizi Altyazıları
True Detective (7,183) Vikings (5,745) The Punisher (2,593) Shameless (2,175) The Big Bang Theory (2,030) Supernatural (1,981) Outlander (1,821) Gotham (1,403) The Blacklist (1,250) Black Mirror (1,171)
Türkçe Altyazı © 2007 - 2019