Giriş Kayıt

Değişen Dünyanın İnsanları (1966) Yorumlar


Fahrenheit 451

Yorumlar (14)
avatar
(41) -
Filmi özellikle kitap okumayı çok sevenlere tavsiye ederim .Film ayrıca gelecek konusunda futuristik düşünen kesime de hitap ediyor Ben beğendim .
8


default avatar
(135) -
Önce kitabını okuyup sonra filmini izleyecekler için biraz hayal kırıklığı olacağını düşünüyorum. Kitabını dün bitirip, akşamına filmini izledim. Kitapta yer alan ama filmde hiç geçmeyen ya da kitapta olmayan ama filme eklenen bazı şeyler var. Genel olarak fikir verilmiş, ifade edilmek istenen ifade edilmiş. Tabi zamanın şartları da bazı ögeleri çıkarmak zorunda bırakmıştır yönetmeni, bunu da kabul ediyorum. Fakat keşke başrol oyuncusu anadili İngilizce olan birisi olsaydı ve keşke o en son kaçış sahnesi hakkı verilerek çekilseydi. Spoiler vermeden anlatamayacağım ama kitaptaki sahnelerden olmazsa olmaz dediğim bazı şeyleri görememek beni üzdü.
5


avatar
(158) -
Film güzel bir uyarlama ama afişdeki baş karakter tek ben mi justin Timberlake'e benzettiyorum.


avatar
(1417) -
Kitap, filmden daha ayrıntılı tasvirler ve tanımlamalar sebebiyle daha etkileyici. Filmde mümkün olduğu kadar kitaba bağlı kalınmaya çalışılmış ama yaklaşık 250 sayfayı 100 dakikada anlatmak mümkün değil tabi ama çok başarılı bir uyarlama.

Özellikle distopik filmlerden hoşlananlar için rahatlıkla tavsiye edebilirim.
8


avatar
(27) -
Öncelikle filmin ismi çok iyi düşünülmüş bence. Kağıdın yanma sıcaklığı Fahrenheit 451 dir. Bizim kullandığımız Celcius termometresine göre yaklaşık olarak 232 C derecedir.
Filmin farklı ülkelerdeki isimlerine baktığımızda hemen hemen isminin orijinalini değiştirmemişlerdir. Bence bu şekilde olması da en iyisi. Çünkü bu olayın evrenselliğini bozmamaktadır. Ama Türkçeye Değişen Dünyanın İnsanları diye çevrilmiş, bence kötü bir isim çevirisi ve evrenselliğini bozmaktadır.
Filme gelirsek, içerisinde az da olsa mantık hataları barındırıyor. Ama bu filmin genelinde çok göze çarpan bir şey değil bence. Konu olarak; her zaman varolmuş ve muhtemelen varolacak olan totaliter düzenlerin insanın aydınlanmasını engellemek veya geciktirmek için yapabileceklerini anlatıyor. Bunlardan da en önemlisi kitap yasaklama ve yakma ile insanların birbirini ispiyonlamasını konu ediniyor. Kendi dalındaki en güzel filmlerden bir tanesi Fahrenheit 451 dir bence.
İyi seyirler
9


default avatar
(83) -
En iyi distopik filmlerden biri. Bilhassa hayatlarında kitaplara önemli bir yer verenlerin beğeneceğini düşünüyorum.
8


avatar
(38) -
Kitabı tercih ederim ama filmin hakkını da yemek istemem. Çekim yılı, yönetmeni, atmosferi düşünürsek olabildiğince iyi bir film.
7


default avatar
(140) -
Distopyada olsa bugünkü durumumuz filden pek farklı değil televizyonla uyutulan beyinler ve best-sellerlar disinda kitap okumaya aciz gençlik


avatar
(333) -
François Truffaut'un 6 yıllık özleminin bir sonucudur Fahrenheit 451. Adını kağıdın yanma derecesinden alan bir kitap uyarlamasıdır. Truffaut'a her ne kadar çöp edebiyatı uyarlıyor denilse de bu film için bunu kesinlikle söyleyemeyiz. Önemli bir distopik eser olma özelliğini de gösteriyor. Bu hafta içerisinde kitabı da okumuş olacağım. Şüphesiz filmden daha iyi bir yapıtla karşılaşacağım. bunu Truffaut'ta açık bir dille ifade etmiştir.

Truffaut'un yabancı dille çektiği ilk yapımdır aslında bu. Gerekçesini de Fransa'da bu maliyetleri karşılayacak bir yapımcı bulamadım şeklinde açıklar. Biraz da bu orijinal filme fazla önem verilmediğini belirtir. Uzun yıllar süren bekleyiş nihayet Londra'da sonuçlanır. İngiltere'de film yapmanın daha kolay olduğunu düşünmektedir. Teknisyenlere kadar bir heves hakimdir. Oysa bu duyguyu Fransa özgün sinemasında fazla bulamamaktadır. Çekimlerle birlikte iyi bir başlangıç yapsa da temel zorluklar kendini kısa zaman içerisinde gösterecektir. Tek bir kelime İngilizce konuşamadan bir film çekmek oldukça zor bir işe dönüşmüştür. Fransa'ya döndüğünde bu cazibeli şehri nasıl buldunuz sorusuyla karşılaşmış. Bilmiyorum ki hiç gezmedim demiştir. Günlerini otel odasında yalnız başına geçirmiş otelden çıkıp ülkesine geri dönmüştür.

Filme gelecek olursak hikayenin çok sağlam olduğunu belirterek başlayayım. Hikayeden o kadar etkilendim ki kitabını sipariş ettim bir çırpıda bitirmeye kararlıyım. film gelecek bir zamanda geçmekte. İtfaiyeciler bildiğimiz görevlerinin dışına çıkarak insanlara acı veren kitapların peşine düşmüşlerdir. Kitaplar insanların birbirine benzemesine engel olmakta ve insanlara hayalleri vaat edip olmayan şeylerle kandırmaktadır. Toplumu kirleten bu virüs mutlaka yakılarak yok edilmelidir. Sistem bir saat gibi işlerken toplumun içerisinde suçlular ellerini, gözlerini kitapla günaha bulandırmaktadır. İtfaiyeciler görevlerini büyük bir başarı ile yaparlar. Kitapların aldığı nefesi bile fark ederler. Ama itfaiye görevlilerinden Guy Montag (Oskar Werner) o nefeste farklı bir şeyler bulur ve kendisini kitapların büyüsüne kaptırır.

Filmde kullanılan eşyalar, kostümler oldukça başarılıdır. Futuristik çizgiyi yakalayabilmiştir François Truffaut. Müzik konusunda da kendini şanslı sayar ve öyledir. Filmle birlikte ilerleyen müthiş bir film müziği yapılmıştır. Bundan geriye kalan bir kaç ayrıntı dışında istediğine ulaştığını söyleyemeyiz. Yanan kitaplar arasından Dali'nin eserlerini gösteren kitabın her sayfasını göstererek sansürün her türlüsüne destek veren tek dahiye göndermeler bile yapmıştır. Ama ötesi yoktur. Bunun en temel sebebi baş rol oyuncularının kötü performanslarıdır. Hatta Truffaut 6 yıl beklemesem ve bu kadar çaba harcamasam filmi bırakırdım bile demiştir. Bunun nedeni Oskar Werner'dır. 1962 yapımı Jules ve Jim'de başarılı bir çalışma yapsalar da bu sefer bu gerçekleşmeyecektir. Truffaut'un isteklerine karşı hep bir fikri vardır. Artık film çığırından çıkmıştır. Yönetmenimiz Werner'a sert çıkmak zorunda kalmıştır. Film bitene kadar aralarında tek bir sohbet gerçekleşmemiştir. Truffaut, Werner'ın dublorüyle isteklerini yollar Werner'da o somurtkan ifadesiyle oynar. Büyük bir proje yarım kalmış başarıya dönüşür.

Filmin verdiği siyasi mesaja fazla bir anlam yüklememek gerekir. Kitapta bu ne kadar vurgulanmıştır bilmiyorum ama Truffaut'un ellerinde bu eser kuvvetli bir siyasi eleştiri olmaktan uzaktır. Kamerasını sistemin çarklarına çevirirken bu sistemin baskılayıcı gücü, korunması ve devrimci bir hareketin buna karşı koyuşu yoktur filmde. genel olarak Truffaut bunu tercih etmektedir. Filmin final kısmında yaşananları devrimcilikle nitelendirmek de oldukça zordur. Olsa olsa bu bir karşı duruş ve pasif bir bekleyiştir. Bu ne kadar eleştiriye açıksa da ünlü Fransız yönetmenin siyasete genel bakışı budur. Hayatında hiç oy kullanmamıştır. Truffaut'un hayatında ki en büyük eylemi dünyanın en önemli sinema kütüphanelerinden biri olan Cinematheque'un müdürü Langlois'in görevden alınmasına karşıdır. Hükümete karşı yürüttüğü bu tek eylemi de kazanmıştır. Bu kitap politik sinema yönetmenlerinin elinde bir baş yapıta da dönüşebilirdi. Truffaut bir röportajında kafasında aşk hakkında 30 film bulunduğunu, gelecek 45 yıl içinde bunların hepsini çekmeyi amaçladığını söylemişti. Biri çıkıp da çekilen on filmden dokuzunun aşk hakkında olduğunu kanıtlayacak olsa, bunu yine de yeterli bulmayacağını eklemişti.

"Evet, hala buna inanıyorum." diye onaylayarak. "Şu ya da bu şekilde aşk filmleri dışında sevdiğim çok az film vardır. Örneğin Kwai Köprüsü bence aptalca bir hikaye. Her zaman böyle bir hikayeye ihtiyaç duyarsınız, tabii, ama bu hikayeyi on yönetmene verseniz, on Kwai Köprüsü olur elinizde. Hep aynı film çıkar. Ama bir aşk hikayesini on farklı yönetmene verirseniz, birbirinden farklı on film alırsınız. Çünkü yönetmenlerin her biri kendilerinden çok fazla şey koyar. Bu büyük insani motor özellik, tek ortak paydamızdır. demişti. Gerçekten de bu film içinde bunu söylemek gerekir. Fahrenheit 451 başka bir yönetmenin ellerinde çok daha fazlası olabilirdi.

Truffaut, 400 Darbe'den sonra yarı başarı olarak kabul edilen iki filminden biridir Değişen Dünyanın İnsanları. Vahşi Çocuk ile gerçek anlatımına dönmeyi başarmıştır.

Görülmesi gereken bir eser ama bir şeylerin eksik kaldığını sizde fark edeceksiniz. Filmle ilgili daha bir çok ayrıntı var ama yazım epey uzadığı için nokta koymam gerekir.
8


avatar
(199) -
O zamanlara göre çok yüksek teknolojiye sahip olan insanların bile ne kadar çok moronlaştığını görüyorum. Gerçekleri bir kenara atıp önüne koyulana inanmaktalar. Kitaplarla arası iyi olan insanların yüzlerinde ki mutluluk her şeyi ifade etmekte. Aslında şu an ki yaşamımızla filmde ki bazı şeyler paralel bir halde bunları farketmek insanı huzursuz ediyor. Kitaplar iyi ki varlar Çok Seviyor
Aklıma bir alıntı geldi. 'Cehalet tanrının laneti olduğuna göre bilgi göklere uçabileceğimiz kanatlardır.'' Tam bu filme göre bir söz olduğunu söyleyebilirim. Her yönüyle hayran kaldım.
9


avatar
(60) -
Fahrenheit 451
Kitaplar. İnsanların en eski “hayal dünyasının kapısını aralama" aracı. Yine bir insan icadı. Hayal dediğime bakmayın, koşullara göre yaşadığımız bu sanal dünyadan daha sahici olabiliyor. Üstelik bu dünya Fahrenheit 451`deki gibi insanların sadece sanal meşgalelerden zevk aldığı, hakikati bir köşeye fırlattığı bir dünya ise. Bizleri daha da ürperten günümüzdeki sanallığın, Linda Montag gibi popüler olma isteğinin filmin çekildiği ve geçtiği yıllarla karşılaştırılamayacak kadar fazla olması.

Clarisse, sordu:" Neden kitaplar yasak?"

Guy Montag:"Çünkü insanları rahatsız ediyorlar."

Bu bir takıma doğru bir gerekçe. Yani kitapların çoğu insanları mutsuz etmekte. Şöyle ki kitaplar öğreticidir. Öğrenen insan ise hakikati bilmenin acısını çeker. Gerçekleri görmenin. Düşündürür de. Bu da durgunluğa neden olur, sizi mutlu etmez. Gerçeklerden haberdar olmayan insanlara bir bakın ne kadar da mutlular. Bebekler, deliler, sürekli tv ve pc başında boş vakit geçiren boş insanlar… Cahilliğin mutluluğunu tatmaktalar.

Filmde sürekli tv izlemenin unutkanlığa neden olduğu açıkça gösteriliyor. İnsanlar tv ile gündelik yaşamdaki popülerliklerini belirler oluyorlar. Oyunlar oynuyorlar, “aile" denen loncalara katılıyorlar. Bu size bir yerlerden tanıdık geldi mi? Günümüzden örneğin?

"Romanlar, asla var olmamış insanlar hakkındalar. Bunları okuyan hayal kurar, daha iyi bir yaşam ister ve üzülür. Bu felsefe, romanlardan bile daha kötü. Biyografiler, ölüler hakkında hikayeler. Otobiyografiler, kendilerini tatmin etmek için."

"Kitap insanlar" var. Her biri bir kitap ezberlemişler. Kelimesi kelimesine. Böylece karanlık günlerden çıkıldığında kitaplar yeniden basılabilecek. Filmin sonunda yine medyanın yalancılığı ve nasıl da devlet tekelinde bulunduğu gözler önüne seriliyor. Ah şu televizyondan dökülen kelimeler. İnsanları uyutan bir ninni gibi.
8


avatar
(358) -
Truffaut'nun şimdiye kadar izlediğim filmleri içinde "suya sabuna dokunmak" deyiminin içini fazlasıyla dolduran bir örnekti. Yönetmenin ilk renkli filmi olması bakımından da önemli olan bu eser; hem uyarlandığı romanın yayım tarihi hem de filmin gösterim tarihi koşulları göz önünde tutulduğunda karşımızda oldukça başarılı bir distopik film var diyebiliriz.

Bradbury ve Truffaut, kağıtın yanmaya başladığı bu ısıdan hareketle geleceğe ışık tutmuştur, ilerici eseri farklı platformlarda insanlara sunmuşlardır. Temellendirmelerden bir tanesini teknolojinin/tv'nin insanoğluna "afyon" derecesinde olan etkileri olduğunu söyleyebilirim. Kanaatimce bu eser her daim güncelliğini koruyacaktır çünkü olayların merkezine insanoğlu konulmuştur. Polis Devleti'yle ilişkilendirilebilecek şekilde farklı görev tanımları ve ağırlıkları karşımıza çıkmakta. Belirgin bir şekilde "yürütme" varlığını hissettirmemektedir ancak bunu itfaiye veya tenoloji/tv eliyle bir fiil yapmaktadır.

Julie Christie'nin güzelliğine diyecek sözüm yok, aslına bakılırsa oyunculuk olarak da iyi bir iş çıkardığını söyleyemem(Bu durumu filmdeki bütün oyunculuklara genelleyebilirim. Ön plana çıkarılmamaya çalışılmış hissiyatı oluştu bende). Oyuncuya yönelik daha doğrusu canlandıdığı iki farklı karakterin bu düzen içindeki konumları ve seyir açısından kritik role sahip olmaları daha fazla önem teşkil ediyor.

Bu tür değerli eserlerin uyarlamalarında eksik kalan tarafların olması, bunların eleştiri yoluyla dile getirilmesini olağan karşılıyorum. Bu yönetmen özelinde böyle bir bakış açısı ortaya çıkmıştır deyip geçilebilir de. İçerikten farklı ama paralel olarak yönetmenin ilk kez ingilizce bir film çekiyor olmasının da aktarımın izleyicinin beklentilerini karşılayamamasında bir etken olduğunu düşünüyorum.


Filmden-1 :
Sürprizbozan: Göster

Filmden-2 :
Sürprizbozan: Göster

Bu filmden sonra henüz izlememişlere tavsiye: 1984.
9


avatar
(370) -
distopik bir film olan fahrenheit 451 totaliter bir rejimin "kitapsız"ca uyguladığı baskılara karşı duruşu simgeler.

v for vendetta, 1984 tarzı eserlerle paralel gider.

güzel.
8


avatar
(269) -
Filmin yapım yılına bakınca hayranlığım dahada arttı .Alternatif gelecek öngörülerinden insanların robotlaşmasıyla ilgili filmler kategorisini koyabiliriz. Ama insanın merak ve öğrenme güdüsünü göstermek adına ayrı bir yere koyuyorum.

Yalnız birşeyi paylaşmadan edemiycem. Filmde bir yerde şöyle bir dialog geçiyordu.

"Bak sağlık kitabı sigaranın zararlarından bahsediyor bu kitap insanların hasta olacağını söyleyip tedirgin ediyor."

"Bak buda felsefe kitabı buda her zaman kendinden öncekinin yanlış olduğunu söyleyip sadece kendini haklı görüyor."

Özetle belkide şimdiden cahilliğin mutluluk olma fikri devletlerin politikası olmuştur.
10


‹ Önceki 1 Sonraki ›
Fahrenheit 451
Dizi Altyazıları
This Is Us (3,916) Supernatural (2,616) American Gods (2,491) Love, Death & Robots (2,459) The Passage (2,419) Vikings (1,887) The Blacklist (1,481) Star Trek: Discovery (1,249) Shameless (1,189) Project Blue Book (1,139)
Türkçe Altyazı © 2007 - 2019