Giriş Kayıt
POSSESSİON
Yeni Konu Gönder   Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 1 sayfa) [1 Mesaj] « Önceki konuSonraki konu »
Yazar Mesaj
kievdeki_adam



Kayıt: 06.03.2010
İletiler: 34



E-Posta gönder Özel mesaj gönder
 POSSESSİON
takıntı

resim

Possession
2008
Possession
Dram / Gizem / Romantik85 dk

Yönetmen: Joel Bergvall, Simon Sandquist
Esrarengiz bir aşk hikayesinin anlatıldığı filmde Jessica ve Ryan'ın mutlu bir evlilikleri vardır fakat Ryan'ın kardeşi Roman belalı bir tiptir ve onların huzurlarını kaçırmaktadır.Ryan ve Roman aynı gün kaza geçirip komaya girerler. İki kardeşten ilk...
5.6 (6,756 Oy)


Possession



Güzel bir çeviriyi okuduğumda ya da seyrettiğimde, kahroluyorum. Dil konusundaki yeteneksizliğim için… Yazıda, elbet, çeviriden de bahsedilmelidir. Sitelerde, yani bazılarında, “onu burda yazma, şurda yaz” gibi uyarılar alırım hep. Oysa, yazı bir “bütün”dür. Kafanızda, bir “yapı” oluşmuştur. Sonra o yapıyı, “yapı söküm” yapar, parçalarına ayırır, bütünden kopmadan, “edebiyat”a başvurarak, hercü merc edersiniz, kelimeleri…

Yazıya böyle “parçalı bütünlük” içinde bakınca, yazıya bu anlamı verince, çeviriden de –ve tabii çevirenden de- bahsetmek kaçınılmaz olur.

Possession, netameli bir kelime. Obsesyondan farklı bir “takıntı” türü. Bir bilime ait her kelime netamelidir. Ancak, hangi dile aitse, o dili bilen –bilen derken, dışarıdan bir bilgi değil kastım, yani misal İngilizce’yse, İngiliz olmaktan bahsediyorum; ki bilimin dili ekseri Latince ve batı dilleri, Latince’ye meyyal- anlar tüm anlamlarını. O dile yabancı iseniz, tüm anlamların kafanızda uçuşması, o bilime ünsiyetinizle at başı yürür. Yoksa elbet, “tek anlam”a indirgemek üzre çalışır, insan kafası…

(Misal, sürekli el yıkamak, bir obsesyondur/takıntıdır. “Bu bedendeki ruh, başkasına ait”deki takıntı, elbet o takıntıdan farklı bir takıntıdır. Yani elbet takıntı, ama arada nüans/çok ince ayrım var. Possessiondaki takıntı, “ben bu değilim şuyum” ya da “hem buyum, hem de şuyum” takıntısı. Normal hayatınızda, ekseri, dinsel argümanları yanlışca kullananlarda rastlarsınız. Hani bazıları, yanınızda otururken, aslında bir başka yere gidip geldiklerini söyleyebilirler… Bizi, Doğu toplumlarını, ne kadar eleştirseler de asıl hurafelere inanlar Batılılardır, inanın… Doğunun tasavvuf kelimesini bile “mistisizm” diye çevirirler dillerine. Oysa, tasavvuf, mistisizmden çok farklıdır. Şimdi, açıkladığım bu kelimeye “cin çarpması” da diyorlar, dersem, o medeniyet daha bir yerli yerine oturur kafamızda. Umarım anlamı, oturmuştur yerine kelimenin. )

Possession, bir ruhun, bir başka bedene duhulü/girmesi. Çift kişiliklilerde görülen bir durum. Bu duruma inanmayanlarca, bir hastalık. İyi bir ruh girişi gibi kötü bir ruh girişi –hani şeytan girdi falan derler ya- de mümkün; yani inananlarca… Adını unuttum şimdi, siz kesin hatırlarsınız. Hani evin annesi ölüyordu da hayatta kalan kızı, annesi olduğunu zannediyordu; işte o durumun adı bu. Elbet çevrilirken “tek kelime”ye indirgenmeli. En uygun başlığı bulmuş çevirmen. Yine de bizlerin kafasında, o, tek kelimeye yüklenilen anlamın ayrıntısı da oluşsun istedim. Hepsi budur. (Amma da anlatırmışım. Sonradan okuyunca ben bile sıkıldım)

İki kardeş… Aynı ağaçta yetişen iki meyvenin, birbirinden farklı olması gibi farklılar. Çocuk büyütenler daha iyi bilir bunu. Aynı anne-baba, aynı terbiye; buna rağmen ayrı karakterli iki çocuk… Nasıl oluyor da oluyor, bilemem; ama oluyor işte. Kardeşlerden biri katil karakterli. Diğeri naif, sanata meyilli… Film ilerleyince anlıyoruz, aslında ikisi de aynı kadına aşık. Katil olan, o kadını, kardeşinden daha önce tanımış ve aşık olmuş. Kadın, bizim katilin avukatı. Davasına bakarken, diğer kardeşi görmüş, evlenmişler…

Şartlı tahliye olmuş bizim katil. Ağabeyinin evinde kalıyor, şartlı tahliyeden sonra. Elbet, evde biraz sorun, O’nun orda oluşu. Zira çat kapı bir yerlerinde evin… Rahatsızlık verdiğini anladığında, pılısını pırtısını toplayıp gidiyor. Eyaletten çıkmamalı; şartlı tahliye ya… Avukatımız, eşini arıyor; durumu izah ediyor.

Amerika’yı iyi bilirim. Az mı film izledim. Şimdi, izlediğim filmlere dayanarak, o, adamımızın kaza yaptığı köprü Brooklin Köprüsü’ydü diyorum. (Yanılırsam yüzüme vurmayın. Ama cidden, o köprüyü sanki ezbere biliyorum, filmlerden;adından emin değilim… ) Kardeşini bulmaya çalışırken büyük bir kaza geçiriyor; ikisi birden… Onlardan akan kan, ortada bir yerde dokunuyor birbirine. İki çıplak elektrik kablosunun, birbirine dokunması gibi. Ve olan oluyor. Hatta belki olan olmuyor. Seyredip göreceksiniz…

(İki türlü film anlatımı vardır. Birinde, cımbızla çekerek, en ilginç yerleri vitrine koyup, ilgiyi arttırırsınız. İkincisinde “katil uşak” dersiniz, orda biter film)

Not: İzah ettiğim kavramları, ruhbilim (psikoloji) alanında açıklamaya çalıştım. Fakat bir de ruhçuluk var ki –Spiritüalizm- daha da değişik. Dedim ya, batılılar bizden daha hurafe düşkünü aslında. Ve filmdeki senaryo, ruhbilimden ziyade ruhçulukla alakalı bir gidişat izliyor. Neyse, seyredin işte.

İletiTarih: 09 Mart 2010 03:01
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
İletileri göster:   
Yeni Konu Gönder   Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 1 sayfa) [1 Mesaj] « Önceki konuSonraki konu »
Forum Seçin:  

Türkçe Altyazı © 2007 - 2019