Giriş Kayıt
özel mesaj
spacer

dammak

Yorumbaz
 
Kayıt : 10 Ocak 2018
Son Giriş : Gizli
  • Braid
    Braid
  • Sınır
    Sınır
  • Hearts Beat Loud
    Hearts Beat Loud
  • Kamera o tomeru na!
    Kamera o tomeru na!
  • Journal 64
    Journal 64
Son Yorumları
Braid (2018)
Bugün
“Braid”, hikâyesini de yazan Mitzi Peirone’un yönetmen koltuğunda oturduğu ilk uzun metrajlı sinema filmi…

Prömiyeri, 22 Nisan 2018’de Tribeca Film Festivalinde yapılan ve 10 Ocak 2019 tarihinde önce Rusya’da ardından da 1 Şubat 2019 tarihinde ABD’de vizyona giren filmin, hâlihazırda IMDB, Rotten Tomatoes ve Metacritic gibi mecralarda ciddiye alınacak miktarda oydan oluşan bir izleyici ve yorumcu puanı ortalaması mevcut değil…

O nedenle bizde bu filmi, her zamanki gibi önceliği oyuncu kadrosuna vermek suretiyle bizzat kendimiz mercek altına alarak incelemeye ardından da puanlamaya çalışacağız…

Ancak, artık neredeyse yorumlarımızda geleneksel bir özellik haline geldiği üzere ayrıntılı incelemeye geçmeden önce yine filme ilişkin ilk tespitimizi paylaşalım:

Karşımızdaki, Mitzi Peirone adını yanına parantez içinde (“yönetmen olarak bunda kesinlikle iş var”) şeklinde bir yere not edip sürekli takipte kalmamızı gerektirecek nitelikte bir film…

Elbette içinde anlatılan hikâyenin bir “bulmacayı” andıran kurgusu ile Todd Banhazl’ın baş döndüren kamera kullanım tarzı biraz farklı ve hatta bazı bölümlerde baş döndürecek kadar sarsıcı da olduğu için bu filmin her bünyeye uygun olduğu da söylenilemez…

Neden mi?

Zira Mitzi Peirone, sunduğu bu bulmacanın “anahtarlarını” sıradan sinema izleyicisinin bilmesine imkân (ve belki gerekte) olmayan heykelden resme, müzikten operaya kadar değişik sanat eserlerinin/imgelerinin içine gömerek işi biraz abartmış…

Bu durumu, spoiler vermiş olmamak için ayrıntıya girmeden sadece tek bir örnekle açmak gerekirse, filmin bir sahnesinde, (filmin konusuyla birebir tezat oluşturacak bir şekilde) aslında müthiş bir komedi (hatta şamata) olan Gioachino Rossini’nin Sevil Berberi operasından Figaro’nun aryasının müzik olarak kullanılması ve buna uygun bir koreografinin tercih edilmesi kesinlikle tesadüfi bir durum değildir…

Dediğim gibi filmde, anlatılan hikâyenin anlamına ilişkin buna benzer daha pek çok ipucu var… Ve zaten dikkatli gözler onları, 82 dakikalık süre içinde kolaylıkla yakalayacaktır da… Ama bunun için oturup baştan sona filmin tamamını izlemek gerekiyor…

Filmin oyuncu kadrosuna da şöyle kısaca bir göz atacak olursak…

Başta, ilk önce “Black Mirror” (2016) ve “The Handmaid's Tale” (2017 - 2018) gibi TV dizilerinden tanıdığımız son olarak da “Cam” (2018) filminde izlediğimiz Madeline Brewer ile Imogen Waterhouse ve Sarah Hay’in de rollerine “cuk” diye oturduklarını söylememiz gerekiyor… Şahsi görüşüm, bu üç isim içinden özellikle Madeline Brewer ile Sarah Hay’in aktris olarak hız kesmeden yollarına devam edecekleri şeklinde…

Sonuç olarak, daha çok farklı arayışlar peşinde koşan yönetmenlerin filmlerinden hoşlananları tatmin edecek olan bu film için puanım 6, önerim ise “mutlaka bir göz atın” şeklinde olacak…

Keyifli seyirler…
Gräns (2018)
Dün
“Gräns / Border”, senaryosunu, John Ajvide Lindqvist’in aynı isimli kısa hikâyesinden Isabella Eklöf ve John Ajvide Lindqvist’in kendisi ile birlikte uyarlayarak yazan İran asıllı sinemacı Ali Abbasi’nin yönetmen koltuğunda oturduğu bir drama…

Prömiyeri, 10 Mayıs 2018’de (anlamı “bir başka bakış açısından” olarak tercüme edilebilecek olan) “Un Certain Regard” ödülünü kazandığı Cannes Film Festivalinde yapılan ve aslında yola, İsveç adına 91. Academy ödülleri töreninde “Yabancı Dilde En İyi Film” kategorisinde yarışmak için çıkmasına rağmen ilk aşamayı geçemeyerek elenen film, şu an 91. Academy ödüllerinin “En İyi Makyaj ve Saç Şekillendirme” kategorisinde, “Mary Queen of Scots” (2018) ve “Vice” (2018) ile birlikte yarışacak üç filmden biri olmuş durumda…

31 Ağustos 2018 tarihinde vizyona giren bu filmin, 7.2/10 (4.210 oy) ve 3.8/5 (532 oy) olan IMDB ve Rotten Tomatoes izleyici puanı ortalamalarıyla 7.8/10 (86 yorum) ve 75/100 (21 yorum) olan Rotten Tomatoes ve Metacritic yorum ortalamaları, her ne kadar katılımcı sayıları çok fazla olmasa da nitelikli bir filmle karşı karşıya olduğumuzu söylüyor gibi…

“Yine de isterseniz, her zamanki gibi önceliği oyuncu kadrosuna vermek suretiyle bu filmi birde biz inceleyerek yorumlayalım ve ardından da puanlamaya çalışalım” diyeceğim…

Ve sözü:

“Ancak, artık neredeyse yorumlarımızda geleneksel bir özellik haline geldiği üzere ayrıntılı incelemeye geçmeden önce yine filme ilişkin ilk tespitimizi paylaşalım” şeklinde bağlayacağım…

Fakat gelin bu kez işe, bir ilk tespitle değil de 91. Academy ödüllerinin sahiplerini bulacağı 24 Şubat 2019 akşamına yönelik küçük bir tahminle başlayalım:

Ortadoğu’ya kan banyosu yaptıranlar grubunda başı çeken Amerikalılardan biri olan Dick Cheney’in (ki zaten o yüzden de Golden Globes ödül töreninde bu filmde oynadığı Dick Cheney rolüyle En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazanan Christian Bale, "Bu rolü nasıl oynayacağım konusunda bana ilham verdiği için Şeytan'a teşekkür ederim" demişti) hikâyesinin anlatıldığı “Vice” (2018) filmine “milli bir görev” addettiği için en az bir ödül vermeyi kafasına koymuş olan Academy jürisi, eğer “En İyi Makyaj ve Saç Şekillendirme” kategorisini bu iş için kullanmazsa bu ödül, bana göre kesinlikle “Gräns / Border” filmine gider… Zira Göran Lundström ve Pamela Goldammer ikilisi gerçekten de mükemmel bir işçiliğe imza atmışlar…

Bu tahminden sonra tekrar filme ilişkin ilk tespitimize dönecek olursak…

O da, bir sonraki saniyesi önceden kestirilemeyen 110 dakikalık bu sıra dışı filmin, başroldeki Eva Melander ve Eero Milonoff’un performanslarıyla doyumsuz bir sinema ziyafetine dönüştüğü biçiminde olabilir…

Elbette “Gräns / Border” ın, seyri herkes için kolay bir film olmadığı da çok açık…

Fakat bunu, Cannes’da alışılmış geleneksel kalıplar dışındaki hikâyelere sahip olan “özgün ve farklı” filmlere verilen “Un Certain Regard” ödülünü aldığını duyduğumuz/gördüğümüz anda anlamış olmamız gerekiyordu zaten… Yani ortada öyle fazla şaşırılacak bir durum da yok aslında…

Belki burada şaşırılacak olan tek husus, doğduğu İran’da 21 yıl yaşadıktan sonra İskandinav ülkelerinde yoluna devam eden Ali Abbasi’nin (halen İran pasaportuna da sahip olmasına rağmen) yaşamakta olduğu coğrafyanın kültürünü hızlı bir biçimde içselleştirmesi ve bunu filmlerine de yansıtıyor olabilmesi… Öyle ki, eğer bilmesek ve sorulduğunda da 40 yıl dahi düşünsek, bu filmin (ve diğer Ali Abbasi filmlerinin) yönetmen koltuğunda oturanın bir İranlı olabileceğini kesinlikle aklımızın ucundan bile geçirmeyiz…

Meraklıları çok iyi bilirler, aynı tarzı yani yaşadığı coğrafyanın kültürünü içselleştirme işini, Türk asıllı İtalyan yönetmen Ferzan Özpetek’in pek çok filminde de görmek mümkündür…

Sonuç olarak, büyük bir ilgi ve beğeniyle izlediğim bu çok özel film için puanım 7, önerim ise “mutlaka izlenmeli” şeklinde olacak…

Keyifli seyirler…
Hearts Beat Loud (2018)
15 Şubat 2019
“Hearts Beat Loud”, senaryosunu, Marc Basch ile birlikte yazan Brett Haley’in yönetmen koltuğunda oturduğu müzik dolu bir drama…

Prömiyeri, 26 Ocak 2018’de Sundance Film Festivalinde yapılan ve 8 Haziran 2018 tarihinde vizyona giren filmin, , 6.9/10 (5.348 oy) ve 3.8/5 (1.533 oy) olan IMDB ve Rotten Tomatoes izleyici puanı ortalamalarıyla 7.3/10 (145 yorum) ve 65/100 (29 yorum) olan Rotten Tomatoes ve Metacritic yorum ortalamaları, her ne kadar katılımcı sayıları çok fazla olmasa da sinema izleyicisinin ilgisini çekmeyi başaramayan “orta halli” bir filmle karşı karşıya olduğumuzu söylüyor gibi…

Yine de isterseniz, her zamanki gibi önceliği oyuncu kadrosuna vermek suretiyle 2 milyon dolarlık bir bütçeyle çekilip 2.4 milyon dolarlık bir gişe yapmış olan bu filmi birde biz inceleyerek yorumlayalım ve ardından da puanlamaya çalışalım…

Ancak, artık neredeyse yorumlarımızda geleneksel bir özellik haline geldiği üzere ayrıntılı incelemeye geçmeden önce yine filme ilişkin ilk tespitimizi paylaşalım:

Karşımızdaki, yukarıda da tahmin ettiğimiz gibi “orta halli” tanımına son derece uygun olan “basit” ama bir o kadarda “sevimli” bir hikâyeyi bünyesinde barındıran sıcacık bir film… Öyle ki, eğer bir sinemasever olarak aynı zamanda müzikten de hoşlanıyorsanız, emin olun 97 dakikalık sürenin nasıl akıp geçtiğini anlayamadığınız bu film, size gerçekten de iyi gelecek…

Ama o kadar…

Zira yapmış olduğumuz bu iyimser tespit nedeniyle, kesinlikle “Hearts Beat Loud” un müthiş bir film olduğu sonucuna da varılmamalı… Belki bu üçüncü tekrar olacak ama dediğimiz gibi bu film her şeyi ile “orta halli…”

Örneğin, plakçı dükkânının sahibi Leslie rolündeki Toni Collette ile barmen Dave’i canlandıran 3 Golden Globes ve 2 Primetime Emmy ödüllü Ted Danson’ın da içinde bulunduğu oyuncu kadrosu da fazlasıyla “orta halli”… Ama yine bir o kadar da “sıcak ve samimi…”

Her ne kadar kişisel olarak (bu filmdeki gibi) gitarlar ve bir iki yerde de davul dışında akustik enstrümanlar yerine insanın ruhunda doğallık değil de sentetiklik duygusu uyandıran bilgisayar destekli elektronik cihazların kullanıldığı müziklerden pek keyif almasam da, Keegan DeWitt’in bu film için özel olarak yazdığı şarkıların da kötü olduğu söylenilemez… Filmin kendisinde izlediğimiz gibi gerçekte de bizzat Kiersey Clemons tarafından seslendirilen “Hearts Beat Loud”, “Blink (One Million Mile)” ve Nick Offerman tarafından seslendirilen “Shut Your Eyes” ile bu ikilinin birlikte seslendirdikleri “Everything Must Go” içinde kullanılabilecek en doğru deyim, olsa olsa yine “orta halli” olabilir…

Filme ilişkin en gereksiz tartışma ise Sam Fisher (Kiersey Clemons) ile Rose (Sasha Lane) arasındaki ilişkiye ilişkin homofobik bakış açısı… Maalesef bu kör paradigmadan kurtulamayanlar ve bu eleştirileri yapanlar halen her yerde mevcut…

Sonuç olarak, baştan sona ilgiyle izlediğim bu “orta halli” film için puanım 6, önerim ise “sizde bir şans verin ve izleyin” şeklinde olacak…

Keyifli seyirler…
Türkçe Altyazı © 2007 - 2019