Giriş Kayıt
twitter özel mesaj
spacer

kuzeydebiryer

 
Kayıt : 23 Ağustos 2008
D.Günü : Nisan 11, 1978 (44) Koç
Şehir : Düş Toprakları
Meslek : Öğretmen
İlgi alanları : Sinema, Edebiyat ve Müzik
Sitesi : https://letterboxd.com/kuzeydebiryer/
  • Her Şey Her Yerde Aynı Anda
    Her Şey Her Yerde Aynı
  • Kutup Çizgisi Aşıkları
    Kutup Çizgisi Aşıkları
  • Nine Days
    Nine Days
  • Doraibu mai kâ
    Doraibu mai kâ
  • 6 Numaralı Kompartıman
    6 Numaralı Kompartıman
  • 1883
    1883
  • The Witcher
    The Witcher
  • Şahsiyet
    Şahsiyet
  • Dekalog
    Dekalog
  • La casa de papel
    La casa de papel
  • Éric Rohmer
    Éric Rohmer
  • Lillian Gish
    Lillian Gish
  • Wes Anderson
    Wes Anderson
  • Zbigniew Preisner
    Zbigniew Preisner
  • Ali Atay
    Ali Atay
  • The Peripheral
    The Peripheral
  • Barbarian
    Barbarian
  • Werewolf by Night
    Werewolf by Night
  • Vesper
    Vesper
  • Güneş Sonrası
    Güneş Sonrası
  • default avatar
    rludlum
  • avatar
    Cormorant
  • avatar
    Aweless
  • avatar
    maviess
  • default avatar
    delielveli
Son Yorumları
Yangin Yerinde Orkideler (2020)
27 Ağustos 2021
Ali Arif Ersen'in hiç bir engeli yaratıcılığına sınır kabul etmeyen savaşına misafir olduğumuz ilham verici bir belgesel. 2004 yılında oldukça ender görülen bir rahatsızlık sonucu fiziksel dünyasını derin bir sessizlik kaplayan resim ve fotoğraf sanatçısı Ali Arif Ersen'in hastalığından önceki kişisel video görüntüleri ile açılış yapılıyor. Selin Şenköken Yangın yerinde orkideler belgeselini hastalık öncesi ve sonrası iki bölüm ile ele almış. Onun sanatçı kişiliğine büyük bir saygı duymamızı sağlayan bir dokuda inşa edilmiş yapısını oldukça içten buldum. Ali Arif'in gözleri ile yaratıcılığı, tutkuyu ve sanatı engelsiz görebiliyoruz. Onun varoluş mücadelesini ölüme karşı bir duruş olarak okumamız gerekiyor. Zaten Ali Arif beyde belgeselde bunu açık bir dille ifade ediyor. Bizi biz yapan bütün renklerimizi yansıtmamızı bekleyen bu görkemli hayatta Ali Arif Ersen'in varlığı kendi tualimizde önemli izler bırakıyor. Bu izleri "Nazım Hikmet Ran"ın dizeleri ile noktalayan Ali Arif bey gibi bir sanatçıyı bu belgesel ile tanıdığım için kendimi şanslı kabul ediyorum.


1

yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

1947

2

diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

1948

3

bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.

bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
böylesine sevilecek bu dünya
"yaşadım" diyebilmen için...

NAZIM HİKMET"
Midsommar (2019)
27 Temmuz 2021
İnsanlığın bu dünyada ki kısa yaşamının kırılma noktalarından birisi teknoloji ile kurduğu yakın ilişki. Teknoloji bizi doğanın rahminden koparıp modern yaşam dediğimiz uyumsuz bir düzensizliğe hapsetti. Teknoloji için doğayı kurban eden insanoğlu artık geriye dönülmez bir noktaya doğru sürükleniyor. Gelecek sanrılarımız uzak gezegenlerde kendini resmederken "Midsommar" bu geriye dönülmez çıkmaza ritüelleriyle büyük bir ağıt yakıyor.

1983 yılında Tarkovsky insanlığın geleceğini şöyle tarif eder "“Aslında geleceğimizin en büyük kaygısı muhtemelen savaş değil, insanın varoluşuna elverişli ekolojik konumun kademeli olarak yok oluşu olacak. Savaş bile olmadan bu atmosferde boğulacağız.” Günümüzde yaşadığımız bu ekolojik kriz insanlığın iki kanun arasında kalışından ve yaptığı tercihten kaynaklanıyor. Doğa kanunları ve ekonomik kanunlar arasında tercihini doğanın aleyhine kullanan insanoğlu kendinin kurban olacağı bir rituelin seçimini de yapmış oldu.

2018 yapımı Hereditary ile kendi üslubunu eleştirmenlere ve izleyicilere kabul ettiren Arı Aster'ın yönettiği ikinci uzun metraj çalışması Midsommar pagan döneminin izlerini taşıyan bir bayramda modern çağın insanlarına korku gerilim türünün bazı özellikleriyle fısıldayarak onları rahatsız etmek istemiş. Aslında yapmak istediği "bireycilik ile kolektivizm" arasında ki çatışmayı doğa ile onun bir parçası olan insan arasındaki bağın sembolü olan bir yaz şenliğinde gözler önüne sermek.

Martin Nowak “işbirliği insanlığı günahlarından arındırabilecek tek şeydir” der. Arı Aster'ın İsveç'te ki bir komüne uzanan öyküsünün merkezinde yer alan 5 karakter bu arınmanın aracı haline gelecekler. Yitirilen aile bağları, bencil hayatlar, depresif yalnızlığımız arınmaya kurban edilecek günahlarımızdan bir kaçıdır. Arı Aster hikayenin merkezine Dani'yi (Florence Pugh) yerleştirerek parçalanmış ve yok olmuş aileyi komün yaşamının işbirliğinde yeniden birleştirecek.

"Yaşam döngüsünün çocuklarıyız."

İsvec'in harika doğasında onunla barışık şekilde yaşayan bu kapalı toplumun varlığını devam ettirmesi teknoloji öncesi kurallara bağlıdır. Bu toplumda bireyin değeri yoktur. Birey sadece yaşam döngüsünün bir parçasıdır. Yaşlanıp acı, korku ve utançla ölmek yerine hayatlarını bu döngüye teslim ederler. Bu jest sayesinde hayatları bozulmayacaktır. Geçmiş dönemlerde toplum içinde utanç ile yaşamak yerine hayatlarına son verenlerin rıtüeli ile başlayan şenlik 5 karakterimizin kanlı yolculuğunun ilk adımıdır. Döngü karanlık bir gölge gibi karakterleri kuşatır. Her karakter döngünün kurbanı olarak toplum için amacını gerilimin artan ritmiyle yerine getirirler.

Midsommar izleyicisini ikiye bölüyor. Filme korku, gerilim türünün alışkanlıkları ile bakan izleyicisini kesinlikle tatmin etmeyecek bir yapım. Kamera kullanımı, görselliği, senaryosunun alt metinleri ile beni fazlasıyla etkilemeyi başardı. İnsanlığın çıkmazı karşısında tek ses olarak vücut bulan sekansları ise tek kelime ile muhteşemdi. 2018 yapımı Suspiria filminde dans sekansında hissettiğim etkiydi bu. Arı Aster farklı tarzıyla kendine ait sağlam bir üslup geliştiriyor. Onun bu sinemasal yolculuğunu yakından takip etme isteğim izlediğim her filmi ile kuvvetleniyor.
Pig (2021)
25 Temmuz 2021
Büyük kayıpların ardından, içimizi küle çeviren acının renginin soluklaştığı bir anda hikayemizin merkezinde yer alan yalnız bir adam ile karşılaşıyoruz. Ormanın derinliklerinde bir domuz ile sevgi bağları kuran yalnız adamın domuzunun yabancılar tarafından kaçırılması ile zihnimizde intikamın bildik öyküsünün kareleri canlanıyor. John Wick ya da benzerlerinin izinde giderek artan aksiyonu ve intikamı beklerken filmin finalinde beklentilerimin uzağında yürek burkan bir tat ile filmi tamamladım.

Filme başlamadan önce hatta filmin ilk yarısında hep bu intikam öykülerinin klişeleri ile zihnim kuşatılmıştı. Filmin bu yolda ilerlememesi ve dram türünün öğelerini ön plana alması beni memnun etti. Nicholas Cage iyi bir kariyerin ardından ruhunu para karşılığında şeytana satan bir oyuncuya dönüşmüştü benim gözümde. Parlak kariyerini geride bırakırken filmlerini izlemek gibi bir isteği kaybetmiştim. Bu açıdan Pig bu hislerimi birazda olsa yıkmamda etkili oldu. Hüznü iyi yansıtan yüzünü iyi bir filmde görmeyi cidden özlemişim. İlk uzun metraj işinde Michael Sarnoski hem yönetmelikte hem de senaryo da güzel bir iş çıkarmış. En önemlisi de Nicolas Cage'in bu başarıda payının olması.

Aksiyon severleri üzecek derecede drama yönelen bu film bu beklentiye sahip izleyicileri memnun etmeyecek. Durağan ve derinlikli yapısını destekleyen kamera görüntüleri ve senaryosu ile birlikte düşünüldüğünde bu filme bir şans verilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Türkçe Altyazı © 2007 - 2022