Giriş Kayıt
Yorumlar (25)
avatar
(399) -
Gayet akıcı ve aksiyon dolu bir film. Yalnız filmin ismi sizi yanıltmasın film Bruce Lee'nin hayat hikayesinden çok Wong Jack Man ile olan dövüşüne odaklanıyor. İyi seyirler.
7


default avatar
(4) -
Bir efsane ancak bu kadar rezil edilir.
3


avatar
(14) -
Naturel bir filmdi. Beğendim bence puanı daha yüksek olmalıydı. En azından 7-8 arası..
8


default avatar
(2) -
brucelee'nin hayatının dönüm noktasını antıldığı belgesel tadında güzel bir film olmuş. Bruce'ı fırlama ukala bir tavırla görmek bir değişikti. dövüş koreografileri çok iyiydi abartı çok değildi. keyifle izlenicek bir film


default avatar
(23) -
tek kelimeyle HARİKA olmuş..uzun süredir bekliyordum sonunda izledim oldukça keyif aldım Bruce lee den biraz daha fazla çığlık sesi duymak isterdim ama az olmuş yinede güzeldi iyi seyirlerrr
8


default avatar
(1) -
Beklentisiz izledim, reklamı yapılan, bangır bangır gelen bir film olmadığı için zaten izleyen herkeste öyle izleyecektir. Çok keyif aldım, beklentimin 2-3 tık üzerinde bir filmdi. Esprileri komikti, Lee yi görmek güzeldi. Dövüş sahneleri de abartı değil gerçekçiydi.
8


default avatar
(11) -
Akılda kalıcı tek bir sahnesi bile olmayan, izle unut filmlerden birisi..
5


avatar
(225) -
Bruce Lee hayranlarının hatırı sayılabilecek güzel bir yapım, İzlenebilecek kalitede olmuş Bu tarz sevenler kesinlikle kaçırmasınlar ....


avatar
(262) -
Bruce Lee filmlerini seyretmiş biri olarak, aşağıdaki detaylı yorumların üzerine söyleyecek bir şey bulamıyorum. Hikayede yanlışlık ve çaptırmalar olsada izlenirlik açısından sıkıntı yoktu, ben keyifle izledim ..
6


default avatar
(1) -
Öncelikle Bruce Fan'ın yazdıklarına %50 katılıyorum, %50 ise katılmıyorum. Bruce'in hayatında zaten çelişkiler var, benimde baya çok bildiklerim var ama uzunca bir yazı döşeyemeyeceğim. Film konusunda fikirlerimi beyan edersem, filmi ben çok beğendim. Filmin ana konusu Bruce Lee'nin dövüş tarzının değişmesi idi, ve bunu da gayet iyi işlemişler. Dövüş teknikleri iyi seçilmiş, aydınlanma yaşadığı anda çok iyi kurgulanmış. Bruce Lee'nin hayatını değiştiren bir dövüş olduğu kesin. Filmi dövüş eğitimi almamış bir kişinin izlemesi ile, dövüş eğitimi almış bir kişinin izlemesi arasında dağlar kadar fark var. Film bu açıdan çok iyi çekilmiş. Sinema bazında değeri nedir bilmiyorum. Oyunculuklar falan bilmem.. Dövüş öğrencilerine kesinlikle izletilmesi gereken filmlerden olmuş, fevkalede Wink


avatar
(210) -
Bruce lee ye bayılıyorum. Başrol de oynayan eleman iyi iş çıkarmış. Sizi resmen filmin içine alıyor. Kesinlikle izlemeniz lazım. 10/7.7
8


default avatar
(21) -
Film iyiydi oyunculuklar sönük kalmış Bruce Lee bazı sahneleride kötü ama izlenir yinede hatırına.


default avatar
(6) -
film gerçekten keyifli vakit harcamaya değer bir yapım olmuş kafa dağıtmak için izlenir sadece ama çokta beklenti yapmamak lazım
7


avatar
(267) -
Bruce Fan'e katıldığım ve katılmadığım noktalar var. Wong Jack Man konusunu biliyordum, ama bana pek önemli gibi gelmemişti. Birileri çok önemseyip, üzerine film bile yapmışlar, ilginç. Hem de onca yıl sonra. Bruce Lee'nin coşkulu kişiliği filmde negatif yönde abartılmış gerçekten, ama kendisinin biraz "patavatsız" olabildiğini de unutmayalım. Bu dövüş ile ilgili olarak kendi ifadesi bize bir fikir verecektir: "I'd gotten into a fight in San Francisco with a Kung-Fu cat, and after a brief encounter the son-of-a-bitch started to run. I chased him and, like a fool, kept punching him behind his head and back. Soon my fists began to swell from hitting his hard head. Right then I realized Wing Chun was not too practical and began to alter my way of fighting." Dövüş konusunda çelişkili ifadeler var, ama en azından filmde canlandırıldığı gibi olmadığı belli. Yine de unutulmaması gereken, dramatik kurgusu olan ve "belgesel" iddiası taşımayan bir filmin bu yönden eleştirilmesinin pek doğru olmadığıdır. Pek çok kez kullandığım bir cümleyi burada da tekrar edeceğim: "Bu bir film." Dolayısıyla filmde elbette "uydurma" karakterler olacak, ve illa ki subjektif bir bakış açısını yansıtacaktır. Kaldı ki sinema tarihinde çok daha vahim, özellikle doğrudan bizi ilgilendiren konularda yapılmış filmler varken, buna çok fazla gönül koymak biraz "lüks" oluyor sanki. Yine de Bruce Fan'e detaylı ve aydınlatıcı yorumu için teşekkür etmek gerekir, ve yine de benim bile yadırgadığım konu, Bruce Lee'nin özgün fikirlerini sanki tamamen Wong Jack Man'dan almış gibi gösterilmesi idi, ki en önemli "haksızlık" bence buydu. Onunla olan karşılaşmasından sonra bazı kararlar aldığı doğrudur, ama fikirleri tamamen kendisine aittir. İki düzeltme: Yip Man'dan önce ilk derslerini babasından aldığı doğrudur, her erkek çocuk gibi. Gülücük Bir de, Green Hornet TV dizisidir, ve belki dizilerden "aparılmış" da olabilir, ama sinema versiyonu da vardır ki, bizzat sinemada (Bruce Lee'nin rolünün azlığına ve maskeyle oynatılmasına içerleyerek) izlemiştim. Gerçekten izlenmemesi gereken, zaman kaybı olan filmler var, ama bu film için böyle söylemek doğru olmaz. Filmin izleyicilerine tavsiye, bir kurgu olduğunu ve bire bir gerçekleri yansıtmaktan oldukça uzak olduğunu unutmadan , ve dövüş koreografileri konusunda çok büyük bir beklenti içinde olmadan izlemeleri olacaktır.
6

Cevaplar (2)
default avatar
(7) -
Yorumunuz için sağolun. Kung fu cat sözüne çok güldüm. Adamı artık nasıl bunalttılarsa, içini dökmüş Gülücük

Kung fu öğrenme meselesinde, paranteze wing chun'u da koyarak, ciddi ve gerçek manada Ip-Man ustadan öğrendiğini belirtmek istedim. Green Hornet filminin ise daha sonraki yıllarda çekildiğini anlatmak istedim. Filmde maskeli gözükmesi de bana göre Amerikan ırkçılığından kaynaklanıyor.

Kişilerin hayatı anlatılırken, gerçeğe mümkün mertebe sadık kalınmasından yanayım. Olmayanı oldu göstermek, iftira olur. Neticede çizgi film kahramanları anlatılmıyor. Dediğiniz gibi buna "bu film" diyebilmemiz için, filmin başına "Bu film 1964 yılını ve Wong Jack Man ile olan hikayesini anlatıyor" gibilerinden bir sunum yerine, Flash TV dizileri gibi, "Bu filmdeki kişiler ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, bol bol sıkacağız, sakın inanmayın hee" gibilerinden bir uyarı konulmalıydı Gülücük Yoksa işin içinden çıkılmaz.

Uydurmasyon karakterlere de karşıyım. Steve McKee karakteri, eğer o sıralarda kendi halinde bir film yıldızı olan Steve McQueen ise adamın bu hikayede en ufak bir yeri bile yok. Bu, ona da haksızlıktır, iftiradır. Eğer değilse, böyle bir karakter zaten olmamıştır. İnsanları kandırmaya gerek yok. "Neticede bu film, kurgu, olabilir" gibilerinden geçiştirilemez. Misal Fatih hakkında bir film çekilse, yanına da hiç olmayan bir karakter konulsa, adı da o sıralar Alman prensliğinden istifa etmiş ve Fatih'in veziri olmuş Adolf Höttler olsa, bu hem gülünç, hem de iftira olur.

Bilinen gerçeklerin olduğu gibi anlatılmasından yanayım. Donnie Yen'in oynadığı Ip-Man filmine bu yüzden saygı duyarım. Hikayeye olabildiğince sadık kalınmış. Bu sayede hem Ip-Man'ı, hem Donnie Yen'i dünyaya sevdiren bir film olmuş. Hatalar, eksiklikler elbette olabilir. Mustafa Akkad'ın Çağrı filmi gerçeğe kalabildiğince sadık kalmasına rağmen, yine de ufak tefek hatalar ve eskiklikler mevcut. İşte tam bu noktada sizin de dediğiniz "Bu neticede bir film" diyebilme hoşgörüsüne sahip olabiliriz ama öbür türlü asla.

Ha yapılmıyor mu, yapılıyor. İyiler kötüleniyor, kötüler kahramanlaştırılıyor. Sinema dünyası, algı operasyonculuğuna dönüşmüş durumda. gördüğüm yerde, şahsım adına hemen tepkimi koyarım ve koymaktan çekinmem. Bu yazıyı, bu sitede daha önce büyük usta ile ilgili birkaç yazı yazdım diye, buraya da yazmak istedim o kadar. Yoksa gönül koyma lüksümü her yerde kullanıyorum. Genelde hangi siteden izliyorsam, anlık olarak görüşümü, itirazımı o sitenin yorum kısmına yaparım. Misal en son Hitchcock filminde geçen küçücük ve önemsiz gibi görünen bir replikte Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) edilen iftiraya tepkimi koymuştum. Ondan öncesi Wonder Woman filminde İngilizlerin Miss World, Almanların ise barbar, vahşi, kan emici gösterilip, yanlarına Osmanlı'yı da alarak, dünyayı felakete sürüklemek istediklerinin propagandasının yapılmasına da tepkimi koymuştum. Yani gönül koyma lüksümü gördüğüm yerde kullanıyorum Gülücük

Vesselam, cevabınızı okumaktan ve cevabınıza cevap vermekten memnuniyet duydum. Tekrardan teşekkürler, sağolun Gülücük


+1
| Bildir
avatar
(267) -
Siz de sağolun. "Lüks" diyorum ama, ben de epeyce sinir olduğumu kabul etmeliyim. Filmin başında "gerçek olaylardan esinlenilmiştir" dese pek sorun olmayacak ama "o olayı anlatıyoruz" deyince insan daha objektif bir yorum bekliyor gerçekten. Yazının tamamı şu adreste bu arada:
http://www.kungfu.net/brucelee.html
Bizde Osmanlı dönemiyle ilgili yapılan film ve diziler konusuna hiç girmesek daha iyi. Gülücük
Höttler güzel isimmiş ama...
Ip-Man müthiş bir (hatta iki) filmdi, bununla kıyas bile kabul etmez zaten.
Bu arada Wonder Woman' a ben de ciddi şekilde içerlemiştim, yorum da yazmıştım. (Gönül koyacak neler var derken o da aklımdaydı. Hele bir de Kuzeydoğu "komşumuz"un yaptırdığı bazı şeyler var ki, Ararat mesela, aman aman...)
Mustafa Akad'ın Ömer Muhtar'ını (Lion Of The Desert) çok beğenmiştim zamanında, gördünüz mü, bilmem...
6


0
| Bildir


default avatar
(7) -
Film, Bruce Lee’yi bilmeyenler için yapılmış bir film olmaktan kat kat uzak. Ama bilenler için gayet basit bir kurgu, tamamen uydurma bir senaryo, yetersiz oyunculuklar, taraflı ve karalayıcı bir anlatım ve cidden çok kötü bir film. Senaryoyu sanırım ya Wong Jack Man, ya da Wong Jack Man'in akrabalarından biri yazmış. Belki de filme maddi destek sağladılar, bilemem! Zira ancak bu yolla aşağılanmaya çalışılabilirdi Büyük Usta...

Filmi izlerken sık sık notlar tuttum. Eğer film gerçek kişilerin hayatından kesit kullanma iddaasında olmasa yani sıradan kurgulu ve senaryolu bir film olsa, Bruce Lee’nin hayatıyla ilgili olmasa, eyvallah diyeceğim.

Daha önce 2013’te çekilen Ip-Man: Son Dövüş adlı (Donnie Yen’in oynamadığı) filmde de Bruce Lee’yi kasıtlı bir şekilde karalamışlardı. (Donnie Yen’in çevirdiği Ip-Man serisine diyecek lafım yok, gerçek bir biyografi filmi ancak bu kadar güzel çekilir). Aynen bu film de Bruce ustayı adeta karalamak için çekilmiş sanki. 30 küsür yıldır Bruce ustayı bilen ve hayatına dair çokça araştırmalar yapan biri olarak bu rezil filmi izlerken, filmin neresinden tutup da düzelteceğim diye düşünmeden edemedim. Filmdeki -hataları demiyorum- kasıtlı karalamaları madde madde yazmaya çalışacağım.

1 - Öncelikle Bruce usta, 1700’lü, 1800’lü yıllarda veya 1900’lerin başında yaşamış ve hayatı hakkında pek az bilgiye sahip olunan biri değil. Bu kadar uydurma ve taraflı bir şekilde anlatılıp, karalanmak istenmesi, cidden çocukça bir girişim olmuş. Her şey ortada. Ustanın hayatının hemen her kesiti biliniyor. Hakkında onlarca belgesel çekilmiş, kitap, makale yazılmış. Filmde anlatılan zırvalarla kendilerini kandırıp, buna kendilerini inandırırlar ancak.

2 - Bruce usta, filmde oldukça kaba, hırslı, kendinden başkasını düşünmeyen, kibirli, ukala biri olarak gösterilmiş. Tam aksine usta, Washington Üniversitesi Felsefe bölümü mezunudur. Yaptığı konuşmaların, kurduğu cümlelerin olgunluğu ile sadece bir dövüş ustası değil, aynı zamanda bu çağın bir filozofu olduğu hemen anlaşılabilir. Evet, büyük bir özgüven sahibi idi ama o kadar. Özgüven sahibi olmak ayrıdır, ukala olmak ayrıdır. Böyle olsa idi zaten tek talebesi olmaz, bu kadar büyük başarılara da imza atamazdı. Bu konuda, yani onun mütevaziliği konusunda talebelerinin fikir birliği vardır.

3 - Wong Jack Man mevzusuna girmeden önce, Wong Jack Man’in film arasına sıkıştırılan “Kung fu özgürlüktür” gibilerinden bir repliği var. Yani Bruce usta, kendini sınırlayan, bu sınırlamaya sebep ise ondaki büyük hırs olup, bu yüzden hırsına yenik düşen biri olarak lanse ediliyor. Bu tamamen yanlış. Hatta tam tersi. Usta, en başından beri özgürlükten, yenilikten, gelişmekten, olgunluğa ulaşmaktan yanadır. Zaten böyle düşündüğü için de Wong Jack Man gibi bir vaka başından geçmiştir ya, dediğim gibi bu olaya sonra değineceğim.

4 - Filmde, Steve McKee uydurma karakteri ile Bruce Lee arasında geçen şu konuşma beni cidden çok güldürdü. Yani bir senaryo bu kadar uydurulur. Yahu adamın hayatı meydanda. Bu konuşmayı nasıl filme almışlar anlayamadım. Tam bir rezillik, yalan dolan. Konuşma aynen şöyle:

“Hong Kong’ta çocukken her gün kavgalara karışırdım. Bu yüzden babam bana Kung-fu öğretti. 16
yaşımdayken okuldaki bir zorbayla kavgaya tutuştum.Onun leşini serdim, ayağını kırdım. Chenghu’ların patronunun oğlu olduğu ortaya çıktı. Babam onlarla anlaştı, beni ABD’ye gönderdi.”

Tam burada meşhur bir hikaye aklıma geldi. Hanımı, eşiyle konuşur: Bey, bugün bir hikaye öğrendim. Hazreti İsa, kılıcıyla, nehiri kurutmuş…. Eşi, bu esnada araya girmiş: Hanım hanım, ben şimdi bunun neresinden tutup da düzelteyim. Bir kere o Hazreti İsa değil, Hazreti Musa. Kılıç değil, asa. Nehir değil, deniz. Kurutmamış, ikiye yarmış Gülücük

Şimdi şu konuşmanın aslını anlatalım. Evet, büyük usta, Hong Kong’ta çocukluktan, ta 18 yaşlarına kadar her gün kavgalara karışıyordu. Kendine bir de çete kurmuştu. Zira Hong Kong, o zamanlar İngiliz sömürgesi altındaydı. Ustanın kavga ettikleri ise, sömürgeci İngilizlerin çocuklarının kurduğu çetelerdi. Ustanın babası Kung fu’cu değil, Hong Kong’un çok saygı duyulan ve sevilen meşhur bir tiyatro sanatçısıydı. Ayrıca usta da Hong Kong’un çocuk yıldızlarındandı. Bizdeki Sezercik, Ömercik, Bahattincik gibi Gülücük Ustaya Kung fu’yu (Wing Chun’u) babası değil, herkesin bildiği gibi büyük usta Ip-Man öğretmişti. 1953’te 12-13 yaşlarında Ip-Man’dan ders almaya başlayan Bruce Lee, 1959’a kadar kadar derslere devam etmiştir. Filmde bahsedilen yani 16 yaşındayen dövdüğü kişi, Chenghu’ların patronunun oğlu değildir. Olayın aslı şudur. Usta 18 yaşlarında iken İngiliz Sömürge Bakanlığı’na bağlı Hong Kong Emniyet Müdürlüğü Başmüfettişinin (bu kişi İngilizdir) oğlunu tam anlamıyla dövmekten mest etmiştir. Bunun üzerine hakkında hemen bir tutuklama kararı çıkartılmıştır. Yukarıda da dediğim gibi hem babasının sevilen sayılan bir tiyatro sanatçısı olmasından, hem de “patron da sendikalı heralde, hemşehrisini tutuyor” hesabı, bir Hong Kong’lu olduğundan, Hong Kong’un emniyet müdürü, babasına acil haber gönderir. Başmüfettişin, Bruce Lee hakkında tutuklama kararı çıkarttığını, olayın çok büyüyebileceğini, oğlunu acilen Hong Kong’tan uzaklaştırmasını tembihler. Bunun üzerine, olayın sabahında babası, ustanın cebine 100 dolar koyar ve alelacele bir gemiye bindirip, ABD’ye gönderir. İşte bütün hikaye budur. Yok Chenghu’ların patronunun oğlunu dövmüşmüş, yok o yüzden haraç vermiyormuşmuş.. Tamamıyla uydurma…
Daha ayrıntılı hikaye için, Bruce Lee'nin, ABD'ye zorunlu gidişine kadar ki geçen yıllarını anlatan "Bruce Lee, My Brother - Kardeşim Bruce Lee" filmini izleyebilirsiniz.

5 - Steve Mckee diye filmde anlatılan şahsın, bu isim ve hali ile Bruce ustanın hayatının hiçbir döneminde var olmadığını belirteyim. Eğer Steve Mckee’den kastettikleri ABD’li sinema yıldızı Steve Mc Queen ise (tipi, isim benzerliği ve doğduğu yerin Indiana olduğunu söylemesi, bu karakterin Steve McQueen olduğunu gösteriyor) buna ancak gülünür. Çünkü Steve McQueen, ilk filmini 1952 yılında çekmiş, Bruce usta ile tanıştığı sıralarda da hayli meşhur olan bir sinema yıldızıdır. Bruce usta ile tanışması da 1964’te değil, daha sonraki yıllarda olmuş, ustadan özel ders almıştır. Wong Jack Man ile tanışması ve onun öğrencisi olması bir yana, belki de onu hayatında hiç görmemiştir. Velhasıl Steve Mckee karakteri Steve McQueen ise Bruce ustadan özel ders alması dışında, bu olayların hiçbir yerinde nefesi dahi yoktur. Eğer değilse başta da dediğim gibi Steve Mckee ismi Bruce ustanın hayatının hiçbir döneminde var olmamıştır. Yani tamamen mabaddan uydurma bir karakter olmuş Gülücük

6 - Gelelim şu meşhur Wong Jack Man dövüşüne. O kadar uyduruk bir şekilde aktarmışlar ki ve ustayı öylesine karalamışlar ki senaryoyu Wong Jack Man mi yazdı acaba diye düşünmedim değil. Filmde Wong Jack Man ahlak abidesi, olgunluğun zirvesi, zerafetin timsali, ufacık tefecik içi dolu turşucuk, sevimli mi sevimli biri olarak gösterilmiş. Olabilir, buna itirazım yok fakat bu gösteri işi, karşısındakini yani Bruce ustayı, aksi yönde aşağılayarak, karalayarak gösterilmeye dönüşürse, kocaman bir hopppss deriz.

Neyse olayı anlatalım. Yukarıda da yazdığım gibi 1959’da malum olay neticesinde usta, cebinde 100 dolarla ABD’ye alelacele gönderilir. Bir yandan okur, bir yandan Çin lokantalarında çalışıp, okul harçlığını çıkarmaya çalışır. 1961’de ilk dövüş okulunu kurar. Filmde de değinildiği gibi, Çin Kung fu’sunun, sadece Çin’e ait olduğu görüşü, Çin dövüş ustaları arasında o kadar yaygındır ki bunu bağnazlık haline getirmişler ve Çin ırkından başka bir ırka Kung fu öğretilmesini yasaklamışlardır. Hani filme göre usta kibirli, ukala, kendini geliştirememiş biri ya nasıl olduysa olgunluğu tutmuş ve “Gel ne olursan ol yine gel” dercesine, siyahından beyazına, ne kadar öğrenmeye hevesli insan varsa, hepsini kabul etmiş. Bu bile başlı başına takdire şayan bir düşünce ve büyük ustanın ne kadar hümanist, olgun, bağnazlığa karşı ve paylaşımcı olduğuna, ırkçılıktan nefret ettiğine kanıt niteliğindedir. İşte esas problem bu noktada başlıyor usta için. Zira Çinli dövüş ustalarına göre yapılmayacak, yapılması teklif dahi edilemeyecek bir olayın üstüne gitmiş ve gelenekçiliğe karşı adeta savaş açmıştır. Yanlış hatırlamıyorsam, o sıralarda San Fransisco’da, Çinlilere ait 9 dövüş okulu mevcut. Ustanın okulu ile beraber bu sayı 10 oluyor. İşte bu noktada diğer dövüş okullarının sahipleri olan ustalar, defalarca ve ısrarla Bruce ustadan, başka bir ırka Kung fu öğretmeyi bırakmasını, sadece Çinlilere öğretmesini, Çinlilere öğretirse kendisine destek olacaklarını, aksi takdirde okulunu kapatmak için ne gerekiyorsa yapacaklarını bildirirler. Fakat usta, her seferinde kararından vazgeçmeyeceğini açıkça ifade eder. Bunun üzerine bu dövüş okullarının ustaları, ABD’deki Çin cemiyetlerine de danışarak, kendilerince bir çözüm bulurlar. 1964 yılında, Bruce ustaya bir heyet gönderirler. Heyet bir teklif yapar. Bu teklife göre ustadan, aralarından seçecekleri bir dövüş ustası ile karşılaşmasını, bu karşılaşma sonucunda eğer yenilirse ya dövüş okulunu kapatmasını ya da sadece Çinlilere ders vermesini şart koşarlar. Eğer yenerse de istediği gibi serbestçe hareket edebileceğini söylerler, kısaca ustaya meydan okurlar.

Yani filmde anlatıldığı gibi Bruce Lee’nin artist, ukala ve kibirli bir şekilde Wong Jack Man’a sürekli meydan okuması diye bir şey söz konusu değildir. Asıl meydan okuma, bu dövüş okullarından gelir ve bu okullarda, kendilerini temsil edecek dövüşçü olarak, Wong Jack Man’i seçerler.

Ustanın, bu meydan okumayı kabul etmeyeceğini düşünüyorlardı. Zira onlara göre Wong Jack Man bir efsaneydi ve dövüşü zaten kafadan kazanmıştı. Filmde anlatılanın aksine, yani şartları Bruce Lee değil, onlar koymuşlardı. Şartlar ise Wong Jack Man’in isteği doğrultusunda konulmuştu. Büyük usta ise meydan okumayı ve şartları hemen oracıkta kabul eder.

Filmde yapılacak dövüş için iddaadan, bahisten, 15 milyon dolarlardan bahsedilmiş. Bir yalan da bu işte. Böyle bir şey de asla olmamıştır. Dövüş, bir spor okulunda yapılmıştır. Bruce Lee’nin yanında eşi Linda Lee ve birkaç talebesi vardır. Wong Jack Man’in yanında ise bahsi geçen dövüş okullarının gönderdiği küçük bir heyet vardır. Ayrıca dövüşün kazananını tesbit edip, resmileştirmek için de bir noter getirilmiştir. Yani noter huzurunda bir dövüş Gülücük Tarihe kaydı düşülmüş, noterce onaylanmış, şahitler mevcut, kazananı belli bir dövüş.

Şimdi dövüşün ayrıntılarına gelelim. Bruce Lee hakkında çekilen birçok belgeselde, bu dövüş hakkında başta Linda Lee olmak üzere, orada şahit bulunanlar, olayı zaten ayrıntısıyla anlatıyorlar. Bunun için yanlış hatırlamıyorsam “I am Bruce Lee” belgeselini izleyebilirsiniz.

Dövüş, filmde ballandıra ballandıra anlatıldığı gibi öyle 15-20 dakika değil, hepi topu sadece 3 dakika sürmüştür. Bu 3 dakikanın çoğu ise Wong Jack Man’in sürekli kaçmasıyla geçmiştir. Nihayetinde usta, Wong Jack Man’i yere sermiş ve bu halde salonu inletircesine de defalarca Wong Jack Man’a seslenmiş: Pes ettin mi, pes mi???
Neticede Wong Jack Man, 3 dakika dayanabilmiş ve pes edip, ustanın büyüklüğünü kabul etmiştir.

Linda Lee anlatıyor: Dövüş sadece 3 dakika sürdü. Sonra Bruce yanıma geldi. Fakat oldukça durgun, sanki üzgün bir hali vardı. “Ne oldu Bruce, dövüşü kazandın, istediğin oldu işte, neden durgunsun, neden sevinmiyorsun” dedim. Bana dönüp, dövüşün kaç dakika sürdüğünü sordu. 3 dakika deyince: “3 dakika bir dövüş müsabakası için çok uzun bir süre. Bu benim eksikliğimi ve daha çok çalışma yapmam gerektiğini gösteririr. Bu böyle olmaz. Bu süreyi en aza indirmeliyim.” dedi. İşte Jeet Kune-Do, o gün, o konuşmanın, o 3 dakikalık dövüşün ardından doğdu…

Aynen, Linda Lee’nin de dediği gibi büyük usta o gün, o 3 dakikalık dövüşün ardından, kafasında Jeet Kune-Do’nun temelini atar. Filmde anlatıldığı gibi Jeet Kune-Do, 1969’da değil, 1964’te doğar. Usta, Jeet Kune Do’yu 1967, 1969, 1971 yıllarında da sürekli geliştirir, yeniler. En büyük dört talebesinden biri olan Dan Inosanto ise hocasının bu yeniliği ve gelişmeyi, eğer yaşasaydı, sürekli devam ettireceğini söylemiştir.

7 - Film hakkında diğer ufak ayrıntılara da değineyim. Maalesef, başrolde oynayan arkadaş, oldukça itici biri ve bu iticiliğine bir de Bruce ustayı anlatmak istedikleri gibi ukala, kibirli biri gibi gösteme çabasıyla biçtikleri rol eklenince, ortaya sinir bozucu bir karakter çıkmış. Ustaya da uzak yakın benzememesi de cabası.

8 - Blossom Teyze, Chenghu’lar çetesi, daha önce yazdığım Steve Mckee ve sevgilisi gibi karakterler tamamen uydurmasyon olup, ustanın hayat hikayelerinde yerleri yoktur.

9 - O yıllarda Büyük Usta, dövüş müsabakalarının onur konuğu olup, seyirciler önünde gösteri yapıyordu. Meşhur one inch punch, tek parmak üzeri şınav çekme gibi hareketler bu gösteriler arasındaydı. Bunlar ise uzakdoğu dövüş sporlarının ve bilhassa Kung fu’nun dünya üzerinde tanınması gereken bir spor olduğuna olan inancından kaynaklanıyordu (youtube gibi kanallarda bu gösterileri bulabilirsiniz). Bu tanıtım uğrunda nice basit Amerikan dizilerinde dahi oynamışlığı vardır. İşte filmde bahsedilen Green Hornet bunlardan biridir. Fakat bu bir film değil, dizidir. 1964 yılında değil, 1966-67 arasında çekilmiştir. Nihayetinde usta, 1971’de çektiği The Big Boss filmi ile gerçek anlamda sinemaya da adım atmış ve bugün milyonlarca insanın hem hayranlığını kazanmış, hem de dövüş sporlarını dünyaya tanıtıp, gençleri bu yararlı yola sevketme de bir zirve, bir lider olmuştur. Bunu gerçekleştirirken de hem Çin ırkçılığı hem de karşı tarafın ırkçlığı gibi birçok zorluklarla karşılaşmıştır. Zira o yıllar, bilhassa ABD’de, ırkçılığın cirit attığı yıllardır. Fakat usta bu engelleri sabırla aşmış ve hem dövüş sporlarının madden ve manen gerekliliğini, hem tekniğini ve hem de kendini bütün dünyaya kanıtlamıştır.

10 - Filmdeki diğer hatalar ise şunlardır. Ustanın gerçek manada, biri yarım 5 filmi mevcuttur. Bunlar The Big Boss (1971), Fist of Fury (1972), The Way of the Dragon (1972), çekimlerine 1972 Eylül’ünde başlanılan fakat yarım kalan Game of Death ve Enter The Dragon’dur (1973). Nunchaku yani zincirli sopa, 1964’te değil, sonraki yıllarda Bruce ustanın dövüş ekolüne dahil olup, bunu 1972’de çektiği ikinci filmi olan Fist of Fury filminde ilk kez dünyaya tanıtmıştır. Meşhur kedi çığlığını da 1964’te değil, yine 1972’de Fist of Fury filminde ilk kez dünyaya duyurmuştur. Filmde, gözümüze sokula sokula gösterilen, aslı Muhammed Ali’ye ait ve ustanın Muhammed Ali’den etkilenerek Jeet Kune-Do’ya dahil ettiği kelebek dansı ise yine o yıllarda (1964’te) değil, ilk kez 1972’de The Way of the Dragon filminde gösterime sunulmuştur. Önceki filmlerinde bu saydıklarım mevcut değildir.

11 - Büyük ustanın, yaşarken Jeet Kune-Do lisansı verdiği dört büyük talebesi vardır. Bunlar Taky Kimura, James Yim Lee, Ted Wong ve Dan Inosanto’dur. İlginç ki Bruce Lee’ye ta en başından talebe olmuş bu büyük isimlerin filmde esamesi dahi yoktur.

Vesselam oldukça uzun bir yazı oldu. Mevzu bahis Bruce Lee gibi bir efsane olunca ve Ejderin Doğuşu değil adeta Ejderin Batırılmak istenmesi nev’inden bir film de çekilince, yazmadan edemedim. Ben Büyük Usta'yı nasıl anlatmışlar diye merak edip izledim, siz bu hataya düşmeyin, izlemeyin. Cidden hem komik hem sinir bozucu, tamamen uydurmasyon ve karalama bir film olmuş...
Kusurumuz var ise affola…

Cevaplar (4)
avatar
 kurdele (3038) -
Şu sitede belki de okuduğum en uzun yorumdu ama bir solukta gitti, ellerine sağlık. İzlerken üzülmüştüm, Bruce Lee böyle bir adam olamaz diye bilmiyorum hangisi gerçek ama senin yorumuna inanmayı seçiyorum. Teşekkürler, üşenmeden yazdığın için...


+4
| Bildir
default avatar
(7) -
Yorumunuz için teşekkür ederim. Büyük Usta'yı hiç bilmeyen biri bu filmi izlese, nefret eder. Tamamıyla karalama bir film, uydurma bir senaryo olmuş. Aslının böyle olmadığını anlatabilmek için mecbur kaldım yazmaya. Hakkında onlarca belgesel, yazı mevcut. Bütün gerçekler ayrıntısıyla meydanda. Bu mevzu aslında daha derin bir mevzu. Wong Jack Man'in hayatı boyunca Büyük Usta'yı kıskandığı, o gün yapılan ve 3 dakika süren o dövüşü içine sindiremediği hakkında bilgiler de mevcut.
Öylesine ukala, kibirli bir Bruce Lee portresi çizilmiş ki gözlerime inanamadım. Daha geçenlerde Jackie Chan'in, Büyük Usta hakkında bir anısını izledim. Diyor ki: "Enter the Dragon filminde figüran olarak oynamıştım. Çekimler esnasında çok sıcakkanlıydı, herkesin derdiyle ilgileniyordu. Benimle de konuşmuştu. Adımı sormuştu. Bana ileride çok büyük bir yıldız olacağımı ama çok çalışmam gerektiğini söyleyip, moral vermişti. Sonra Hong Kong'ta gezdiğim bir sırada, beni görmüş. Beni hemen tanıdı. Yanıma geldi. İnanamıyordum, şaşkınlık içindeydim. Koluma girdi. Hadi Jackie, bilardoya gidelim dedi. Adımı bile unutmamıştı. Oysa ki adı sanı duyulmamış, sadece basit bir figürandım. O ise büyük bir stardı. Ama büyüklüğü kadar da mütevazi.. Yarım saat kadar bilardo oynadık. Sonra gitmesi gerektiğini söyleyip, benimle vedalaştı. O son görüşmemiz oldu"
İşte böyle hümanist bir insanın, bu kadar karalanması beni rahatsız etti. O yüzden durdurmadım kendimi Gülücük Tekrardan teşekkürler...


+3
| Bildir
avatar
(1504) -
Ne söyleyeceğimi bilemedim dostum. Eline sağlık Bruce Lee hakkında bildiğin bir öğreti olmuş yazıların.


+1
| Bildir
avatar
(30) -
Kardeş senin kadar olmasada ben de ustanın hayranıyım. Hemen hemen tüm belgesellerini adeta “özlem” ile izlemişimdir. Hepsinde duygulanırdım inan. “Su gibi ol” düşünceside hep aklımdadır. Bu filmide Lee usta için izleyecektim ama madem dediğin gibi karalamalar var, izlemekten vazgeçtim. Hep istemişimdir bu erken gelen ölüm olmasaydı diye. Olmasaydı Martial Arts dünyası ve filmleri günümüzde nasıl olurdu diye merak etmeden de duramıyorum.

Yorumuna gelince sıkılmadan tek solukta bitirdim. Yeni edindiğim bilgilerde oldu. Konuları sıralaman ve imla kurallarına dikkat etmen (ki benim için çok önemlidir) metinini gayet akıcı kılıyor. Güzel anlatımın için teşekkürler. Şunu da söyleyeyim. Yalnız değilsin. Usta bir efsanedir.

Son olarak Ip Man filminde (galiba ilkinde tam hatırlamıyorum) Bruce Lee’nin daha çocuk yaşta ondan eğitim almak için yanına gittiği ve o meşhur burununa dokunması sahnesi içimi parçalamıştır.

Ustaya saygılar.


+2
| Bildir


avatar
(363) -
Bruce Lee'nin kendine has o hareketlerini ve duruşunu görmek bile çok güzeldi. Keyifle izledim. +1 puan da Bruce Lee farkı olsun. Gülücük
8


avatar
 kurdele (3038) -
İşin içinde Bruce Lee varsa her türlü izlenir. Ben keyif aldım izlerken ama çok beklentiye girmemek lazım. Bir de film biraz magazin programı gibi olmuş.


default avatar
(1179) -
1993 yapımlı Jason Scott Lee nin oynadığı "Dragon: The Bruce Lee Story" filimini tavsiye ederim..Filmdeki oyunculuklar ve gerçekçilik çok daha iyi.
6

Cevaplar (1)
avatar
(267) -
Evet, ama ben de o ablak suratlı Jason Scott Lee'ye ısınamadım bir türlü.
6


+1
| Bildir


‹ Önceki 1 Sonraki ›
Türkçe Altyazı © 2007 - 2017