Giriş Kayıt
Game of Thrones 7. Sezon Değerlendirmesi
Yeni Konu Gönder   Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 2 sayfa) [Bu başlıkta 21 mesaj bulunuyor] « Önceki konuSonraki konu »
Sayfa:: 1, 2 Sonraki »

Game of Thrones'un 7. Sezonunu nasıl buldunuz?
Çok Başarılı
28%
 28%  [ 292 ]
Başarılı
23%
 23%  [ 245 ]
Olağanüstü
21%
 21%  [ 227 ]
İyi
11%
 11%  [ 124 ]
Vasat
9%
 9%  [ 99 ]
Kötü
4%
 4%  [ 51 ]
Toplam Oylar : 1038 | Ankete Katılanlar

Yazar Mesaj
kuzeydebiryer
Avrupa Sineması
Yönetici GrubuGenel Editör


Kayıt: 23.08.2008
İletiler: 10263
Şehir: Düş Toprakları
Yaş: 39 Koç


Özel mesaj gönder
 Game of Thrones 7. Sezon Değerlendirmesi
Türkçe Altyazı Ortak Çalışmasıdır.

Game of Thrones 7. Sezon Değerlendirmesi


DİKKAT BU BAŞLIK YOĞUN ŞEKİLDE SÜRPRİZ BOZAN İÇERMEKTEDİR.





Türkçe Altyazı ailesi olarak Game of Thrones'un 7. Sezonunu geride bırakırken geride bıraktığımız sezonu mercek altına aldık. Her bölümün incelemesini beğeninize sunuyoruz. Bu başlıkta spoiler kaygısı olmadan dizi hakkında bütün ayrıntılara girerebilirsiniz.

Keyifli sohbetler.


7. Sezon, 1. Bölüm "Ejderhakayası"

resim


Uzun süren bir bekleyişin ardından takvimler Temmuz 2017'yi gösterdiğinde Taht Oyunları 7. Sezonuyla izleyicisine merhaba diyordu. 7. Sezon başlamadan önce geride bıraktığımız sezonları baştan izleyerek yeni sezona giriş yaptım. Böyle bir şeyi kaç dizi için yaparsınız bilemiyorum ama baştan sona bütün sezonları izlerken şunu fark ettim. Böyle bir yapım bir daha zor gelir. Bunun tadını çıkartmak için elimden ne gelirse yapıyorum. 7. Sezonun başlangıcından önce bizlere sunulan geçmiş bölümlerin tekrarı niteliğinde ki girişte açılış sahnesi Cersei Lannester'a aitti. Öfke denizinde siyahlara bürünen bir komutan edasıyla bizi dramatik bir müzik eşliğinde karşıladı. Sept'i yakarak bir tapınağı küle çevirmiş ve o küllerden bütün acımasızlığıyla yeniden doğmuştu.

Frey Hanesinin Lordu Walder Frey, Lannester ve Bolton hanesiyle birlikte gerçekleştirdikleri Kanlı düğün gecesinin mutluluğuyla ve zaferlerle hükmederken Kanlı düğün Gecesine benzeyen bir gecede kadehini gelecek güzel günlere kaldırır. Hanesine yaptıklarını hatırlattıktan sonra Bütün Stark Hanesinin kökünü kazımaktan bahseder konuşmasını "Bir kurdu hayatta bırakırsan kuzulara asla rahat vermez." sözleriyle sonlandırır. Yüzsüz Adamların acı intikamı bu gecede Frey hanesine bir kabus gibi çökecektir. Arya Stark'ın isim listesi artık sadece isimlerden oluşmaz artık bu kaderini kendi çizen bir Arya'nın hikayesinin başlangıcıdır. 7. Sezon boyunca Arya'nın değişimi bizlere sunulacaktır ve 7. Sezon böyle bir girişle izleyicisine merhaba der. "Kuzey asla unutmaz" sözleriyle de intikamın soğuk yenen bir yemek olduğu aklımıza kazınırken unutulmaz dizi Jeneriği yeni bir maceranın kapılarını sonuna kadar aralar.

Ölüler ordusu kuzey surlarına doğru ilerlerken Brandon Stark Kuzey'e ulaşmıştır. Beklenen gecenin geleceğini haber vererek tehlikenin artık çok yakın olduğunu da Duvar'a fısıldar. Bu sırada Kuzey'in yeni kralı Jon Snow ejderhacamı için sözler sarf ederken kardeşi Sansa Stark ihanet ve sadakat sözleri ile varlığını Snow'a hissettirir. Bu karşı duruşun yanında yer alma planları yapan Baelish bundan oldukça memnun olacaktır. Sansa ve Baelish'in en temel hırsa birlikte sarıldıklarını görmesekde Taht Oyunlarında önemli bir ittifakı çoktan kurmuşlardır. Snow ile Sansa arasındaki konuşmalar bu gerilimi bize hissettirir. Aslında bu gerilimin temel nedeni Sansa'nın güneyi unutamamasıdır. Yaşadığı bütün kötülüklerin kaynağı olan Güney aklından hiç çıkmaz. Jon Snow ise Güney'deki hükmetme ihtirasından ve intikamından uzakta sadece kuzeyden gelen tehlikeyi düşünmektedir.

Kralın Şehri'nde Cersei gelecekte hükmedeceği toprakları sarayında ayaklarının altına resmettirir. Hayatı boyunca beklediğinin karşılığı budur. Tek krallık ve tek hüküm. Artık hepsi onlarındır ve sadece uzanıp almaları gerekir. Büyük krallığının dört bir tarafı yok edilmeyi bekleyen hainlerle doludur. Cersei bu hainlere karşı Greyjoy hanesini Kralın şehrine davet etmiştir. Demir Tahtın yeni sahibi Euron Greyjoy bütün güveniyle kralın şehrine adım atar. Amacı Cersei'nin kalbini ve güvenini kazanarak gücünü yedi krallığa yaymaktır. Cersei bu ittifaka şüpheyle yaklaşır. Euron ise bu şüpheleri yıkarak elde edeceklerinin hayaliyle dim dik ayaktadır. Jaime ile Euron arasında büyük bir gerilimin başlangıcı olan bu davet tabi ki Jaime'nin hoşuna gitmeyecektir. Euron'un da bu durumu önemsediğini söyleyemeyiz. Güçlü gemiler ile yapacakları gelecek bölümlerde Euron'a istediklerinin kapısını da açar.

Gece Nöbetinden ayrılan Samwell Tarly bir usta olmak için gittiği Eskişehir'de aradığını tam olarak bulamamıştır. Defalarca yaptığı pis işler onu mutlu etmekten çok uzaktır. O bir an önce ak Gezenleri mağlup edecek sırrı öğrenmek arzusuyla yaşamaktadır. demir parmaklıkların arkasında ki kitaplar ona bu sırrı verebilir o da bunun peşinden gitmeye kararlıdır. Eskişehir'de bir usta olmak için var olan Samweel için bu sezon yeni bir başlangıç olacaktır. Kaderi onu tekrardan kuzeye sürüklemeden önce yapması gerekenler vardır. samwell bu mücadeleyi verirken Arya ise Kralın şehrine doğru isim listesinin peşinden ilerler. En büyük düşmanı Cersei'nin intikamla tanışma vakti ona göre gelmiştir. Bu yolculuğunda Kralın askerleriyle karşılaşır. Kraliçeyi öldüreceğini bütün kararlılığıyla söylese de bu askerler tarafından inanılacak bir şey değildir.

Sandor Clegane Işık Tanrısının adamlarıyla Kuzey'e doğru yol almaktadır. Eskiden çok iyi bildiği bir kulübede dururlar. Tazı'nın Arya ile birlikte konakladığı ailenin evidir burası. onların acı sonu Tazı'yı derinden etkilemiştir. O evde konakladığı gece Işığın tanrısı yüzünü alevler arasından ona gösterir. Gördükleri gerçek tehlikenin ta kendisidir. Ok başına benzeyen bir dağın yanında binlerce ölü yüzün ilerlediğini görür. Böylelikle o da kaderinin yolundan ilerlemeye devam edecektir. Tazı'nın ateşle çizilen kaderidir bu. Bundan kaçmasına olanak yoktur. Bu sıralarda Samwell aradığını Eskişehir'de bir kitapta bulur. Ak Gezenler ile savaşta gerekli olan Ejderhacamı Eşderhakayası'nda bulunmaktadır. Hem de dağın altı tamamen bunla kaplıdır. Hastalarla ilgilendiği bir anda çok tanıdık bir isim ile tekrar karşılaştır. Taş hastalığının pençesinde şifa arayan Jorah Mormont'un yolu Sawwell ile kesişir.

Bölümün sonunda Daenerys Targaryen da kendi kaderine Ejderhakayası'na ulaşır. Bir tepenin üstünde yükselen evine geri dönmüştür. Unutulan bir krallığın bir zamanlar nasıl var olduğunu anlatırcasına bütün görkemiyle karşısında durur. Ama her şey eski de kalmış ve o görkem sona ermiştir. Targeryan tahtına yürüdüğü holün dramatik havası onun donuk yüzüyle birleşir. Burası onun yükselişinin tam olarak kendini göstereceği yer olacaktır. Aynı zamanda Kuzey ile ittifakın başlangıcı da atalarının mirasından yükselecektir. Hükmünün başlayacağı anda kararlılığıyla Oyunun başladığını söyler. Ejderhaların annesi hakkı olan tahta çok yaklaşmıştır.

Yazan: kuzeydebiryer




7. Sezon, 2. Bölüm "Fırtınadadoğan"

resim


Bölüm ismine yaraşır şekilde, Ejderhakayası'nda fırtınalı bir gece ile başlıyor. Daenerys Targaryen'in tam da doğduğu yerde ve tam da doğduğu günki gibi bir hava koşuluyla... Daenerys'in asıl evi olan yerde evindeymiş gibi hissedemedemediğine dem vurması bölüm açısından önemli detay burada. Evi ve hükmetmek için doğduğu yer olan Westeros'a doğumundan bu yana ilk kez gelen biri olmasının yanında aslında bir yabancı da bu bakımdan. Bu ilk sahnede Daenerys, Tyrion ve Varys arasında geçen konuşma tahtı alma metodu üzerine. Babası Çılgın Kral'ın namı aradan geçen yıllar boyunca hiç unutulmadığı için bunun kötü etkilerini üzerinde hisseden Daenerys, babası gibi olmadığını kanıtlamak zorunda. Çünkü kendi deyimi ile eşitsizliklerin olduğu düzenin çarkını kırmak istiyor. Bunu da güç ile küllerin kraliçesi olarak yapamayacağının farkında.

Daenerys ile yanına gelen kızıl rahibe Melisandre'nin konuşması esnasında dizinin sonunu etkileyecek çok önemli bilgiler elde ediyoruz. Şimdiye kadar hep tartışma ortamlarında duyduğumuz ve üzerine sayısız teoriler üretilen uzun geceyi bitirecek olan Azor Ahai yani Vaat Edilmiş Prens konusunun dizide açık şekilde konuşulması ve bilindiği gibi bu kişinin sadece erkek yani prens değil, kadın yani prenses de olabileceğini öğreniyoruz. Melisandre'nin bu konuşması ve Tyrion'un da desteği ile Daenerys Kuzey ile ilk ilişkisini kurmuş oluyor.

Kuzey'de Jon ölüler ile yapılacak savaş için ejderha camı bulma peşinde. Bu konuda Sam'in Hisar'daki kitaptan edindiği Ejderhakayası'nda rezervin olduğu bilgisini Jon'a ulaştırması, ardından Tyrion'un yaptığı çağrı ile birleşince Jon için ortaya tek bir çözüm çıkıyor. O da Ejderhakayası'na yani Daenerys'in yanına gitmek. Burada Jon konuyu Lordları ile konuşurken Sansa'nın herkesin önünde çıkıntılık yapması, Jon'a karşı çıkması ama Jon'un dönünceye kadar Kuzey'i kendisine bıraktığını duyunca birden durumu kabullenmesi en sinir olduğum sahneydi. Sansa ilk bölümde de aynı şeyi yapmıştı, uyarılmasına rağmen yine aynı hatayı tekrarlaması dizinin başından beri sevmediğim, ölse hiç üzülmeyeceğim Sansa'ya karşı beni daha da doldurdu. Kuzey'deki en önemli olay ise Jon ile Littlefinger arasında geçenlerdi. Littlefinger bu zamana kadar konuştuğu tüm Starkları bir şekilde etkiledi, kandırdı, her türlü oyununa alet etti. Ned'i ölüme götüren onun oyunlarıydı mesela. Bu noktada Littlefinger yine her zaman yaptığı gibi Jon'a yaklaştığında ise Jon, Littlefinger'a onun oyunlarına kanmayacağını açıkça göstererek açık bir mesaj verdi. Tanıdığımız Littlefinger bunun altında kalmayacaktır, mutlaka bir hinlik çevirecektir Jon'un arkasından.

Arya'yı nihayet ölüm listesindeki Cersei'nin işini bitirmek için Kralın Şehri'ne doğru giderken gördük. Burada Kuzey'in Boltonlardan geri alındığını ve Jon'un Kuzey'in kralı olduğunu öğrendi. Burada Kralın Şehri'ne giderek bir No One olduğunu göstermek ile Kuzey'e giderek Arya olmak arasında kaldı ama tercihi Kuzey oldu. Tercihi her ne kadar ailesi olsada yolda karşılaştığı kurdu Nymeria ile olan diyaloğu onun artık Arya olmadığını gösterdi bize.

Sam'den devam edersek, üstat eğitimi esnasında gripul hastalığına yakalanan ve eski Lord Kumandanı Jeor Mormont'un oğlu Jorah Mormont ile tanışması ve ardından bu hastalığa çare araması güzeldi. Bu noktada Hisar'daki üstatların olan olaylara karşı mesafeli durması, her şeyi ciddiye almamaları, alsalar dahi bir şey yapmamaları Sam'i tetikleyen bir unsur. Ama bunun nereye gideceğini önümüzdeki bölümlerde göreceğiz.

Daenerys Westeros'u fethi sırasında babası Çılgın Kral olmadığını göstermeye çalışırken, kraliçe Cersei de kendisine bağlılıkları ipin ucunda olan lordlarına eğer birlik olmazlarsa Daenerys'in de Çılgın Kral gibi yakıp yıkacağını söyleyip, deyim yerindeyse taş üstünde taş gövde üstünde baş bırakmayacağı propagandası yapıp, bir de Daenerys'in yanında getirdiği Dothraki ve Lekesiz ordusunun Westeros halkını öldürmekten beter edeceğini de ekleyerek lordların milliyetçilik damarına basıyor. Tam bu noktada hoşuma giden bir ayrıntı oldu. Cersei, Daenerys'in Çılgın Kral'ın kızı olduğunu ve onun da babası gibi olacağını söylediği esnada Çılgın Kral Aerys'in ne derece bir çılgın olduğuna bakmak gerek. Şehri yani tahtı vermektense çılgın ateş ile içindekilerle birlikte yakmayı tercih eden biriydi Aerys. İşte bu noktada 6. sezon finalini hatırlarsak Cersei de tahtı vermemek için çılgın ateşe başvurmuştu. Çılgınlık ya da delilik konusunun kimin üzerine yapışacağı bu noktada tartışılacak bir konu. Cersei de en az Aerys kadar çılgın bana göre. Cersei'nin propaganda konuşmasında dikkat çeken en önemli husus Sam'in babası Randyll Tarly'i görmemizdi. Kendisi Westeros'taki en iyi komutan olarak nam salmış biri. Hatta Robert isyanında Kral Robert'ın yenemediği tek ordu Randyll Tarly'in ordusuydu. O nedenle Jaime ile kendisinin konuşması çok önemliydi. Çünkü bu kadar başarılı bir kişi ve ordusunun hangi tarafta yer alacağı, ordusu az olan Lannisterlar açısından büyük önem taşıyordu. Bu bölümde konuşma bir sonuca bağlanmadı ama en azından geçen sezonki Sam ile aralarındaki tartışma ne kadar aksini göstersede Randyll Tarly'in konuşmasından onurlu ve sağlam bir kişiliği olduğunu öğrendik. Ayrıca Cersei'nin ejderhalar için de bir planı olduğunu öğrenmiş olduk. Kraliçenin El'i olan Qyburn gizli çalışmasını bir sunumla takdim etti. Teoride tatmin edici görünen Akrep'in pratikte nasıl bir işlevinin olacağı merak konusu. Ancak bu bölümde şunu gördük, Cersei zayıf olan elini güçlendirme potansiyeli gösteriyor. En azından halkı örgütlemesi, ejderhalara karşı önlemler alması, diğer hanelerle birlik olup donanma sahibi olması zekice adımlardı.

Cersei bu adımları atarken Daenerys de boş durmuyor tabii. Geçen sezon Varys'in yaptığı arabulucuk ile Dorne'dan Ellaria Sand, Yara Greyjoy ve Olenna Tyrell ile görüşüp Kralın Şehri'ni Westeroslulardan oluşan bir ordu ile ele geçirme planını açıklıyor. Tyrion'un yaptığı bu plan çok mantıklı. Kralın Şehri'ni Westeroslu ordular ve donanma ile kuşatıp halka Çılgın Kral'ın kızı olmadığını, yanında getirdiği Westeroslu olmayan orduların kendilerine zarar vermeyeceğini göstererek halkın da desteğini kazanmak önemli bu açıdan. Akıllı planlarla halka zarar vermeden şehri ele geçirme planlarının ardından ise Olenna Tyrell'in yakıp yıkalım nasihatinin gelmesi ileride bir şeylere işaret ediyor olabilir. Olenna Tyrell sözünü geçirmesini bilen güçlü bir kadın. Yöntemleri veya kişiliği ne kadar sevilmese bile en azından olaylara daha gerçekçi ya da çok gerçekçi olarak bakan birisi. Bir amaç için lafı gevelemeyen, oyunlar, laf kalabalıkları yapmadan direk amacı uğruna adımlar atan biri. O nedenle kendi amacı Westeros'u almak olmasa bile Lannisterlara acı çektirmek olduğu belli olduğu için bunu mizacına uygun olarak en basit ve en acılı şekilde yapmak istiyor.

Bu müzakerenin ardındansa savaşın ilk mücadelesini Greyjoylar arasında gördük. Yara ile Theon, Ellaria Sand ile kızlarını Dorne'a götürüken amcaları Euron donanması ile güzel bir baskın yaptı. Euron'un Yara, Ellaria Sand ile bir kızını esir aldıktan sonra Theon'a meydan okuması, Theon'un ise çok mantıklı olarak ablasını kurtarmaya çalışmayıp gemiden atlayıp kaçma sahnesi çok güzeldi. O an için en mantıklı hareketti. Belki korkakçaydı, içimizden git saldır amcana dedik belki ama hem Theon'un kişiliği buna müsait değildi hem de ileriki zamanlarda strateji açısından yapılması gereken şeydi. Çünkü kendisi kahramanlık yapıp ablasını kurtarmaya çalışsa ölmesi kesin olduğu için amcası Euron'un krallığını tehdit eden bir unsur kalmamış olacaktı. Kaçarak en azından hem canını kurtardı hem de Demir Adaların krallığı için söz sahibi olmayı sürdürerek savaşı etkileyebilecek konumunu korumuş oldu. Savaşın ilk mücadelesini ise Cersei kazanmış oldu. Bu son savaş sahnesinde özellikle sinematografi çok iyiydi. Görüntü yönetmeninin iyi bir iş çıkardığını rahatlıkla söyleyebilirim. Özellikle Euron'un baskınının başlangıcı muhteşemdi.

Bölüm hakkında genel konuşmak gerekirse hanelerin kendi içindeki sorunlar ve diğer haneler arasındaki çekişmeler genel hatlarıyla yansıtıldı. En gereksiz kısım ise Missandei ile Gri Solucan'ın beş dakika süren sevişme sahnesiydi. Ancak benim açımdan bu bölümün en belirgin özelliği elinde güç bulunan kadınların bu gücü kullanmak veya kontrol etmek için çok pervasız olduğu, erkeklerin ise daha sakin, olan biteni tartıp sonucunu görerek mantıklı kararlar verdiğidir. Daenerys şimdilik sakin olsada onu bu kadar sakin kılan güç Tyrion'dır. Cersei halkı propaganda ile gaza getirmeye çalışsa da esas etkili konuşmayı yapan Jaime'dir. Jon ölüler ile olan savaşta halkının kurtuluşu için ejderha camını temin etmek için gideceğini söylediğinde ona eski defterler yüzünden sert şekilde karşı çıkan Sansa'dır. Ellaria Sand, Yara Greyjoy ve Olenna Tyrell hep birlikte hemen yakıp yıkalım, halka ne olduğunun bir önemi yok diyerek Daenerys'e gaz vermeye çalıştıklarında onları durduran Tyrion ile halk adamı Varys'dir. Sanırım bu statüdeki kadın karakterler arasında en aklı başında olanı Lyanna Mormont. Kısacası kadınların fevri, erkeklerin ise akil davrandığı, sonraki bölümler için temellerin sağlamlaştırıldığı bir bölümdü "Fırtınadadoğan".


Yazan: kurt_thewolf




7. Sezon, 3. Bölüm "Kraliçenin Adaleti"

resim


Bu bölüm sezon için olumsuz konuşmaların hararetlendiği bölümdür. Bölümde yaşanan olaylara bakmadan önce bu olumsuz yorumların sebebi hakkında biraz bilgi vermek gerekiyor. Bölümde yaşanan olaylar dolu doluydu ve oldukça çok şey yaşandı. Dolu bir bölüm olması iyi gibi gelsede seriyi bu zamana kadar takip edenler için bu doluluk pek de tatmin edici bir doluluk değildi. Nedeni ise serinin bu zamana kadar yaptığı en güzel şey karakterler arası konuşmaların doluluğu ile güzel bölümler verebilmesiydi. Çok olay yaşanmamasına, herhangi bir aksiyon sahnesi görmememize karşın bu diyaloglarla bizleri bizden almasıydı dizinin sevilen tarafı. Yani dizinin karakterler üzerinden yürümesiydi. Ancak bu sezon dizinin işlenişi karakterler üzerinden değil, olaylar üzerinden yürümeye başladı. Bu nedenle de karakterler arasında daha az konuşma, olaylara ise daha çok zaman ayrılmaya başlandı. İşte bu, dizinin şimdiye kadar bize empoze ettiği GoT ruhuna aykırı. Bu da doğal olarak dizinin kendi kalıplarından ayrılmasına, yolundan sapmasına sebep oluyor. Bir diğer husus da, artık olaylar üzerinden işleyiş yürüdüğü için dizi eskiye nazaran inanılmaz hızlandı. Önceleri bir sezon süren bir yerden başka bir yere gitme mevzusu artık tek bölüme indirildi. Bunun sonucunda da nasıl yolculuk yapıldığı, yolculuk esnasında neler yaşandığı, neler konuşulduğu artık gösterilmez oldu. Bir önceki bölümde şunu yapalım deniliyor ve bir sonraki bölüme baktığımızda o olay yaşanıp bitiyor. Bu hızlanma pek beğenilmedi, ben de beğenmedim.

Peki bu işleyiş farkının ve dizinin inanılmaz hızlanmasının sebebi ne? Sebebi basit olmasına karşın bana göre bir o kadar da saçma. Bilindiği üzere dizi 8. sezonun sonunda bitecek. O şekilde planlandı. Bu demektir ki tüm olayları sonuca bağlaması için bu sezondan sonra bir sezonu kalıyor dizinin. Özellikle 6. sezona kadar ağır ağır işlenen ve dallanıp budaklanan bu karakteri ve olayları birbirine nasıl bağlayacakları konusunda zamanları olmadığı için işleyişi karakterden olaylar üzerine vermeleri bununla açıklanabilir. Doğal olarak da dizi inanılmaz bir hız döngüsüne girerek tüm olayları ve karakterleri ana konu üzerinde toplayabilirler. Böylece kaliteden ödün vererek amaca hizmet etmiş olursunuz. Şu an yapılan da bu. Yani benim hoşuma gitmeyen bir çözüm. Bir de son 2 sezon kalmasına rağmen neden bölüm sayılarını da düşürdüklerini anlayabilmiş değilim. Verilmesi gereken, bağlanması gereken karakter ve konuların fazlalığı bu kadarken bölüm sayılarını azaltmalarının işin maddiyatı haricinde herhangi mantıklı bir açıklaması yok. Kitap serisinin konularını bitirip konu olarak kitapların ilerisine geçtiklerinden ve George R.R. Martin'in kitap serisine yönelmek için dizinin senaryo kısmına verdiği desteği çekmesinden beri kurgusal hatalar yapılıyordu tabii ama bu sezon işleyişin de hızlanmasıyla bildiğimiz o GoT ruhunu biraz bulamaz olduk.

Gelelim bu bölümde yaşanan olaylara... Bölüm adı olan "Kraliçenin Adaleti"nin Cersei'ye ithaf edilmiş olduğu bir bölümdü. O nedenle Cersei ile başlayalım. Bu sezonun ilk bölümünde Euron Greyjoy kendisine bağlılığını ispat etmek için bir hediye getireceğini söylemiş, ikinci bölümde bu hediyeyi paketleme işini yapmıştı. Bu bölümde de Euron'un hediyesini şaşaalı bir geçit töreni ile sunduğunu gördük. Hediye olarak Cersei'nin kızı Myrcella'yı öldüren Ellaria Sand ile onun kızını getirdi. Hediye sunumu esnasında Euron'un sürekli Jaime'ye laf sokması ve Cersei'nin Euron'a istemeyerek de olsa verdiği evlilik sözü şimdilik kendine hakim olan Jaime'yi ileride nasıl bir pozisyona getirecek bekleyip göreceğiz. Cersei, tıpkı dediği gibi kızını öldürenlerden alacağı intikamı sürekli düşünmüş olacak ki alacağı öcü noktasına kadar planlamış. Kızının öldürülüşü ile aynı şekilde Ellaria Sand'ın kızını yavaş yavaş öldürmesi ve ölüm anının her bir saniyesinde Ellaria Sand'in çaresizce buna tanık olacak olması, bir yandan da tüm bunlar yaşanırken deliler gibi sevdiği Oberyn Martell'i öldüren Dağ'ın da orada olması sanırım Cersei adına intikama psikopatlık eyleminin de dahil olmasının en tepe noktasıydı. Böylece kızını öldüren kişiden intikamını alarak kendi adaletini sağlamış oldu.

Cersei cephesindeki bir başka gelişme de Demir Bankası'nın borçlarını istemesiydi. Demir Bankasının ayrıca Daenerys'e yatırım yapacağını öğrenmesi sonrası Cersei borçların ödenmesi için iki haftalık bir süre istedi. Bu iki hafta süresince ne yapacağını merak etmeye başladık doğal olarak. Çünkü Lannisterlar'ın herhangi bir parası yok ve bu zamana kadar kendilerine maddi ve askeri açıdan destek çıkan Tyrell ailesi de artık düşmanları. Bu soruna nasıl bir çözüm aradığını düşünürken bir yandan da devam eden savaşa odaklandığımızda Daenerys'in Lekesiz ordusunun deniz yoluyla Lannisterlar'a ait Casterly Kayası'na saldırıya geçtiğini görüyoruz. Yine Tyrion'un planı ile tabii. Kendi hanesine ait olan kaleyi ondan daha iyi bilen olamaz ki savaş esnasında bunu kullandığını gördük. Ancak bu noktada beklenmeyen iki durum oluştu. Birincisi Lannister ordusunun büyük çoğunluğunun burada olmadığı, kaleyi boşalttığını gördük. İkinci olarak da Euron'un donanmasının arkadan gelerek Lekesizler'i getiren gemileri batırmasını... Böylece Lekesizler'in kaleden deniz yolu ile ayrılmasına mani olarak Lekesizler'i Casterly Kalesine sıkıştırmış oldular. Lekesizler'in neden sıkıştığını açıklarsak Casterly Kayası ile Ejderhakayası arasında topraklar Lannisterlar ile onların müttefiklerine ait. Lekesizler kara yolu ile Ejderhakayası'na gitmek istediklerinde düşman topraklarından geçmek zorunda, bu da olası bir baskın ya da savaş ile Lekesiz ordusunun mağlubiyeti demek. Hemen ardından ise kaleyi terk eden Lannisterlar'ın Tyrelller'in kalesi olan Yüksek Bahçe'ye saldırıya geçtiğini ve geçen bölüm Jaime'nin özel olarak konuştuğu Westeros'un en iyi komutanı Randyll Tarly ile ordusunun Lannisterlar'ın safında yer aldığını gördük. Kısacası Daenerys'in ordusu Lannisterlar'ı yenmek için Casterly Kayası'na saldırırken, Cersei'nin kaleyi hiç umursamayarak kendisine para getirecek olan Tyrelller'e saldırdığını görmüş olduk. Bu iki olay dengeleri tamamen değiştirmiş oldu. Nasıl mı? Lekesizler yani Daenerys'in ordusunun 1/3'ü Casterly Kayasında sıkıştı. KIsa vadede kullanılamaz hale geldi. Daenerys'in geriye kalan donanması batırıldı, denizdeki hakimiyeti tamamen sona erdi. Cersei Tyrelller'e yani en zengin aileye saldırarak hem Daenerys'in bir müttefiğini ortadan kaldırdı hem de yüklü bir gelir elde etti. Savaşı da bir anda kendi lehine değiştirmekle kalmadı Demir Bankasına borcunu da ödemiş oldu. Bu durum aynı zamanda Daenerys'e yardım etmeyi düşünen Demir Bankasının düşüncesini de değiştirmesine sebep oldu. Eli çok zayıf olan Cersei bir anda savaşın dengelerini değiştirdi ve kendisini güçlü bir konuma getirmeyi başardı.

Olenna Tyrell ile Jaime'nin konuşması çok güzeldi. Olenna Tyrell daha önce de dediğim gibi gerçekçi biri. Lafı dolandırmadan direk söyleyen, maksadını belli eden biri. Ölümün eşiğine gelmesi bu özelliğinden hiçbir şey kaybettirmedi hatta gider ayak son golünü de Joffrey'i kendisinin zehirlediğini itiraf ederek attı. Olenna Tyrell'in Jaime direk senin oğlunu ben zehirledim şeklinde olaydan bahsetmesi Jaime açısından zorlayıcıydı. Bir yandan kendi oğlunu öldürenin kardeşi Tyrion olmadığını öğrenmenin sevinci bir yanda da öldüren kişinin ise tam karşısında oluşu Jaime'yi duygu ikileminde bıraktı. Ama günün sonunda Cersei'nin oğlu Joffrey'i öldüren Olenna Tyrell'in de aynı şekilde zehirlenerek ölmesiyle birlikte kraliçenin adaleti bir kez daha sağlanmış oldu.

Kuzey'de Jon'un gitmesi ile birlikte tüm yetkiyi eline alan Sansa'yı gücün verdiği hisle her şeyi kontrol ederken gördük. Lider olma potansiyelini gösterdiği bu anlarda hemen yanında olan Littlefinger büyük bir zevkle izliyordu kendisini. Çünkü istediği gibi yönlendirdiği Sansa artık Kuzey'de söz sahibiydi. Littlefinger amacı doğrultusunda Sansa'yı istediği gibi yönlendirecek gerekli ortamı yakaladı. Sansa'nın Littlefinger'ı çok sallamadığı gösterilsede Littlefinger'ın onu ağır ağır işlediği belli. Bran'in Kıştepesi'ne gelişiyle uzun zamandır beklenen Stark kardeşlerin bir araya gelme sahnesinin biri daha gerçekleşmiş oldu. Sansa açısından duygusal bir an olmasının yanında bu kısım Bran açısından pek de duygusal geçmedi. Artık Üç Gözlü Kuzgun rolüne iyice bürünen ve duygularından arınan bir Bran vardı karşımızda. Kendi rolünü kabullenmesinin yanında geçen sezon az da olsa hissettirdiği insani yönünü tamamen kaybetme yolunda olan bir Bran. Hatta Sansa'ya artık her şeyi bildiğini anlatırken kanıt olarak da Sansa'nın tecavüze uğradığı, Ramsay Bolton ile evlendiği geceyi normal bir hikaye anlatır gibi anlatması da bunun kanıtıydı. O geceyi anlatmasında özel bir neden olup olmadığını bilemiyoruz şimdilik. İleriki bölümlerde işlendiğinde bunu da anlayacağız elbet.

Sam'i geçen bölüm Jorah Mormont'u tedavi ederken bırakmıştık. Bu bölümde tedavinin tamamlandığını ve Jorah Mormont'un tamamen iyileştiğini gördük. Bu noktada ilk paragraflarda yazdığım şekli ile dizinin hızından Jorah Mormont'ta nasibini aldı. Kaç gün ya da kaç hafta sürdüğü bilinmez bir iyileşme süreci bize hemen gösterilmiş oldu. Artık Jorah Mormont da Daenerys'in yanına gideceği için biz de bölümün başına geçebiliriz.

Geçen sezon Tower of Joy sahnesinde Jon'un bir Targaryen olduğunun ortaya çıkmasıyla birlikte izleyenler arasında "Hadi artık buluşun" edasıyla beklenen, onlar daha buluşmadan çok çok önceleri fanlar tarafından aralarında aşk videoları ortaya çıkan, dizi açısından paparazziliğin dibini gördüğümüz iki kişi bu bölüm nihayet bir araya geldi. Yukarıda saydığım sebepler izleyiciler arasında çok sıcak bir karşılaşma olacağını, tarafların güçlerini birleştirip voltranı oluşturacaklarını beklerken karşılaşma sonunda taraflar neredeyse birbirlerini gırtlaklayacaktı. Tabii bu da fanların hiç hoşuna gitmedi. Hemen hemen tüm yorumlarda bu karşılaşmadan hoşnutsuz olduklarını dile getirdiler. Sanırım hemen kucaklaşıp öpüşeceklerini bekliyorlardı. Neyse fanboyluk ve fangirllük yorumlarını bir kenara bırakalım. Jon ile Davos Ejderhakayası kıyısına geldiğinde kendilerini Tyrion karşıladı. Tabii burada selamlama cümleleri çok iyiydi. Eskiye dem vurdular piç ve cüce kelimeleriyle. Bu ilk sahnede Dothrakilerin varlığı önemliydi. Ne açıdan diye sorarsanız Jon bir nevi Westeros halkını temsil ediyordu. Hayatında ilk kez bir Dothraki ordusu gördüğü için Jon'un bakışları ile verdiği tepki Westeros halkının vereceği tepki ile aynı olacaktır. Bir de Davos ile Missandei'nin ufak konuşması da önemli. Çünkü Davos, Stannis Baratheon'a hizmet ederken onlar da Ejderhakayası'nda kalıyorlardı. O bakımdan Davos eski evi olan bu yere tekrar geldiğinde yeni gelen insanların Westeros'a ait olmadığına dem vurarak Jon'a" burası çok değişmiş" dedi. Bu konuşmaları ve karşılama sekansını beğendim. Çünkü bir Westeroslu gözünden Daenerys'e karşı bir bakış açısıydı bu kısımlar. Geçen sezon Jon'un bir Targaryen olduğunu vurguladıktan sonra bu sezonun neredeyse tamamında bu duruma göndermede bulunuyor dizi. Hatta o kadar çok göndermede bulunmaya başladı ki gına geldi gerçekten. Bu bölümdeki gönderme ise Tyrion ile Jon'un kaleye doğru gittikleri esnada Jon'un "Ben Stark değilim" demesiyle üzerinden bir ejderha uçmasıydı. Tabii Jon ile Davos'un ejderha görür görmez kendilerini yere atması herkese biraz garip gelmiş olabilir. Sezonlar boyunca ejderha gören bizler de bu yaratıklara alıştığımız için "ne var, ejderha işte" diyebiliyoruz. Ama Jon ile Davos'un yüzyıllar boyunca görünmeyen bu yaratıkları ilk kez gördüğünü unutmamak gerek.

Bu göndermeden sonra sahne kızıl rahibe Melisandre ile Varys'e geldiğinde Varys'in sürekli laf sokma çabasını gördük. Melisandre'nin konuşmaları Stannis öldükten sonra kehanette yanıldığı için çok değişti. Hatta burada Varys'e geçmişte hatalar yaptığını hem de çok büyük hatalar yaptığını söyledi. Bunu da içten söyledi, hatta yaptıklarından pişmanlık duydu. Konuşmanın sonunda ise "ikimizde yabancı topraklarda öleceğiz" diyerek Varys'i dumur etti. Bu konuşmanın sonundaki imayı sanırım gelecek sezon göreceğiz.

Jon, Daenerys'in huzuruna çıktığında yine o bildiğimiz beş dakika süren unvanlar sıralanmaya başladı. Missandei unvan sıralamasını karıştırmadan, sırasıyla bitirmeyi başardığında ise karşı taraftan tek bir söz çıktı. "Bu da Jon Snow..." Bu kısım hem komik hem de altında başka şeylerin de yattığı bir kısımdı. Başka şeyler derken ne olduğunu açıklayayım. Daenerys'in o egosunu yansıtan unvan sıralaması ile Jon'un alçak gönüllüğünü yansıtan sadece isim söyleme kısmıydı. Daenerys başından geçenleri, yaptıklarını bir böbürlenme aracı olarak kullanırken Jon ise bunlardan bahsetmek bile istemiyor. Hatta ikisinin buluşmadaki amacı bile farklı. Biri tahtı alabilmek için bana katıl derken diğeri tahtı umursamayıp esas düşmanın Kuzey'den geldiğini söyleyerek sen bana katıl diyor. Burada Daenerys ile Jon'un birbiri ile konuşmasından çok Tyrion ile Davos'un konuşmalarının öne çıktığını söylemeliyim. Daenerys o kadar yüksekten bakıyor ki Kuzeyliler'e, Tyrion'a şikayet bile etti yok bana şunu dedi, bunu demedi, diz çökmedi falan filan. Karakter olarak aslında zıt oldukları açığa çıkmış oldu bana göre. Ancak konuşma detaylarına inecek olursak pek de farklı kişilikler olmadığı anlaşılmaya başlıyor. Bu farklılık sadece söylem ya da gösteriş olarak kendini belli etsede aslında Daenerys'in Jon'a "Bir kızı babasının günahlarıyla yargılamamanızı rica ediyorum" demesi bizleri sezonun ilk bölümüne götürdü. Bu bölümde Jon'un kral olarak seçilmesinin ardından, geçen sezon yapılan savaşta Boltonlar'ın tarafında yer alan Umberlar ile Karstarkların elinden kalelerinin alınması isteniyordu diğer lordlar tarafından. Jon ise "Babasının günahları için bir evladı cezalandırmayacağım" demişti o konuşmasında ve yeni aile lordlarına bağlılık yemini ettirerek kaleleri onlarda bırakmıştı. Konuşma detayları bu gibi göndermelerle dolu olduğundan ben bu karşılaşma sekansını beğendim.

Gelelim Daenerys'in ölülere, Ak Gezenler'e, Gece Kralı'na inanmayışına... Daha bir bölüm öncesinde yanına gelen kızıl rahibe Melisandre ile aralarındaki konuşmaya bakalım. Daenerys Işığın Tanrısı'nın bir isteği olup olmadığını soruyordu. Melisandre de Azor Ahai yani Vaat Edilen Prens'ten bahsederek kendisinin ve Jon Snow'un bu amaçta rollerinin olduğunu, Uzun Gece'nini geldiğini ve Jon Snow'u çağırtarak onun gördüğü, şahit olduğu şeylere kulak vermesini söylemişti. Daenerys'in bilindiği üzere bu rahibelerle arası çok iyi ve onlara kulak veren biri. Ama gel gelelim bu konuşmadan sonraki Jon ile karşılaşma kısmına, burada Jon'un söylediği hiçbir şeye inanmadı ve onu isyancı ilan etti. Tyrion garibim de bunların arasını bulacağım diye kendini parçaladı. Buluşma kısmı bu paragrafta bahsettiğim üzere Daenerys'in ölüler konusuna inanmaması kısmı haricinde olması gerektiği gibiydi. Melisandre'nin söyledikleri olmasaydı ölüler konusunda da laf etmezdim ama o kısımda ya senaryo bazlı bir sıkıntı var ya da Daenerys Işığın Tanrısı'nı ve onun hizmetkarlarını pek sallamaz oldu. Bu ikisinden biri olmalı.

Bölümdeki Mantık Hataları:
İlk paragrafta dediğim gibi bu bölüm ile birlikte olaylar hızlıca geçildiği için dizinin kurgusu tamamen farklılaştı. Bu farklılaşma ile birlikte özellikle yapılan savaşlar yönüyle mantık hataları ortaya çıkmaya başladı. Sahnesel gerçekleşen hatalardan değil Westeros haritası üzerinden yapılan yolculuklar hakkında bazı bilgiler vermem gerek. Bu dizinin bir kitap serisinden uyarlandığını ve o seride de bu dünyaya ait bir harita bulunduğunu bilmesek hiçbir sorun yok aslında. Ama bu haritayı dizide bile gösterdiler. Hatta Cersei sarayın zeminine bile işletti bunu. O kadar gözümüze sokulmuşken birkaç kelam edelim konu hakkında.



Tek tek ince ayrıntısına kadar harita üzerinde yapılan hamleleri göstermek hem ilgi çekici olmayacaktır hem de o kadar uzatmaya gerek yok. Bilindiği üzere Daenerys Targaryen Ejderhakayası yani Dragonstone'da. Cersei ise Kralın Şehri yani King's Landing'de. Şimdi Kralın Şehri'ne herhangi bir geminin gelebilmesi için Karasu Koyu yani Blackwater Bay'e girmesi lazım. Hatta 2. sezon 9. bölümde Stannis'in donanması tahtı ele geçirmek için krallık ile bu noktada savaşmıştı. Oradan aklınızda kalsın. Peki Stannis nerede kalıyordu? Ejderhakayası'nda. Yani şu an Daenerys'in kaldığı yerde. Bu Ejderhakayası nerede peki? Karasu Koyu'nun Dar Deniz yani The Narrow Sea ile birleştiği yerde. Hatta Karasu Koyu'na giriş yerinin tam ortasında. Bu sezon daha ilk bölümden Euron Greyjoy'un Kralın Şehri'ne defalarca gelip gittiğini gördük. Bu ziyaretlerinde sadece bir gemi ile de gelmedi. İlk bölümü hatırlayın. Donanması ile beraber gelmişti, görüntüde yüzlerce gemisi görünüyordu. Peki Euron Greyjoy donanmasını Ejderhakayası'nın oradan nasıl geçirdi? Bu donanma geçerken Ejderhakayası'ndan kimse mi görmedi? Yüzlerce gemi Ejderhakayası'nın çok yakınından geçip kimse göremiyorsa bu donanmayı kusura bakmayın ama Daenerys ve yanındakiler tam bir salak olmalı. Şöyle pencereden kafasını kaldıran biri o geçen yüzlerce gemiyi "kör" değilse görür. Çünkü harita önümüzde. Mesafe belli. Kral'ın Şehri ile Ejderhakayası birbirlerine çok yakın olan iki nokta. Öyle dizide gösterilmeye çalışıldığı gibi ayrı gayrı yerler değiller. Ancak Euron Greyjoy donanmasını çok rahat şekilde oradan oraya götürebiliyor. Hatta hem yeğeni Yara'nın donanmasına hem de Lekesizleri taşıyan donanmaya kimseye görünmeden yaklaşarak baskın yapıyor. Ama Euron Greyjoy'un donanmasını bir Allah'ın kulu görmüyor. Yani tamam koyun girişine bakan penceren yok diyelim. Tüm gün Ejderhalar'ın dolanıp duruyor. Üzerine çıkıp bir tur atsan yine görürsün. Hadi denk gelmedi en azından milleti korkutursun, kimse koydan içeri girmeye cesaret edemez. Ama işte bu anlattıklarım senaryonun kötü olmasından. Olayları 16x hızında anlattıkları için kimsenin haritaya bakmak aklına gelmemiş demek ki.

Bir başka nokta Lekesizler'in Casterly Kayası'na yaptıkları saldırıda gemileri boşu boşuna yaktırmaları. Yani bu olay tamamen saçmalık. Neden mi? Bir kere Euron Greyjoy'un kendilerine baskın düzenleyeceğini ya da direk saldıracağını tahmin edememelerinin senaryo saçmalaması haricinde bir açıklaması yok. Euron Greyjoy nereli? Demir Adalı. Hatta Pyke'ta kendisi. Burası Lekesizler'in saldırdığı Casterly Kayası'nın biraz üzerinde bulunuyor. Yani sen yüzlerce gemilik donanma ile saldırıya gidiyorsun, saldırdığın yerin biraz üzerinde düşman donanmalarının olması muhtemel bile değil, kesin. Ama saldırı esnasında seni görüp ya da haber alıp saldırıya geçeceğini tahmin edemiyorsun. Senaryo konusunda olayların hızlı işlenmesine bir itirazım yok ancak en azından olayların gelişimini mantık çerçevesinde yapsalardı keşke. George R.R. Martin diziden elini eteğini çektikten sonra ruhunu kaybetmeye başladı yapım. Eskiden mantık hatası olsa bile bunu bir şekilde yedirebiliyorlardı. Artık yediremiyorlar maalesef. Sanırım senaryoyu yazarken hiçbir senarist haritaya bakmayı akıl edememiş. Ne yapalım, artık bu hatalara da alıştık. Kalite ve beklenti çıtamızı biraz daha düşürüp onunla yetinmeye çalışacağız.


Yazan: kurt_thewolf




Game of Thrones, 7. Sezon, 4. Bölüm "Savaş Ganimetleri"

resim



Gelmiş-geçmiş en efsane dizilerden birisi bir çoklarına göre ise en iyi olan dizimiz izleyenleri büyülemeye devam ediyor. Her bölümü bir sinema filmi tadında, 1 hafta beklemenin heyecanımıza heyacan katan bir dizi izliyoruz. Bu bölüm yani ''Savaş Ganimetleri'' ise izleyecileri hop oturtup, hop kaldırtmayı başardı. Bölümde öne çıkan bir çok karakteri izledik. Çünkü Yüksek Bahçe’nin hemen kıyısında çok heyecanlı dakikar bizi bekliyor olacaktı.

Geçen bölümün sonunda benim için tam bir hanımağa dediğim Olenna Tyrell'in mütiş cool ölümünün ardından Lannisterların olaylı bir ani karar ile Tyrell hazinesini ele geçirdiği görüntüleri izleyerek 4. bölümümüze başladık. Lannisterlar Jaime'nin önderliğinde rakip hanedanı yok ederek gelecekleri için çok iyi bir ganimetle ilerliyor. Gücüne güc katmayı hedefleyen Cersei Lannister'ın bu hamlesi kendisine hem ekonomik, hem askeri katkıdan büyük bir adım olacağı aşikar. Cersei'nin bu atağı Demir Bankası’na verdiği sözü tuttuğunu ve bir kez daha ''Bir Lannister Her Zaman Borcunu Öder'' sözünü aklımıza getirmemize sebep oldu.

Jaime ve Bronn’un eğlenceli diyalogları ganimet sayımı devam etmekteydi. Bir türlü doymayan Bronn'un farklı farklı hedefleri, istekleri dile gelmeye devam ediyor. Çünkü Bronn gözünü bu sefer Yüksek Bahçe’ye çevirmiş durumda. Jaime'den Yüksek Bahçe'yi istemeye başladı ve bir yandanda Cersei'nin oluşturacağı sözde ''barış'' dolu ülkenin ne kadar sahte ve komik olacağı karşısında Jaime'nin aklını karıştırmaya devam ediyor. Bir yanda vurdumduymaz gülüşlerini etrafa saçıyordu.

Peki Kuzey ne alemde? Bran ve Serçeparmak'ın sohbetiyle kuzeye giriş yaptık. Serçeparmak türlü sinsiliklere devam etmekte. Bran'a bir hançer hediye etti ve ''senin için ne gerekiyorsa yaparım'' sözlerini söyledi. Bran ise Serçeparmak'a ''bu hançerin kime ait olduğunu biliyor musun?'' sorusunu sordu. Serçeparmak hayır cevabını verince işte şu sözler çok konuşulacaktı; Serçeparmak: ''dünyada böylesi bir kaos ile karşılaşmak hayal bile...'' dedi sözünü bile bitiremeden Bran'ın ''Kaos bir merdivendir'' lafı odada soğuk duş etkisi yarattı. Bu sahneden dehşet keyif aldığımı söyleyebilirim. Çünkü Bran'ın mesajı ''en gizli sırrını bile biliyorum''du. Varys ile Serçeparmak'ın diyaloğunu ve babası Ned Stark'ın kuyusunu kazanlardan birisi olduğunu biliyordu. Hal böyle olunca bir kaç sahne sonra evine dönecek olan Arya'ya Bran hançeri verecekti. Çünkü Starkları öldürenlerin sonu hep Starkların ölümü gibi oldu. Hatırlayacağınız gibi Serçeparmak'ın hanceri alıp Ned Stark'ın boğazına yasladığını biliyoruz ve bu bize bir mesaj olabilir. Hançerin yeni sahibi Arya ile Serçeparmak arasında yakın zamanda sıcak bir yakınlaşma izleyebiliriz.

Bran resmen kişiliğini ve duygularını kaybetmiş vaziyette. Onu izlerken sahneyi bile geçmek istiyorsunuz. Meera Reed'in veda konuşmasında Bran'ın duygusuzluğu kuzeyin o meşhur soğukluğundan daha soğuktu. Gözyaşları içinde Meera Reed odadan ayrıldı.

Tam bu sıralarda uzun yolculuğun sonu Arya evine döndü! Bu anları izlerken açıkçası biraz içim buruk izledim. Çünkü Arya ile Sansa'nın buluşması sanki Almancı kuzenin ülkemize tatile gelmesi gibiydi. Onca yaşanan olaydan sonra bu kadar düşük duyguda buluşmaları garibime gitti. Yönetmen o ana uygun bir alt müzik bile eklememişti. Hatırlayacağınız gibi Bran'ın evine döndüğünde gözyaşları sel olmuştu. Ne kadar çabalar sonra evine döndüğünün hissini izlerken biz almıştık. Ancak Arya çevre şehirden gelmiş gibi yavan bir sahnenin kurbanı oldu. Tabii bunlar o kadar önemli değil bölüm o kadar muhteşemki bir nebzede olsa bu durumu sindirebiliyoruz.

Arya evine döndükten Sansa ile ilk karşılaştıkları yer babaları Ned Stark'ın mezarının yani heykelinin önüydü. Burada olan o farklı tat ise Arya ile Sansa yolları bundan çok çok uzun zaman önce en son yine babalarının yanında ayrılmıştı ve tekrar babalarının önünde buluştular. Ardından Brienne ile Arya'nın antremanı gerçekten çok ilgi çekiciydi. İzleyenlere keyifli dakikalar yaşattılar hatta bu sahnede Brienne'nin Arya'ya ''bu hareketleri nereden öğrendin'' sorusuna Arya'nın ''hiç kimseden'' cevabı güzel bir detaydı. Arya ablası Sansa'ya bahsettiği ''öldürülecekler listesi''ne Sansa'nın inanmayıp gülüp geçmesi bu dövüş antremanını izleyince Sansa'nın biraz korkmasına sebep oldu diyebiliriz.

Ejderha Kayası'nda ise Daenerys ile Jon Snow'un yakın sohbeti hatta Akgezenler konusunda Jon'a yardım edebileceğinin ilk temasları atıldı diyebiliriz. Ejderha Çamı için mağara giren Jon Snow ve Davos, Ormanın Çocukları'nın çizimleriyle karşılaştı. Bir kaç sahne sonra Daenerys ejderhalarına atlayıp yakıp yıkmaya gidecekti. Daenerys gittikten sonra kardeşini kurtarmak için yardım isteme gelen Theon Greyjoy ile Jon Snow'un karşılaşmasını izlemiştik. Yine biz izleyiciler için yavan bir karşılaşma diyebiliriz.

Asıl bölümün en etkileyici kısmı olan yavaş alanına dönelim. Bronn'un dothrakilerin ve atlarının ayak seslerini duyduğu o gerilim sahnesinden etkilenmemek elde değil. Bir anda koca orduyu karşılanırda gördüklerinde hemen savaş pozisyonlarına geçtiler. Ancak dothrakiler yara-yıka ezip geçmeye başladı. Tam bu sırada daha büyük darbe ile karşı karşıya kalacak olan Jaime gözünü göklere çıkarığında Ddaenerys ve Ejderhasını gördü! Ddaenerys ortalığı yakıp yıkarken Bronn büyük bir hamle yaparak özel olarak tasarlanan arbalet ile ejderhayı vurmayı başardı. Ejderhasıyla hızla alçalmaya başlayan Ddaenerys nehrin kıyısında Bronn'un attığı dev oku çıkarmaya çalışıyordu. Tam bu sırada Jaime atına atlayıp Ddaenerys'i öldürmeye koştu işte bu sahnede ''acaba neler olacak'' sorularıyla heyecanlı bir şekilde gözümüzü kırpmadan izlemeye devam ettik. Jaime atını hedefine sürerken onu farkeden Ddaenerys'in çocuğu Drogon tüm gücüyle alevlerini Jaime'ye püskürtmeye başlarken sol taraftan bir anda Bronn yardıma koştu ve ikili nehrin diplerine doğru gömüldü.

Bu son bölümde ayrıntılar bir nevi karakterler açısından çok önemli. Bronn’un para yerine Jaime’ye yardıma koşarak sadakatini seçmesi, başlarda ne kadar bencil olduğunu bildiğimiz Jaime'nin atına binip bir amaç uğruna ejderhayı öldürmeye koşması, Tyrion'ın ''Yapma seni aptal!'' lafı ile hala merhametinden ve sevgisinden ödün vermediğini gördük. Bunlar ince ama karakterler açısından farklı detaylardı.

Dolu dolu bir bölümü geride bıraktık. İleride olacak bölümler için bir çok teoride bulanacağımız, fikirlerimizi sunacağımız ipucularla dolu bir bölümdü diyebilirim. Şunlar bir gerçek; Ddaenerys ezici bir üstünlüke bu muharebeyi kazandı. Jaime'nin kiminle ve kimlerle mücadele edeceklerini anlaması, Ddaenerys'i ve ejderhalarını, Ddaenerys için ölümüne savaşan askerlerini görmesi artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağının kanıtı. Çünkü Jaime karşısındaki o gücü çıplak gözlerle fazlasıyla gördü.

Yazan: Ted




7. Sezon, 5. Bölüm "Doğu Gözcüsü"


resim


Ejderhaların tam anlamıyla bir güç olarak ortaya çıktığı 4. bölüm. Taht Oyunları içerisinde yer alan en iyi savaş sahnelerinden birisini içinde barındırıyordu. Ejderhaların kudretiyle bir hiçliğe kavuşan Lannester Ordusuna az kalsın Jaime'de katılacaktı. Bu final sahnesinde yer alan kurtuluş bana pekte inandırıcı gelmedi. daha doğrusu bu sahnede ki yapaylık biraz beni şaşırttı. Broon'un gözlerini karartarak Daenerys Targaryen'a son darbeyi vuracak kamikaze Jaime'yi son anda ölümün ellerinden alıp suyun derinliklere dalışı ve nihayet 5. Sezonun bu kurtuluş sahnesiyle açılması olmamış hissi uyandırdı. Özellikle bu son sezonda bu hissi çok yaşamaya başladım. Senaryoda ki bu zayıflık farklı şekillerde de kendini gösteriyor. Karakterlerin derinliğini kaybetmesi, izleyicinin beklentisi doğrultusunda ilerleyen öykü, karakter diyaloglarında söylenmesi gerekenin verilip eski diyaloglardan uzaklaşılması, zaman kavramının dizi de tamamen yok oluşu gibi bir çok eleştiri yapılabilir.

Bir Lannister olarak dünyaya gelmenin ihtişamını kaderine teslim etmiş Tyrion için de savaş sonrası kafa bulandırıcı düşüncelerle doludur. Köklerinin yok oluşunu görmek, bir savaş alanında Lannester askerlerinin çaresizliğine şahit olmak Tyrion'un pekte hoşuna gitmez. Ne kadar acılarla dolu bir mirasa sahip olsa da Lannester onun kimliğidir. Kafasında ben ne yapıyorum sorularının daha gür sesle ortaya çıkışı bize aktarılmaya çalışıldı. Üstüne Daenerys Targaryen'ın itaat çağrısını dinlemeyen Randly ve Dickon Tarly'nin ejderha ateşinde yok oluşları acaba sorularını Tyrion'ın aklına sokuyordu. Çılgın Kral'ın gölgesi savaş alanlarına düşerse neler olacağını iyi bilen Tyrion bu durumdan hiçte hoşnut olmayacaktır. Bu arada Tarly hanesinin yaşayan tek ismi Samwell kaldı. Güç dengeleri içerisinde Tarly hanesinin başında Samwell'ı görürsek hiçte şaşırmam. Bölümün ilerleyen dakikalarında Samwell'in yeter artık diyerek Eskişehir'den ayrılması bu fikrimi iyice kuvvetlendiriyor.

Kralın Şehri'nde bu ağır mağlubiyet karamsar düşüncelere yol açacaktır. Cersei, Demir Bankasına sunacağı altınları elde etse de ordusu ağır bir yara almıştır. Jaime ile konuşmasına bakarsak Cersei bu durumdan çıkmak için kararlıdır. Yüreğini kaplayan karanlıkta sadece babasından miraz tuzaklar ve oyunlar yaşayabilmektedir. Jaime'ye karşı acımasız bir davranışın içine bile girebilecek haldedir. Oğlu Joffrey'in Tyrell hanesinin kurbanı olduğunu öğrenmesi de bu sahnede gerçekleşir. aslında Cersei'nin bu ihtimali aklına getirmemiş olması beni şaşırtmıştır. sadece kardeşine duyduğu iğrenme hissini kapılacak kadar at gözlüğü takacak bir insan değildi. Neyse nefret bazen gözü kör edebiliyor diyelim.

Büyük zaferiyle Ejderha kayasına dönene Dany ile Jon Snow'un karşılaştığı sahne çok kilit bir sahneydi. John Snow'un gizemli geçmişi ve onun aslında bir Targeryan kanı taşıdığı ilk kez açık bir şekilde bizlere gösterildi. Dany'nin ejderhasının Snow'a verdiği tepki ve Dany'de ki şaşkınlık görülmeye değerdi. Gelecek sezonda bu bağın sadece belirti olarak kalmayacağı çok belli. Targeryan gerçeğinin ortaya çıkışıyla alev püstürken bir dünya da John'u bir Targeryan olarak göreceğiz. Tabi senaristler büyük bir sürpriz yapmazlarsa. Bu sezonu düşündüğümüzde bu sürprize gitmeyeceklerini rahatlıkla söyleyebilirim. Dany'nin verdiği hükmü "Bazen kuvvetin berbat olması gerekir" sözleriyle açıklamasını da bu sahnede duyduk. Bu gerekçeye hak veriyorum ama danışmanları bunu çok da tehlikeli göreceklerdir. İlerleyen sahnelerde Tyrion ile Varys arasında bu durumun muhakeme edildiğine şahit olduk. Varys, Dany'nin atalarının izinden gitmemesi için danışmanları gerekli yaklaşımı sergiledi. haksız da sayılmaz. Onca yaşanan vahşete engel olmanın tek yolu bu vahşeti yaratabilecek lideri kontrol altına almaktan geçmekte. Jorah Mormont'un taş hastalığından kurtulup geri dönmesi yine bu bölümde gerçekleşti. Dany'nin memnuniyeti gözlerinden okunuyordu. yine eski sezonlar aklıma geldi. Bu durum geçmiş sezonlarda karakterler üzerinden iyice ortaya konulurdu. Keşke bu sezonda da aynı şeyi görebilsek. tabi bölüm sayısında ki azalma ve hızlı ilerleyen konu bundan çok uzakta. Mormont'un kuzeye yapılacak yolculukta yer alacağına da yer verilerek bu konu çok uzatılmamıştı.

Bran Stark'ın yedi krallıkta gezinen görüşü kuzeye doğru yönelmişti. Kuzgunlar yoluyla ak gezenlerin yakınlarda bir noktada toplandıklarını gördük. Biraz dikkat ettiğimde bu yerin 6. sezon finalinde kuzeye giden Snow ve adamlarının köşeye kıstırıldığı yer olduğunu fark ettim. sanki bu yaşanılacak olayları daha önceden biliyorlarmış gibi bir bekleyişti. 6. Sezonun finalini düşündüğümde o noktaya hakim tepe bir noktada ak gezenlerin konumlanması, Ak Gezenlerin yanında Ejderha'yı vuracak bir mızrak taşıması ve büyük demir halatların ortaya çıkışının bununla bir ilgisi olmalı. Yoksa bu sahneyi neden bize göstersinler. Tai bunlar Bran'ın zamana hakim olan bakışının da bir sonucu olabilir. Burada değinmek istediğim asıl nokta şu. 6. Sezonun final sekansında gördüklerimi kabullenmemin tek yolu daha önce bizi buna hazırlamış olmalarına inanma isteğim. Çünkü iyi tasarlanmış bir senaryo böyle olmalı. Filmin başında ortada yer alan bir silahın ilerleyen sahnelerde ateşlenmesi gibi gerekli bir kurgudur bu. Eleştirim tam da bu konuya işaret ediyor. 6. sezonun finali iyi düşünülmüş ama öncesinde bizi bu sahneye hazırlayacak unsurlar ihmal edilmişti. Umarım bu yaklaşımı dizinin final sezonunda görmeyiz.

Jon'a ulaşan mesajda kuzeyde ki son durum ve kardeşleriin yaşadığı yazmaktaydı. Doğal olarak Jon kuzeye geri dönmek isteyecektir. Yedi Krallığın vereceği bir savaşı tek başına vermek zorunda kalacaksa da mantığı başka çözümler peşinde koşmaktadır. Tyrion'un bir önerisi hem John hem de Dany tarafından kabul görür. Kralın Şehri'ne bu efsaneyi gerçek kılacak bir delille gitmek. Ölüler ordusundan kralın şehrine getirilecek bir kanıt bu ittifakın oluşmasını sağlayabilir. Cersei'yi düşündüğümde bu ölü adamı bile Lannester hakimiyeti için bir araç olarak göreceğinden eminim. 7. Sezonun finalinde buna şahit olabiliriz. Tyrion gizli bir şekilde yanında Davos ile Kralın Şehri'ne gelerek burada Jaime ile bir görüşme yapar. Jaime'nin kardeşine olan öfkesini rahatlıkla görebiliriz. Jaime olan durumun farkındadır ve bu geçici ittifakın faydalı olabileceğini düşünmektedir. Cersei'de aynı görüşte olunca haber aldığı bu görüşmeye engel olmaz. Çünkü babasının yaptığı gibi mevcut durumu kontrol etmeli ve Ejderhalar Kraliçesi'yle kısa süreli bir barışın sonuçlarından faydalanmalıdır. Bu görüşme sürerken Davos ekibe Robert Baratheon'ın piçi "Gendry" de dahil ediyor. Özellikle Gendry ile Jon'un karşılaştığı sahnede aralarında ki diyalog oldukça iyiydi. Babalarının kahramanlıklarından bahsedip birbirine söyledikleri sözler arasında Jon'a sende kısasın dediğinde iki eşit konumun altı çiziliyordu. bakalım gelecek bölümlerde Gendry'yi nasıl bir kader beklemekte. acaba o da bu Taht Oyunlarında ayrı bir güç olarak ortaya çıkacak mı?

Samwell'in ustalar arasında yeri olmadığını anlaması son yaşadıklarından sonra zor olmayacaktır. Babasının ve kardeşinin ölümünden habersiz olarak bir zamanlar usta olmak için geldiği şehirden ayrılır. Kuzeyde ise Petyr Baelish oyunlarına devam eder. Baelish var olan düzeni düzensizliğe çevirerek kaosu kendi yükselişi için dizayn etmekte çok ustaca davranıyor. dizinin her sezonunda bunu net bir şekilde gördük. Onun bir taraf olarak gözükmesi sadece bir aldatmadan ibaret. Kimin yanında yer alıp almayacağına mevcut durum karar veriyor. Kaous'u merdiven olarak kullanmaktaki başarısını iki kardeş üzerinde denemeye başladı. Sansa ve Arya arasında soğuk rüzgarlar esmesine yol açacak küçük bir not kağıdı bu iş için yeterli bir başlangıç olacaktır. Baelish'in bundan çıkarına ne? Tabi ki Sansa'ya mevcut pozisyonunu hatırlatmak istiyor. Gözleri her yerde bunun için doğru zamanı kolluyor. Sansa Baelish'in hırslarının, gelecekte olmak istediği kişinin tek anahtarı. bu anahtarla kapıları açmak istiyorsa ilk önce onu istediği yola getirmeli, güvenini kazanmalı ve sansa'nın yükselişinden başka bir seçenek bırakmamalıdır.

Bölüm finali Duvar'da gerçekleşir. Tazı, Jon ve diğerleri kuzeyde buluşmuştur. Yapılması gereken bir görev için bir araya gelirler. Işığın tanrısının istekleri, Jon'un Kralın şehrine teslim edeceği ölü adamı, Tazı'nın korkularının ötesinde bu görev kaçınılmaz bir sondur ve her sonda yeni bir başlangıcın kapılarını açar. Duverın ötesine geçip karlar arasında kayboldukları sahne oldukça etkileyiciydi. Hepsinin ayrı bir öyküsü olsa da kader onları aynı yola sürüklüyordu. Bir avuç kahramanın bilinmezliğe ilerleme klişesini nihayetinde Taht Oyunlarında da görme şansı bulduk. Ne yalan söyleyeyim bu klişe bölüm finaline çok yakışan bir bitiş oldu. Klişe olup olmaması bu noktada hiç bir önem taşımıyor.

Yazan: kuzeydebiryer

@kurt_thewolf
@kuzeydebiryer
@Ted
İletiTarih: 29 Ağustos 2017 10:53
En son kuzeydebiryer tarafından 29 Ağustos 2017 15:26 tarihinde değiştirildi.
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
kuzeydebiryer
Avrupa Sineması
Yönetici GrubuGenel Editör


Kayıt: 23.08.2008
İletiler: 10263
Şehir: Düş Toprakları
Yaş: 39 Koç


Özel mesaj gönder
6. ve 7. bölüm incelemeleri
6. Bölüm (Ted) --- 7. bölüm ve Genel Değerlendirme (kurt_thewolf)

7. Sezon, 6. Bölüm "Duvarın Ötesi"

resim


''Bir ölü için feda edilen canlar''

Sezonun ve belki de tüm sezonların en sansasyonel bölümlerinden birisiydi. Bunun en büyük sebeplerinden birisi ise İspanya HBO Kanalı'nın küçük bir hatasıyla yanlışlıkla bu bölümü yayınlaması ancak finansal olarak kendilerine çok büyük bir darbe vurmasıydı. 7. Sezon 6. Bölüm adıyla orantılı bir biçimde ''Duvarın Ötesi''nde başladı. Bir önceki bölümde toplanan garip grubumuzun tek amacı Duvar'ı geçip, 1 tane ölüyü yakalamak. Bir grup yiğidin tıpkı Yüzük Kardeşliği'nde olduğu gibi kahramanca yol hikayesine tanıklık ettik. Peki o grupta kimler mi vardı? Kimler yoktu ki! Liderleri Jon Snow'un önderliğinde Jorah Mormont, Gendry, Kardeşlik Üyeleri, hırçın Tazı ve platonik aşığımız Tormund. Birbirleriyle çok zıt karakterler bir amaç uğruna hedeflerine karşı yola koyuldu. Yolculuğun başında Tormund ve Tazı'nın keyifli sohbeti biz izleyenleri bolca gülümsetti diyebiliriz. Büyük aksiyona gitmeden yol sohbetlerini bir hayli ilgi çekiciydi. Gendry'nin hiç kış görmemesi, Mormont'un ata yadigarı olan Valyrian Kılıcı teklifini geri çevirmesi, Beric Dondarrion'un Jon Snow'a ''babana hiç benzemiyorsun'' demesi gibi bir çok muhabbete tanıklık ettik. Peki Duvar'ın bu tarafında bu olaylar yaşanırken diğer tarafta neler oldu?

Kıştepesi'nde Serçeparmak Baelish'in planları kusursuzca devam etmekte. Baelish yeni bir plan kurarak Stark Kızları'nı korumaya yemin eden Tormund'un uzun sevdiceği Brienne'i Kralın Şehri'ne gönderdi. Arya ile Sansa bir kardeşten farklı yavaş yavaş bir düşmana dönüşmekteler. Sansa'nın mektubunu öğrenen Arya'nın ne ya da neler yapacağını açıkçası kestirmek zor. Hal böyle olunca Sansa şuan bir stres küpü diyebiliriz. Arya ve Sansa meselesi artık kardeş ilişkisinden öte resmen ''nefret''e dönmüş gözüküyor. Bu nefret zamanla neler doğuracak? Hep birlikte göreceğiz ancak işin içinde Arya var ise mutlaka bir aksiyon izleyeceğimiz kesindir.

Grubumuz Tazı'nın sağa-sola küfürleriyle birlikte bir anda The Revenant vari ölü bir ayı saldırısının hedefi oldu. Tazı'nın klasik ateş ile imtihanını burada da gördük ve ateş korkusu Thoros'un ağır yaralanmasına ve bir müddet sonra ölümüne sebep oldu. Thoros ölürse ne olur? Beric Dondarrion artık tek cana kaldı. Rahibi kaybetti sonuçta ama buna hiç üzülmedi desek yeridir ve hevesli bir biçimde ölümünü beklediğini söyleyebiliriz. Bir kaç sahne sonra bizi o müthiş savaştan önce mini bir aksiyon karşıladı. Bir grup ölünün liderlerinin arkasında seyir ederken gördük. Burada bir ayrıntı çok önemli; Jon Snow o lideri öldürdüğünde tüm ölülerin gerçek anlamda ''öldüğünü'' izledik. Yani tüm ölüleri yok etmekle uğraşmak yerine, onları dönüştüren liderlerini öldürdüklerinde hepsinin tamamen öleceğini yani yok olacağını artık grubumuz biliyor.

Seyir halinde olan ölüleri yok eden grubumuz amacına ulaşıp bir tane ölüyü ele geçirdi. Ancak hemen ardından ölülerin sesini duyan Jon Snow, Gendry'yi Daenerys'e haber salması için Doğugözcüsü'ne yolladı. Yani tek kurtuluşlarının Daenerys & Ejderhaları olacağını biliyordu. Grubumuz ölülerden kaçarken donmuş bir gölde buzulların üstünde kala kaldılar etraflarında ise binlerce ölü... Tazı'nın büyük yardımlarıyla ölüler tekrardan harekete geçti. Bu dakikalarda muhteşem savaş sahnelerine tanıklık ettik. Az daha Tormund'u kaybedecek olsak da yeni arkadaşı Tazı yardımına koştu. Hemen sonra tam umutlar tükendi derken Tyrion'un tüm karşı çıkma çabasına rağmen Daenerys & Ejderhaları çıka geldi. Tabii itiraf edemiyor olsa bile aşkına uçarak geldi sevgili Dany.

İzleyenlerin bir çoğunun anlam veremediği bir şekilde Jon Snow ejderhaya binmek yerine ölülerle savaşmaya devam etti. İşte bu sırada Gece Kralı buzlu mızrağı ile Viserion'i öldürdü! Hatta bu atışı sonrasında tüm dünyada büyük yankı uyandırdı. ABD Olimpiyat Komitesi, bölüm biter bitmez hemen Pazartesi günü Gece Kralı'nı Cirit Olimpiyat Milli Takımı'na transfer etmek istedi. Twitter'dan bir teklif bile gönderdiler.

Gece Kralı’nın Drogon’u da öldürmeye geldiğini gören Jon Snow bağırarak Dany'i hemen oradan uzaklaştırdı. Hemen ardından Jon ölülerin itmesiyle suyun derinliklerine düşünce izleyiciler olarak ''bu ölmez ya'' dediğimiz doğrudur ve zaten Jon hemen su üstüne yalpalayarak çıktı. Jon suyun içindeyken fark ettiniz mi bilmiyorum ama kılıcının üstünde bulunana kurt sembolünün gözleri kapanmıştı. Jon su üzerine çıkınca bir anda kurdun gözleri tekrardan açıldı. Bir hayli ilginç sahneydi...Su üzerine çıkan ve tekrardan ölülerin saldırısına uğrayacak olan Jon Snow'un imdadına Benjen amcası yetişti ve onu hemen hızlıca oradan gönderdi. Herkeste bir soru işareti ''Benjen neden ata binmedi?'' Öncelikle 2 kişi o soğukta, o atla gitmeye kalkarsa yavaşlar, o atın o soğukta 2 kişiyi taşıma ihtimali çok zor 5 metre bile ilerleyemeyebilirler. Bu sebepten Jon istediği yere varamadan ıslak ve yaralı bir vaziyette zaten donarak ölürdü.

Bu bölümlere bir ayrıntı geçmeden olmaz çünkü bir çok izleyicinin bölümü izledikten sonra belirttiği ortak mantık hataları var. Gece Kralı ilk başta hareketsiz duran Drogon'u neden öldürmedi? Metrelerce yüksekte hareketli bir biçimde uçan ejderhaya tek atan Gece Kralı, neden saatlerce gölün ortasında duran grubu keklik gibi avlayacak olanağı varken o meşhur mızrağını onlara hiç sallamadı? Gibi bir çok soruyu eminim sizde okudunuz. Bu sorular cevaplansa bile bir çok izleyiciyi tatmin etmiş gözükmüyor.

Bölüm finalimize gelecek olur isek; Amcasının yardımıyla Sur'a ulaşan Jon Snow'u telaşlı gözler karşıladı. Ardından soğuktan donmuş vaziyette olan giysilerini Davos hızlıcar çıkarttı böylece yatağında yarı çıplak yatan Jon'un hançer yaraları meydana çıktı. Dany bunu görünce bir kaç bölüm önce yaşananları, aklındaki soruları ve az-çok Jon'un nasıl bir insan olduğunu anladı diyebiliriz. Jon baygın bir şekilde yatarken Dany onun başında bekliyordu. Jon'un uyanmasıyla bir çok şey artık değişecekti. Aralarında duygu yüklü konuşmalar geçti ve bu konuşmaların en önemli maddelerinden bazıları; Dany'nin artık çocuk doğuramayacağını ve tek evlatlarının ejderhalarının olduğunu söylemesi, Jon'un, Dany'e ''kraliçem'' demesi... Dany ise son derece şaşkın, mutlu ve bir o kadar gururlu bir şekilde Jon'a birlikte ölüleri yokedeceğinin sözünü vermiş oldu. Artık kesin olan bir şey var o da bunlar birbirlerine aşık. İlk el ele tutuşma sahnesinde yaşanan duyguları zamanla itiraf etmelerini izleyeceğiz.

Bölümün finalini gördüğümüzde az önce yaşanan o aşk dolu bakışlara gülümserken bir anda üzüntüye kapıldık. Çünkü Duvarın Ötesi artık daha güçlü! Viserion dünyaya artık mavi gözlerle bakıyor. Bebekliğinden beri hatta yumurta döneminden beri tanıdığımız Viserion artık ''Ölüler Ordusu''nda!

Yazan: Ted




7. Sezon, 7. Bölüm "Ejderha ile Kurt"

resim


Sezonun son bölümü süre olarak en uzun, işleniş olarak ise en yavaş bölümüydü. Genel Game of Thrones ruhuna yakışan bir bölümdü. Karakterler arası konuşmaların bol, aksiyonun hemen hemen hiç olmadığı, yavaş kurgusu olan, ayakları yere sağlam basan, gelecek sezon için kafamızda soru işaretleri bırakan bir bölümdü. Ancak geçen sezonlarda olduğu gibi bir sezon finali bölümü değildi. İzleyicileri ne çok gaza getirdi, ne de meraktan kudurtacak bir son ile bitti. Konunun geldiği noktaya bakarsak olması gerektiği gibi bitti bana göre. Çünkü yedi sezon boyunca gördüğümüz bir sürü karakter ve bu karakterlere bağlı yan konular oldukça fazlaydı şimdiye kadar. Ancak sona gelmeye başladığımızdan dolayı artık genel kurgunun bu yan konulardan bir şekilde sıyrılıp ana konuya odaklanması gerekiyordu. Konular ve karakterler azaldığı için de artık eskisi gibi şok edici olayların yaşandığı, izleyicileri hayrete sevk eden bir son yapılması da beklenemezdi. Bu hem son ve en önemli sezon için daralan karakter yelpazesini son sezona saklamaktan kaynaklı hem de zaten sona yaklaşıldığı için izleyicilerin kendilerini nelerin beklediğini, nelerin olabileceğini az çok tahmin etmesinden de kaynaklı. O nedenle çok vasattı, hiç şaşırtmadı, şok etmedi gibi yorumlara katılmıyorum.

Bölüm beklenildiği üzere Cersei ile Daenerys'in Ejderha Çukuru'nda buluşmasıyla başladı. Her iki taraf da birbirlerine güvenmediği için çıkabilecek en ufak anlaşmazlıkta ortamı canlandırmak için ordularını hazırda bekletiyorlardı. Bu sahnede Jaime ile Bronn'un kendi aralarındaki konuşmalarından anlıyoruz ki bu denge savaşında üstün olan taraf sezon başından beri kaybedilen müttefik ve hamleleri olmasına karşın Daenerys. Bu tedirginlik sadece orduların hazırda beklemesinden de değil, buluşmaya Daenerys'in en son ejderhası Drogon'un üzerinde gelip ortalığı toza dumana katmasından da belli. Buna içerleyen Cersei'den "Kaç saattir seni bekliyoruz" çıkışını görmemiz hem kendinin kraliçe olmasından dolayı son gelenin kendi olması gerektiği hem de ejderha ile hava atan Daenerys'i kıskandığı sonucunu çıkarmak zor olmasa gerek. Buluşma öncesine dönersek, tarafların yani bizim yedi sezondur farklı yerlerde geçen ve bazen de birbirleri ile yolları kesişip sonra yine ayrılan bu karakterlerin bir araya gelmesi ve eskilerden konuların açılıp hem laf çarpıtmaları hem de ortak hikayelerinin nereye geldiğini aralarında sorgulamaları güzeldi. Tyrion, Bronn ve Podrick üçlüsü kendi arasında tatlı sert atışırken Tyrion'ın Bronn'u kendi yanında istemesi, Brienne ile Tazı'nın son buluşmaları üzerine konuşmaları ve Tazı'nın Arya'nın hayatta olduğunu ve kendi başının çaresine bakabilecek bir karaktere dönüştüğünü öğrendiğinde bunun hoşuna gitmesi ve bıyık altından gülmesi, buluşma sırasında Tazı'nın ağabeyi Dağ'ın karşısına dikilerek artık insan olmayan ağabeyini tehdit etmesi... Bunların hepsi geçmişe selam duran ve izleyicilere istediklerini veren, boşlukları dolduran konuşmalardı. Taraflar görüşmeye başladığında ise Euron Greyjoy'un çıkıntılık yaparak yeğeni Theon'a dalaşması tam da Euron'luk bir hareketti. Cersei'nin Euron'a kızması ise pek beklemediğim bir hareket... Tabii bunun zaten Cersei ile Euron arasında planlanan bir oyun olduğunu sonradan öğrendik, yoksa çok saçma idi. Tyrion'ın konuşması sonrası Tazı'nın yanlarında getirdikleri ölüyü gösterme sahnesi çok iyiydi. Ölünün Cersei'ye koşması sonrası Cersei ile Jaime'nin verdiği tepki inanılmazdı. Cersei bile korkabiliyormuş demek ki. Bunun ardından Tazı'nın ölüyü normal kılıç ile doğraması, parçalara ayırması ancak her parçanın halen hareket edebilmesi Cersei ile Jaime açısından başka bir şaşırtıcılık yaratsada bu olay deli doktorumuz Qyburn'ün merakını cezbetti. Dağ'ı bir Frankenstein'a çeviren Qyburn için farklı bir tepki de beklenemezdi. Sonrasında Jon'un ölünün nasıl öldürüleceğini anlatma sahnesi bizlere Şener Şen'in Neşeli Günler filmindeki "Gibicibicis" marka jilet sahnesini hatırlatsa da her şey olması gerektiği gibiydi. Ölü sunumunun ardından Cersei'nin ateşkes için tek bir şartı oldu, o da Kuzey'in yani Jon'un ölüler haricindeki taht savaşında tarafsız kalmasıydı. Önceki bölümde fiziki olarak görmesek de Daenerys'e diz çökerek bağlılık yemini eden Jon için bu sahne ayrı bir güzeldi. Babası Ned Stark'tan gördüğü ve öğrendiği tek şey olan onur ve doğruluk kuralını bu önemli anda dahi bozmayan Jon, Kuzeyli kanından şaşmayarak kendisinin zaten Daenerys'e bağlılık yemini ettiğini ve tarafsız kalmayacağını söyledi. Daenerys dahil oradaki herkes şaşkınlık içinde bakarken Cersei ateşkes olmayacağını belirterek oturumu terk etti.




Sırf bu görüşmeyle Cersei'yi taht savaşından uzak tutmak isteyen, hatta bu uğurda bir ölü yakalamak için ejderhasını kaybeden Daenerys dahil herkes Jon'a yalan söylemediği için çıkışırken Jon'un söyledikleri çok zor ama olması gereken şeylerdi. Bize özgü tabirle "Köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyen" biri olmayıp yalan söylemediği, entrika yapmadığı için babası Ned de ölmüştü ama onların bu Kuzeyli onuru olmasa geriye kişiliklerinden bir şey kalmazdı. Bu olay bana 1. sezon 9. bölümdeki Jon Snow ile Kara Kale'nin Üstadı Aemon Targaryen arasında geçen konuşmayı hatırlattı. Aemon Targaryen, Jon'a "Eğer babanın (Ned) bir tarafta onurunu, diğer tarafta sevdiklerini seçmesi gereken bir gün gelseydi ne yapardı?" diye sormuştu. Jon ise "Doğru olanı yapardı. Ne olursa olsun." şeklinde cevap vermişti. Burada Jon'un verdiği karar da bu konuşma ile bağlantılı bir sahneydi, bu bakımdan güzel bir ayrıntıydı. Herkes için kolay bir şeyi yapmaktansa, zor olan ama doğru bildiği yolu tercih etti Jon. Ayrıca tüm görüşme boyunca Daenerys'in oldukça sessiz ve sakin kalması, Cersei kendisine laf attığında bile sesini çıkarmaması dikkat çekiciydi. Bunun sebebini Daenerys'in ölülerden gerçekten etkilenmesi ve çocuğu olarak gördüğü ejderhası Viserion'u kaybetmenin verdiği ağırlık olarak yorumlamak mümkün. Hâlâ şoku üzerinden atlatamamış ve ölüler ile gireceği savaş nedeni ile Cersei'nin kışkırtmalarına rağmen kendisi ile ateşkes konusunda anlaşabilmek için oldukça istekliydi.

Cersei'yi ikna edebilmek için Tyrion'ın kendini öne atması ve Cersei ile konuşma sahnesi muazzamdı. Ablasını ikna edebilmek için Dağ'ın kendisini öldürmesi yönündeki resti cesurcaydı ama Cersei her ne kadar nefret etse de Tyrion'u öldürtmedi. Ancak bu sahnede dikkat etmemiz gereken bir nokta var. O da Cersei ile Tyrion'ın konuşmasının sonunun gösterilmemiş olması. Konuşmaları bir sona bağlanmadan, Tyrion'ın Cersei'yi ikna etme kısmını tam olarak görmeden direk Cersei ile Tyrion'ın Ejderha Çukuru'na geri döndüğünü gördük. Cersei de gelerek ateşkes yapmakla kalmayacağını aynı zamanda ordularını toplayarak Kuzey'e ölüler ile yapılan savaşa yardıma geleceğini söyledi. Bu herkes açısından beklenmeyen ve oldukça kolay gerçekleşen bir durumdu. Bildiğimiz Cersei'ye hiç yakışmayacak bir karardı. Nitekim görüşme esnasında getirilen ölüyü gören Euron Greyjoy'un ölüden çok korktuğunu söyleyip ölülerin yüzemediğini öğrenince kendisinin "Demir Adalar'a dönüyorum o zaman" demesi de öyleydi. Görünüşte Cersei hem bir müttefikini kaybetmiş hem de Kuzey'e yardım edecekmiş gibi görünsede işin aslının bu olmadığını biz de Jaime gibi sonradan öğrendik. Euron Greyjoy ile Cersei arasında, görüşme öncesinde planlanan bu oyunun sadece Jon ile Daenerys'i oyalamak, kandırmak olduğu ortaya çıkınca ve Cersei'nin Euron'u Esos'taki paralı asker ordusu Altın Mürettebat'ı getirmeye gittiğini, ölüler konusunda hiçbir şey yapmayacağını öğrenen Jaime aptal yerine konmuş oldu. Tabii bu olaya sadece bu yönden bakmak hafif kaçıyor. Çünkü Jaime gördüğü ölüden ve ölü ordusunun sayısının 100 000 kişi olduğundan dolayı yaklaşan tehlikeden oldukça etkilenmiş durumda. Buradaki başka bir nokta ise Cersei'nin sadece tahtı ve ailesini düşünmesine karşın Jaime'nin tahta yönelik herhangi bir beklentisinin olmaması. Jaime'nin tek sevdiği şey Cersei olarak görünse de aslında Cersei'den daha çok sevdiği bir şeyi unutmamak gerekir. Jaime'nin lakabı Kral Katili'dir. Çünkü bir Kral Muhafızı olarak korumaya yemin ettiği kralı öldürmüştür. Nedeni ise Çılgın Kral'ın tüm şehri içindeki halk ile birlikte yok edecek olmasıdır. Kralın, şehri içindeki halk ile yok edecek olması Jaime için bir dönüm noktasıdır. Bunu geçen sezonlarda Brienne ile arasındaki konuşmada bu durumdan yani kralı öldürmesinden zevk almadığını ama halkın iyiliği için yapmak zorunda kaldığını söylemişti. İşte bu olaydaki dönüm noktasına benzer başka bir aydınlanma anı yaşandı Jaime için. Cersei'yi ne kadar çok sevse de tüm krallığı ve insanlığı yok etmek için gelmekte olan tehdit karşısında bir şey yapmadan beklemeyi onuruna, vicdanına yediremedi Jaime. Cersei ile arasındaki dönüm noktasıydı bu. Hatta Cersei'ye karşı gelerek, gitmesine izin vermiyorsa kardeşi Tyrion gibi kendisini Dağ'a öldürtme resti bile çekti. Bence tam da bu anda Cersei ile Jaime arasındaki tüm ipler koptu. İlk sezonda gördüğümüz o şımarık, kötücül Jaime'nin ilerleyen sezonlar boyunca karakterindeki değişimin bir sonucunu görmüş olduk böylece. Bana göre sezonun en önemli anlarından biriydi. Ayrıca Jaime Kral'ın Şehri'nden ayrılırken yağan karla birlikte kışın güneye kadar geldiğini de görmüş olduk.

Diğer tarafta Jon ile Daenerys Ejderhakayası'nda Kuzey'e yapacakları seferin detaylarını belirlemeye çalışıyorlardı. Burada önemli olan konu Kuzeyliler'in Daenerys'i nasıl karşılayacağı ve Jon'un Daenerys'e ettiği bağlılık yemininin nasıl sonuçları olacağıydı. Jorah hem güvenlik hem de Jon ile Daenerys'i aynı ortamda Kuzey'e göndermemek için Daenerys'in Kuzey'e ejderha ile uçmasını önersede, Jon Kuzey'in güvenini kazanmak ve en önemlisi fetih için değil yardım için Kuzey'e geldiğini göstermek için kendisi ile birlikte yolculuk yapmasını önerdiğinde Jorah'ın bakışları yaşanacaklara göz kırpıyordu. Bu zor zamanlarda ölüler ile beraber çarpışacaklarsa Targaryenler'i, Lannisterlar'ı sevmeyen Kuzeyliler'in gönüllerini kazanmak zorundaydılar. Görüşmenin ardından Jon ile Theon arasında geçen konuşma önemliydi. Theon'un kendini hem yanında büyüdüğü Starklar'a karşı hem de gerçek ailesi olan Yara'ya karşı kendini affettirme çabasına ve içinde yaşadığı kimlik karmaşasına şahit olduk. Bu konuşmanın can alıcı kısmı ise Jon'un Theon'a söylediği "Seçim yapma. Sen hem Greyjoy hem de Stark'sın." sözü idi.

Jon'un gerçek kimliği konusunda Kuzey'e gelen Sam ile Bran'in kafa kafaya verip, Bran'in Jon'un aslında Rhaegar Targaryen ile halası Lyanna Stark'ın çocuğu olduğunu ancak yine bir piç olduğunu söylemesi üzerine, Sam'in de Gilly'nin okuduğu yazılı günlükte söylediği üzere Rhaegar Targaryen ile Lyanna Stark'ın gizlice evlendiği bilgisini birleştirmesi ile kendimizi Bran sayesinde bu gizli evliliği izlerken bulduk. Rhaegar Targaryen'i kardeşi Viserys Targaryen'e benzetmeyenimiz yoktur herhalde. Baştan söyleyeyim bu bölümde Rhaegar Targaryen'i canlandıran oyuncu ile Viserys Targaryen'i canlandıran oyuncular farklı. Aynı oyuncu oynamamış. Birbirlerine çok benzemişler ama. Bu anıyla birlikte Kuzey'e bir gemide giden Jon ile Daenerys'in artık birbirleriyle iyice kaynaştıklarını görmemiz bölümün adı olan Ejderha ile Kurt'u da açıklıyor bize. Ayrıca bu kısımdan öğrendiğimiz bir başka bilgi de Jon'un gerçek isminin Aegon Targaryen olması, bunun yanında yasal bir evlilik sonucu Jon doğduğu için de piç olmaması. Bu da, asıl adı Aegon Targaryen olan Jon Snow'un şu anda Demir Taht'ın yasal varisi olduğu anlamına geliyor. İşte bu aile bağları bilmecesinin şu an birbirlerine hem duygusal hem de stratejik olarak çok yakın olan Jon ile Daenerys arasında nelere yol açacağı gelecek sezon için merak edilen konulardan biri. Targaryenler arasında bu tür ilişkilerin yaşandığı ve normal karşılandığı bilinsede, Jon her ne kadar aslen bir Targaryen olsada Starklar'ın yetişme ortamı ve gördüğü ahlak kuralları nedeniyle bu durumu nasıl karşılayacağı merak konusu. Bir diğer merak edilen konu ise Jon'un tahtın gerçek varisi olmasının Jon ile Daenerys'in arasındaki ilişkiyi nasıl etkileyeceği. Tabii bir de Kuzey'in bu duruma nasıl tepki göstereceğini de unutmamak gerek. Jon ile Daenerys'in sevişme sahnesinde önemli bir ayrıntı vardı. O da Jon, Daenerys'in odasına girdiğinde Tyrion'ın onları izleyerek, düşünceli şekilde bakışıydı. Yani onları izleyen Jorah olsaydı zaten kendisi Daenerys'i sevdiği için kıskançlık bakışı attı diyebilirdik ama Tyrion'ın onları neden izlediği ve düşünceli, hatta karamsar baktığı da merak konusu. Tyrion ile Cersei görüşmesinin sonunu görmememiz, Tyrion'ın Cersei'yi tam olarak nasıl ikna ettiğini bilmememiz ve bu sahnede de gizli gizli Jon ile Daenerys'i izlemesi ve karamsar bakışları aklıma Tyrion için olumlu düşünceler getirmedi maalesef. Bir hainlik yapacağını beklemesem de o sahnede Tyrion'ın durumu ile bize ne anlatmak istediklerini çözebilmiş değilim. Bu durum için dört tane düşüncem var. Birincisi Tyrion, Daenerys'e ihanet edecek. İkincisi Jon ile Daenerys'in yakınlaşması, aşk yaşaması ileriki savaşlar ve taht politikaları açısından bir sakınca oluşturabilir. Üçüncüsü ise az bir ihtimal de olsa Tyrion, Jon'un gerçek kimliğini biliyor. Bu yakınlaşmanın da Jon'un gerçek kimliğinin açığa çıkması ile kötü sonuçlanacağını seziyor. Dördüncüsü ise normalde hiç ihitimal vermeyeceğim ama bu sezonki kurgudan sonra az da olsa ihtimal dahilinde olan Tyrion'un Daenerys'e aşık olması. Saçma geliyor belki ama bu sezondan sonra bunu bile beklemeye başladım açıkçası. Bakalım, gelecek sezon Tyrion'ın bakışlarını bir nedenden ötürü mü gördük yoksa sahnesel, öylesine gösterilmiş bir şey miydi göreceğiz.

Kuzey'e gelirsek Kıştepesi'nde Littlefinger Sansa ile Arya arasındaki gerilimi tırmandırırken, Jon'un Daenerys'e ettiği bağlılık yemini ile birlikte Kuzey'e geldikleri haberi aradaki bu gerilim için başka bir basamak oluşturuyor. Littlefinger, Sansa'yı Kuzey'in kraliçesi olması için bu basamağı kullanarak Arya'yı da ortadan kaldırma çabası içinde. Sansa, Littlefinger'ın dediklerini yaparak Arya'yı Kuzeyli lordların arasında bir mahkeme huzuruna çıkarmasıyla herkes Sansa ile Arya'nın arasındaki gerlimin nereye gideceğini merak ederken bu zamana kadar ailevi meselelere karışmayan Bran'i Sansa'nın yanında görmek bir işler dönüyor olma ihtimalini düşündürttü. Çünkü Sansa ile Arya arsındaki tartışmaların hiçbirinde Bran yoktu. Bu son sahnede neden orada olduğu bir soru işareti oluşturmuştur herkeste. Tabii Stark kardeşlerin aradan geçen bunca yıl sonrasında buluşup birbirlerine bu denli düşman olmalarını anlamak mümkün değildi. Aynı zamanda her türlü zorluğu görüp, onca badire atlatıp aldığı eğitim ile No One olan Arya'nın da Littlefinger'ın kurduğu tuzağa bu kadar kolay düşmesi, Sansa'nın ilk sezon zorla yazdığı mektubu görünce Robb ve Catelyn Stark'ın aksine yazılanlara inanması mantıksız gelmişti. İşte bu mantıksızlıklar bu bölümde açığa çıktı ve Stark kardeşlerin Littlefinger'a oynadığı oyun gün yüzüne çıkmış oldu. Bran faktörünü burada unutmamak gerek, çünkü babası, annesi, teyzesi kısacası kan bağı olan herkese karşı Littlefinger'ın oynadığı oyunları, yaptığı hainlikleri tek tek Bran sayesinde ortaya çıkardılar. Bu konuda madem Bran her şeyi söyledi neden Littlefinger'a oyun oynadılar diyebilirsiniz. Vadi Şövalyeleri Kuzey'in en önemli ordusu. Onlar da Littlefinger'a bağlılar. Littlefinger'ın gerçek yüzünü gösterdikleri zaman bu şövalyeler Starklar'ın tarafını tutmaz, söylenenlere inanmazlarsa Kuzey'i yine bir iç savaş ve bölünmeye sürüklemiş olurlardı. O nedenle Littlefinger'a bu oyunu hazırlarken hem uygun anın gelmesini hem de herkesin Starklar'a olan bağlılığını güvence altına aldılar. Bunu da Littlefinger'ın Vadi Şövalyelerine kendisini buradan götürlerini emretmesinden ve bu emrin karşılık bulmamasından anlıyoruz. Littlefinger yaptığı hainlik ve sinsilikler ile yükselmeyi başaran biri olarak Stark çocuklarının elinde madara olmuş bir halde Arya'nın ustalığını gösterdiği bir ölüm vuruşu ile son nefesini verdi. Bundan da büyük bir zevk duyduğumu söylemem gerek.

Bölümün sonunda daha da Kuzey'e gittiğimizde Doğu Gözcüsünde Tormund ve Beric'i duvara yaklaşan ölülere bakarken buluyoruz. Bu esnada Gece Kralı'nın Viserion'u hızla sürmesini görerek şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Ölü Viserion normal yaşayan bir ejderhadan daha hızlı uçuyor ve mavi alev üflüyor. Alevi ile Duvar'ın zayıf noktalarına üflemesiyle de zaten onarım bekleyen Doğu Gözcüsü Duvar'ı yerle bir oldu ve ölüler Duvar'ın güneyine geçtiler. Burada gördüğümüz kadarıyla Tormund ve Beric'i kaybettik maalesef. O yıkılan duvardan inmeyi başaramamışlardı, inseler bile ya duvarın altında kalarak ölmüşlerdir, ölmeseler bile yanlarından geçen on binlerce ölü tarafından fark edilmemeleri imkansız olacağından hayatta olduklarını düşünmek gerçek dışı olur. En iyi ihtimal ikisini de gelecek sezon ölü ordusunun saflarında görebiliriz.

-


Tüm sezonu değerlendirecek olursak, bundan önceki sezonlardan farklı bir sezon olduğu aşikar. Bu farklılığın iyi yönde olmasını isterdim. Ama dizi kurgusunun tamamen değiştiği, karakter bazlı konu anlatımından konu bazlı karakter işleyişine geçildiği için bu sezon inanılmaz hızlı ilerledi. Bu hızın sebebi de dizinin sonuna yaklaştığımız için tüm konu ve karakterlerin ana konu üzerinde toplanmasını sağlamaktı. Yan konular ve yan karakterler birer birer bir şekilde sonlandı. Ya tamama erdi, ya da bir şekilde ana konuya bağlanmaya çalışıldı. Bu toparlama süreci hızlı gerçekleştiği için önceki sezonların o yavaş, durağan ama içi dopdolu bölümlerinden eser kalmadı. Konuşmalara, entrikalara yer kalmadı. Bu iki öğeye yer kalmadığı için de bazı çok sevdiğimiz karakterler geri plana atıldı. Bunlardan biri Littlefinger'dı ki zaten son bölümde öldürerek karaktere son verdiler. Bu karakterlerden bir diğeri ise Varys'ti. Şimdiye kadar çok işler yapan, arabuluculuğu, fısıltıları ile önemli bir yere sahip olan bu karakter de bu sezon arkalara atıldı. Kendisine uygun bir son bulamadıkları için de miadını tamamlayan diğer bir karakter Melisandre ile gelecek sezon öldürebileceklerinin sinyalini verdiler. Detaylara önem veren kurgu yapısından ayrıldıktan sonra her karakteri aynı düzeyde işlemeye devam edemezlerdi. Bu işleyiş bir çoğumuzun hoşuna gitmedi tabii. Bu hızlanmayla kaybettiği havayı aksiyon ve efektler ile kapatmaya çalışsalar da o tadı veremediler. Çünkü hız ile birlikte başka bir eksiklikleri daha ortaya çıktı bu sezon. O da senaryo hataları... Hem kurgusal hem de sahnesel senaryo hataları bu sezon çok konuşuldu. Hatta bu hataların tavan yaptığı 6. bölüm izleyicileri ikiye böldü. Bir kısım çok beğenirken bir kısım hiç beğenmedi. Çünkü ortada cevap bekleyen, açıklanması gereken, bunu niye böyle yaptılar diye soru işaretleri oluşturan dünya kadar senaryo açıkları mevcuttu. Bu yönüyle belki de dizinin en iyi bölümü olabilecek 6. bölümün o efektleri maalesef gümbürtüye gitti.

Bu sezonun başka bir tatminsizliği ise sızıntı mevzusu. Hem sezon başlamadan tüm sezonun senaryosunun sızmış olması hem de yayın gününden önce 2 bölümün sızması izleyicilerin seyir zevkini düşürdü. Çünkü haftada bir bölüm izlemek ve bunu herkesle aynı anda izlemek dizi konusunda hem beklentinizi belirli bir seviyede tutmanıza sebep olur hem de beklenmedik bir spoiler ile hevesinizi kursağınızda bırakmaz. Ancak bu sezon resmen spoilerın, sızıntının dibini gördük. Herkes diziden bahseder oldu. Herkesin kendince bir teorisi oldu. Kısacası herkesin yalan yanlış bildiği bir şey oldu ve bunların duyulması da izleyicide olumlu ya da olumsuz etkiler oluşturdu. Diziyi izlerken şimdi ne olacak diye merakla çok az bir kitle izleyebilmiştir. Maruz kaldığımız bu bilgi kirliliği sezondan alacağımız zevki düşürdü kısacası.

Dizi için genel konuşacak olursak ilk sezonundan bu yana sürekli izlenme oranlarında artış sağlayarak bugünlere geldi. Bu da popülerlik kavramı içerisinde dizinin zamanla değişmesine sebep oldu. Bunun nedeni ise dizinin 6. sezona kadar kitaplara bağlı kalmasının ardından 6. sezon itibariyle kitapları bitirerek konu olarak kitaplardan bağımsız ilerlemesi ve şimdiye kadar senaryolara yardımcı olan serinin fikir sahibi George R.R. Martin'in de diziden tamamen ayrılmasıydı. Senaryodan George R.R. Martin'in ayrılmasının etkisini bu sezon daha çok hissettik. Bildiğimiz ne kadar Hollywood klişesi varsa hepsini 6. bölümde görmüşüzdür. O kadar çok son saniye kurtarışı izledik ki, şimdiye kadar tüm sezonlardaki son saniye kurtarışlarını saysak bu bölümdeki kadar yoktur muhtemelen. İşte bu, dizinin şimdiye kadar yarattığı gerçekçilik ortamına aykırı bir durumdu. Ama diğer yandan da fanların istediği bir durumdu aynı zamanda. Dizi ana kalıbından ayrıldıktan sonra fanların istekleri doğrultusunda ilerlemeye başladı kurgu. Bunun en önemli göstergesi Jon ile Daenerys arasındaki pembe dizi kıvamında geçen aşk hikayesidir. Şimdiye kadar birbirlerini seven karakterlerimiz arasında bu denli toz pembe bir hikaye işlenmemişti. Toz pembe olması yine o ne kadar klişe varsa bunları kullanmasından değil. Nedeni bu aşk hikayesinin doğru ya da yanlış olması da değil. Bu aşk kurgusundaki hızı bile doğru ayarlayamamalarından kaynaklanıyor. Jon'un Daenerys'e ne zaman Dany diyecek kadar yakınlaştığını görmedik. Bunu söylediğinde ise bu söylem kurguya tamamen aykırıydı. O kısımda sırıtan bir bölümdü mesela. Aynı olay, son bölümdeki sevişme sahnesi. Ne ara bu denli sessiz anlaşacak kıvama geldiler orası da muamma. Ama fanları bekliyor muydu böyle şeyleri? Ölümüne... Ama hepsi değil tabii ki. Burada izleyici kitlesini irdelediğimizde kitap serisinden sonra diziyi izleyenlerin özellikle bu sezonu beğenmediklerini görüyoruz. Ama kitap ile alakası olmayan izleyici kitlesinin çoğunun bu sezonu sevdiğini söyleyebiliriz. Şimdiye kadar dizide böyle bir ayrım yoktu ya da çok çok azdı. Ama bu sezon seveninin çok sevdiği sevmeyeninin de hiç sevmediği karışık bir sezon oldu. Umarım son sezonda kurguyu bu kadar karışık yapmazlar. Zaten önlerinde ana konu kaldı sadece. Konuyu ve kurguyu bölmeden adam akıllı 6 bölüm vererek en azından bu kadar güzel başlayan bir seriyi hakkı olan güzel bir çıtada bitirmeyi başarabilirler. Dizi nerede gerilemeye başladı diye sorarsanız cevabım izleyiciler ne düşünür, izleyiciler ne der, izleyiciler ne ister diye sormaya başladıkları, kitaptan ayrı kaldıkları an maalesef alıştığımız o GoT ruhu ölmeye başladı. Temennim kalan 6 bölümün en azından mantıklı bir çerçevede, tatmin edici bir öykü ile sonlandırılması. Yoksa aksiyon ve efekt olarak zaten iyi olacağından bir şüphem yok. Konu ve kurgu olarak da tatmin etmeyi başarırsa güzel bir son yapabilir hâlâ.


Yazan: kurt_thewolf

@Ted
@kurt_thewolf
İletiTarih: 29 Ağustos 2017 10:57
En son kuzeydebiryer tarafından 29 Ağustos 2017 15:29 tarihinde değiştirildi.
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
kuzeydebiryer
Avrupa Sineması
Yönetici GrubuGenel Editör


Kayıt: 23.08.2008
İletiler: 10263
Şehir: Düş Toprakları
Yaş: 39 Koç


Özel mesaj gönder
Bütün Sezonlar Dizi İncelemesi
Yazan: MatthewMc

"Bu yazı Game Of Thrones serisi için yoğun spoiler içermektedir..."

resim

Game Of Thrones... Nihayet! Bu dizi hakkında konuşmayı uzun zamandır istiyordum. Fakat bu yazıya başlamadan önce şunu belirtmek isterim ki, ben bu dizinin en büyük hayranlarından birisi değilim. George R.R. Martin'in yazdığı kitapları hiç okumaya fırsatım olmadı ve bütün karakterlerin geçmişini veya bu dizide bulunan hikayelerin tamamını bilmiyorum. Ben sadece sıradan bir izleyiciyim. Bu diziyi izlemeye geçen yıl başlamıştım ve yalnızca 3. sezonun yarısına kadar gelebilmiştim. Fakat bu yıl neredeyse 1 ay içerisinde 7. sezona yetişmeyi başardım. Nasıl oldu bilmiyorum ama kendimi birdenbire bu dizinin içinde buldum ve hiç bırakmak istemedim. O kadar sürükleyiciydi yani.

Ve 7. sezon yeni bitmiş olmasına rağmen sadece bu sezona değil, bütün sezonlara baştan sona kısaca değinmek istedim. Bu esnada da çok fazla detaya değinmeyeceğim (çünkü o zaman bu yazının bitmesi birkaç günü bulabilir), sadece sezon hakkındaki genel düşüncelerime ve beni etkileyen bazı olaylara değineceğim. Yani diziye bölüm bölüm değil de, genel itibariyle sezon sezon değineceğim. Çünkü bu dizide yaşanan olayların neredeyse tamamı çoktan tekrar tekrar açıklandı ve ben de konuyu uzatmamak için bunları biraz kısa kesmeye çalışacağım. O halde 1. sezondan başlayalım.

SEZON 1

resim


İlk bölümün adı "The Winter Is Coming" olduğu için daha şimdiden bu dizinin gidişatını rahatça görebildiğinizi düşünüyorsunuz. Yani bu dünyadaki ana karakterlerin Ak Gezenler ile olan savaşını. Ana karakterler bu düşman ile savaşmak için hemen eğitilecek ve bu sırada da bu dünyayı 1-2 tanıyacağız... Hayır! Her ne kadar dizinin genel amacı bu olsa da, gerçek düşman uzun bir süre boyunca ortalıkta gözükmüyor. Hatta 5. sezonun 8. bölümüne kadar büyük bir saldırı yaptıklarını da hatırlamıyorum. Her ne kadar hikayenin asıl amacı Ak Yürüyenler olsa da, dizinin bel kemiğini karakterler oluşturuyor. Ve eğer savaştan ziyade bu dizideki karakterlerin yolculuklarına odaklanırsanız, tüm zamanların en iyi karakter incelemelerinden birisine tanık olacaksınız. Bu ilk başta pek fark edilmese de son sezonlarda geriye baktığınızda rahatlıkla görülüyor ve geçirdiğiniz bunca zamana değiyor doğrusu.

İlk sezonda Ned Stark ve ailesiyle, daha Khaleesi olacak olan Daenerys ile ve King's Landing şehriyle tanışıyoruz. Ayrıca King's Landing'de yaşanan sorunları görüyoruz ve bazı karakterlerin ölümüne tanık oluyoruz.

Lafı uzatmadan direk söyleyeceğim, Ned Stark'ın ölmesine gerçekten üzüldüm. Daha GoT'u 1 sezon izlememe rağmen Ned Stark'ı gerçekten benimsemiştim. Bu yüzden Joffrey tarafından öldürüldüğü zaman gerçekten canım sıkıldı. Ve Joffrey'e karşı nefretimi de daha arttırdı. Üstelik gelecek sezonlarda olacakları düşünürsek, bu daha hiçbir şey sayılır.

Bunun dışında bu sezonda o kadar dev olaylar olmasa da araya serpiştirilmiş olan ufak diyaloglar ve gelecek sezonlarda yaşanacak olayların ön görüleri, bu diziyi genel olarak daha da takdir etmemi sağladı.

Ayrıca daha ilk sezonda olmamıza rağmen gerek prodüksiyon dizaynı, gerek görsel efektler, gerek kostümler, kısacası her şey bir televizyon dizisi için kusursuzdu, hatta gereğinden çok daha iyiydi. Bir sinema filmi olacak kalitede resmen. Ve oyuncu seçimleri de 10 numaraydı ayrıca. Daha ilk sezondan bu oyuncuların kendi karakterlerinde kayboluşunu görebiliyorsunuz. Dizinin hayranı olsanız da, olmasanız da, bütün bu şeyler gerçekten de bir takdiri hak ediyor.

Bu arada olayları gerçekten kısa kesmeye çalışıyorum fakat her sezonda bu anlattıklarımdan çok daha fazlası var. Sadece nereden başlayacağımı tam olarak bilemiyorum, o kadar.

SEZON 2

resim


Bu sezonda Ned Stark'ın ölümü ardından Joffrey'in kral oluşunu, Jon Snow'un ayrılıp Yabaniler ile tanışmasını ve King's Landing içerisindeki kaos ortamını görüyoruz kısaca.

Önce bu sezonun iyi yanlarından başlayalım. Jon Snow ve Ygritte arasındaki kimyaya bayıldım (hatta Ygritte, ölmeden önce dizide en çok sevdiğim kadın karakterdi). Ayrıca bu sezonun 9. bölümü inanılmazdı. Bence bu bölüm hakkında çoğu kişi konuşmuyor fakat 9. bölüm, GoT hakkında sevilen her şeyi içeriyordu ve ayrıca inanılmaz bir savaş sahnesine sahipti. Dizinin en iyi bölümlerinden birisiydi bence.

Oyunculuklar her zamanki gibi çok başarılıydı, özellikle de Joffrey'i canlandıran Jack Gleeson'a buradan şapka çıkarmak istiyorum, herkesin nefret etmekten hoşlandığı bir karakteri olabilecek en sinir bozucu şekilde canlandırmayı başarmış. Ve her zamanki gibi prodüksiyon dizaynı kusursuzdu ve dizinin sezon finali oldukça güçlüydü.

Fakat, Game Of Thrones'un 2. sezonu, dizinin açık ara en az sevdiğim sezonu. Nefret ettiğimden değil, sadece çok fazla akılda kalıcı şey yaşanmadığından ve biraz kendisini tekrara sardığı için. Bu sezonda bazı yeni karakterin tanıtımı ve son 2 bölümdeki olaylar dışında pek doğru düzgün bir şey hatırlayamıyorum doğrusu. Belki de bir şeyi kaçırdığım için sezonu yeniden izlemem gerekebilir ama yine de dizinin en az sevdiğim sezonu olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

SEZON 3

resim


Daha çok gelecek sezonlar için bir hazırlık gibi hissettiren 2. sezonun ardından 3. sezon, işlerin ciddiye bindiği sezon olarak akılda kalıyor. Ve bu sezonda o kadar çok şey yaşanıyor ki, hangisini anlatacağımı bilemiyorum. Theon Greyjoy'un kaçırılıp işkence edilmesi mi, Beric'in ölümden geri dönmesi mi, Jamie'nin elini kaybetmesi mi, Gece Nöbeti içerisinde bir isyanın başlaması mı, Daenerys'in ejderhalarının büyüyüp daha fazla köleye sahip olmasını mı, Arya'nın The Hound tarafından ele geçirilmesi mi, yoksa Kırmızı Düğün mü? Hmm... Galiba Kırmızı Düğün'den bahsedeceğim. Bu sezonun 9. bölümü o kadar çılgındı ki, gerçekten bütün bunların yaşandığına inanamadım. Game Of Thrones tarihinin en şok edici olaylarından birisiydi. Ve bu sahneyi 10 dakika boyunca hareket etmeden, ağzım açık bir şekilde izledim.

resim

Ve bütün bu inanılmaz olayların yanı sıra, bu sezonda karakterlerin gerçekten gelişmeye başladığını görebiliyorsunuz. Jon Snow, hayatının aşkını buluyor ve yavaş yavaş gerçek bir savaşçıya dönüşüyor, Daenerys ise gerçek bir kraliçeye dönüşmeye başlıyor, Arya ise hayatta kalmayı öğrenirken iyice güçleniyor. Sırf karakterlerin bu yollardan geçmesini ve değişmesini görmek bile bu diziyi izlemek için yeterli bir sebep. Ve 3. sezon da bunun en iyi örneklerinden birisi.

SEZON 4

resim


Daha 4. sezonun ilk bölümünden itibaren, bu sezonun aşırı hızlı geçeceğini ve büyük şeyler olacağını hissedebiliyorsunuz. Çünkü şu ana kadarki sezonların ilk bölümleri bu dünyanın bir tanıtımı ve karakterleri bıraktığımız yerden devam etmek gibi bir hisse sahipken, bu sezon ise olaya hemen giriyor. Ve işler özellikle de 2. bölümde büyümeye devam ediyor.

Bu sezonda kısaca şunlar yaşanıyor: En fazla köleye sahip olan Meereen adasına giden Daenerys, burada zorluklarla karşılaşacaktır. Joffrey'in ölümünün ardından Sansa ve Tyrion gibi King's Landing'de yaşayan ana karakterler birbirinden ayrılacak ve farklı yolculuklara atılacaktır. Bu sırada da Cercei, King's Landing'in yeni hükümdarı olmuştur. Ve bütün karakterler, epik olaylarla yüzleşecektir.

Bu sezonda o kadar harika sahne var ki, hangisinden başlayacağımı bilmiyorum. Joffrey'in ölüm sahnesi çok tatmin ediciydi mesela. Daenerys'in Meereen'deki köleleri ele geçirdiği sahne çok başarılıydı. Tyrion'un yargılandığı sahne zaten kült sayılır (Peter Dinklage'in bu sahne ile Emmy kazanmasıyla bu anlaşılıyor zaten). Sezonun 9. bölümünde Yabaniler'e karşı yapılan savaş, epik kelimesinin tam karşılığıydı. Oberyn Martell'in Gregor Cleagne tarafından kafası ezilerek öldürülmesi bayağı iğrençti (bu sahneye bayıldığımdan değil, sadece unutmadan bahsetmek istedim). Ve sezon finalinin tamamı çok ama çok başarılıydı. Hatta bu sezon finalinin tamamı, bütün bu sezona bedeldi diyebilirim.

resim

Genel anlamda bu sezona bayıldım. Savaş sahneleri, karakterlerin yolculuğu ve bu dünyanın gelişmesi bakımından 4. sezon gerçekten de tahmin ediciydi. Bütün GoT sezonları gibi bu sezon da tam olarak kusursuz olmasa da, şahsen dizinin açık ara en iyi sezonlarından birisiydi.

SEZON 5

resim


Tıpkı 2. sezon gibi, 5. sezon da gelecek sezonlar için bir köprü görevi görüyor. Yani epik olaylar çok fazla yaşanmasa da bu sezonda karakterlerin yaptıkları tercihler ve söylenen diyaloglar oldukça önemli detaylar içeriyor. Her ne kadar bu sezon 2. sezonun gidişatına benzese de şahsen, bu sezonun daha iyi olduğunu düşünüyorum. Çünkü 2. sezonun aksine bu sezon, kendini çok fazla tekrarlamıyor ve oldukça önemli olaylar içeriyor.

resim

Bu sezonda Cercei'nin diğer oğlu Tommen, Margaery ile evleniyor fakat Cercei ile Margaery arasında ufak çatışmalar çıkıyor ve King's Landing'de güçlü bir dini topluluk kurmuş olan High Sparrow da bu olaylara dahil oluyor. Arya, Braavos'a varıyor ve orada Hiç Kimse ile tanışıyor. Tyrion, Jorah ile birlikte Daenerys'in yanına gidiyor ve onun buyruğu altında çalışmaya başlıyorlar. Ve Ramsay Bolton'un yarattığı tehdit giderek büyüyor.

resim

Her ne kadar 5. sezon biraz geçiş görevi görse de, bu sezonda hiç de iyi sahne yoktu desem yalan olur. Mesela 8. bölümdeki Ak Gezenler saldırısı oldukça iyi bir bölümdü. Ayrıca Cercei, günahlarını açıklayıp utanç yürüyüşüne dahil olması da çok akılda kalıcıydı. Arya'nın Hiç Kimse ile olan bütün sahnelerini izlemek ise çok keyifliydi.

resim

Kısacası, bu sezon hiç de fena değildi. Diğer sezonlar kadar epik değildi ama yine de bir sürü akılda kalıcı sahnesi ve sürükleyici bölümleri vardı. Genel anlamda bu sezon, beni 6. sezon için daha da meraklı bir hale getirdi.

SEZON 6

resim


4. sezonu mu yoksa bu sezonu mu daha çok sevdiğimi tam olarak bilemiyorum çünkü 4. sezon, genel anlamda çok sürükleyiciydi ve bölümleri çok güçlüydü. Bu sezon ise 4. sezon kadar sürükleyici olmasa da bazı bölümleri çok iyiydi ama özellikle de son 2 bölüm, GoT serisinin en iyi bölümleriydi kanımca.

Kısaca olaylara değinelim. Geçtiğimiz sezon Gece Nöbeti tarafından öldürülen Jon Snow, bu sezon ölümden geri dönüyor ve Kuzey'in Kralı oluyor. Sansa, her zamankinden daha güçlü biri haline geliyor, Hiç Kimse ile olan eğitimini tamamlayan Arya Winterfell'e geri dönmek için yolculuğa çıkıyor. Bran, Üç Gözlü Kuzgun oluyor. Ayrıca Cercei, High Sparrow'dan intikam almak için bir hazırlık yapıyor ve Jon Snow, büyük bir savaşa hazırlanıyor.

Bu sezon tek kelime ile harikaydı, özellikle de son 2 bölüm. Ama onlara geçmeden önce bu sezon hakkında bahsetmek istediğim bazı yaşanan olaylara değinmek istiyorum. Öncelikle Hodor'un ölümü, GoT'un en yürek burkan sahnesiydi. O sahneyi gerçekten çok iyi hazırlamışlar. Tommen'in Cercei ile yeniden buluşması ve Arya'nın Braavos'dan ayrılması da çok başarılı sahnelerdi.

Fakat bu sezon hakkında en çok bahsetmek istediğim şey, 9. ve 10. bölümler. 9'dan başlayalım. Bu bölümün GoT tarihindeki en iyi savaş sahnesini içerdiğini düşünüyorum, özellikle Jon Snow'un savaşın içine direk atıldığı kısım inanılmazdı. Ramsay Bolton'un ölümü çok tatmin ediciydi ve Sansa'yı nihayet güçlü bir şekilde görmek çok iyiydi.

10. bölüme geçelim. Şahsen, bu bölümün GoT'un en iyi bölümü olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu bölümde oldukça tatmin edici bir gelişme yaşanıyor ve ana karakterler her zamankinden daha da önemli bir durumun içerisinde bulunuyor. Genel anlamda bu bölüm, bana GoT'dan istediğim her şeyi ve fazlasını verdi. Üstelik 7. sezon için her zamankinden daha da heyecanlı bir hale geldim.

SEZON 7

resim


İlk sezonun ilk bölümünden beri duyduğumuz "The Winter Is Coming" lafı nihayet bu sezonda gerçekleşiyor. Ve bu noktadan anlıyorsunuz ki, ana karakterlerimizin yolculuğu bir sona yaklaşıyor ve dizi, gerçek amacına odaklanmaya başlıyor: Ak Gezenler ile ana karakterlerimiz arasında yapılacak olan büyük savaş. Çoğu kişinin "bu olaylar birkaç sezon sonra yaşanabilirdi" ve "keşke sezonun bölüm sayısı daha uzun olsaydı" dediklerini duydum. Şahsen, bu sezonun zamanlaması ve bölüm sayısı mükemmel. Çünkü neredeyse anlatılacak bir şey kalmadı! Karakterler arasında yaşanan olaylar bittikten sonra geriye sadece Ak Gezenler konusu kalacak. Bu yüzden bu sezon, bu açıdan çok sürükleyiciydi. Hatta GoT'un en iyi sezonu olduğunu düşünüyorum. Hayır, bu sezondaki bölümler GoT'un en iyi bölümleri değildi, hatta bu sezon da tıpkı diğer sezonlar gibi kusursuz değildi. Ama sezon 7, dizinin gerçek amacının nihayet gerçekleşmeye başladığı sezondu ve şu anki gidişata bakılacak olursak, oldukça sürükleyici bir sezon ortaya çıkmış.

resim

Önce sezonun ana olaylarına değinelim. Jon, gelecek büyük düşmana karşı hazırlıklara başlıyor ve Daenerys ile tanışıp müttefik olmasını istiyor. Arya, Winterfell'e geri dönüyor ve Sansa ile buluşuyor. Sam ve Gilly, bazı gerçekleri öğreniyor ve Ak Gezenler, her zamankinden daha büyük bir tehdit oluşturuyor.

resim

Bu sezon ile diğer sezonlar arasında fark edilecek en büyük değişiklik, senaryodan kaynaklanıyor. Bu hem iyi, hem de kötü bir şey aslında. İyi bir şey çünkü bu sezon, diğer sezonlardan daha odaklı ve hızlı bir şekilde ilerliyor ve düşmanın büyüklüğünü hissettiriyor. Zaten sezon 7, diğer sezonlardan çok farklı bir tona sahip. Bu yüzden bölüm sayısı az olsa da izlerken hiç sıkılmıyorsunuz ve "keşke şu da olsaydı" demiyorsunuz. Ama aynı zamanda kötü bir şey çünkü konu karakterler olunca, bu sezonda biraz zayıf kalmışlar. Jon Snow, Daenerys, Arya, Sansa ve Cercei'yi ayrı tutarsak, bu sezon Bran'ı aşırı sıkıcı buldum. Ve George R.R. Martin'in en sevdiği karakter olmasına rağmen Tyrion, bu sezon çok arka plana atılmıştı. Bunun dışında diğer yan karakterler hakkında da büyük bir değişiklik göremedim. Jamie, Missandei, Brienne ve Theon, her zamanki gibiydi. Bunun dışında senaryoda bazı mantık hataları da vardı (6. bölümdeki ejderhaların hızı, senden bahsediyorum).

Fakat yine de, GoT'un en iyi sezonunun bu sezon olduğunu düşünmemin bir sebebi var. O da ne kadar tatmin edici olması. İlk sezonun başından beri bize vaat edilen şeyleri bu sezon nihayet görebildik ve hepsi de bu sezonda oldukça başarılı işlenmiş. Jon ile Daenerys'in tanışması, Daenerys ile Cercei'nin tanışması, Duvar'ın Ak Yürüyenler tarafından yıkılması, Arya'nın Kırmızı Düğün'ü yapan kişilerden intikamını alması... Dizinin başından beri beklediğimiz şeyleri nihayet görebilmek gerçekten de güzel bir duyguydu.

Fakat beni yanlış anlamayın, bu sezonun bölümleri diğer sezonların bölümleri kadar mükemmel değildi fakat bölüm azlığını ve konunun sürükleyiciliğini düşünürsek, bu sezon gerçekten de bir bütün halde çok başarılıydı. Dizinin nihayet beklenilen noktaya gelebilmesini görmek çok güzeldi ve beni 8. sezon için her zamankinden daha ilgili bir hale getirdi.

SEZON 8

resim


Bu sezon, dizi için gerçekten de büyük bir risk taşıyor çünkü eğer bu sezon doğru eller altındaysa, dizinin en iyi sezonu olabilir olabilir veya herkes için büyük bir hayal kırıklığı da yaşatabilir. Bu yüzden ben de bu sezona dair beklentilerimi ve endişelerimi listeledim:

SEZON 8'DEN BEKLENTİLERİM

- Dizinin ilk sezondan beri sürdürdüğü karakterlerin yolculuğunun tatmin edici bir noktada tamamlaması.

- Gereksiz yan karakterlerin ve Ak Gezenler dışında gereksiz hisseden hikayelerin bir finale varması.

- GoT tarihindeki en etkileyici savaşın gerçekleşmesi.

- Olabilecek en mantıklı ve en tatmin edici finalin gerçekleşmesi.

SEZON 8 HAKKINDAKİ ENDİŞELERİM

- Bütün sezon boyunca büyük savaşa hazırlanıp sadece son bölümde Ak Gezenler ile savaşmak.

- Ak Gezenler'in kolayca öldürülmesi ve bu esnada ana karakterlerin hiçbir şey olmamış gibi kurtulması.

- "Hobbit: Beş Ordunun Savaşı" sendromuna düşüp "bu sezon çok daha sonra da yapılabilirdi" dedirtmesi (o film, keşke Hobbit üçleme değil de iki filmden oluşsaydı dedirtmişti).

- Karakterlere gereken sürenin tanınmaması ve çoğunun arka plana itilmesi.

- Finalin aşırı hızlı bir şekilde ilerlemesi ve karakterler hakkında düzgün bir şeyi cevaplamaması.

- Bu sezonun Game Of Thrones gibi değil de, GoT karakterlerinin kendisini bir aksiyon filmi içerisinde bulmuş gibi hissettirmesi.

Dizi bu noktaya kadar çok iyi ilerledi, umarım son sezonu bütün beklentilerimizi alt üst etmez. Çünkü eğer 8. sezon başarılı olursa GoT, belki de tüm zamanların en iyi dizisi olabilir. Bunu zamanla göreceğiz.

resim

Kısacası; Game Of Thrones, gerçekten de harika, eşi benzeri olmayan bir dizi. Eğer dizinin hayranı değilseniz başlarda biraz hikayeye ilgisiz kalabilirsiniz ama bir süre sonra karakterler ve yeni olaylarlar ile kendinizi dizinin içince bulacaksınız. Karakterlerin gelişmesi çok başarılı işlenmiş, prodüksiyon dizaynı harika, senaryo oldukça güçlü ve genel anlamda harika bir dizi ortaya çıkmış. Sevseniz de, sevmeseniz de, kesinlikle görülmeyi hak ediyor. İzlemenizi kesinlikle tavsiye ederim.

Not: Game Of Thrones sezonlarını şöyle sıralayabilirim:

1-) Sezon 7 (9.4/10)
2-) Sezon 4 (9.1/10)
3-) Sezon 6 (9.1/10)
4-) Sezon 3 (8.9/10)
5-) Sezon 1 (8.9/10)
6-) Sezon 5 (8.3/10)
7-) Sezon 2 (8.1/10)

Yazan: MatthewMc

@MatthewMc
İletiTarih: 29 Ağustos 2017 10:58
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
Mawashi
Bruce Lee Sineması
Yorumbaz


Kayıt: 20.07.2012
İletiler: 2496
Şehir: Wall Street
Yaş: 21 Aslan


facebook twitter Özel mesaj gönder
İlk olarak bu güzel incelemeler için hepinizi tebrik ederim, elinize sağlık. Saygılar Ben oyumu çok başarılıdan yana kullandım.

İletiTarih: 29 Ağustos 2017 11:16
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
pis metalci
Korku Sineması
Görsel Editör


Kayıt: 07.04.2012
İletiler: 2383
Şehir: La Perle De L'Ionie


Özel mesaj gönder
Emeğinize sağlık arkadaşlar,çok güzel bir inceleme olmuş Saygılar

İletiTarih: 29 Ağustos 2017 11:21
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
kurt_thewolf
Yönetici Grubu


Kayıt: 08.01.2008
İletiler: 9080
Şehir: Ankara
Yaş: 30 Oğlak


facebook twitter E-Posta gönder Özel mesaj gönder
Bu sezon dizinin hızlanmasına ve karakterleri yeterince işlememesine, kurgu bozukluklarına ve mantık hatalarına rağmen aksiyonu ve görsel efektleriyle yine iyiydi. Ancak benim açımdan önceki sezonlar kadar kaliteli bir sezon değildi. Giriş ve gelişmeyi çok güzel verdiler şimdiye kadar ama sonucu bağlarken aynı kaliteyi bulacağımızı sanmıyorum. O nedenle bu sezon benim için "iyi" geçti diyebilirim.

İletiTarih: 29 Ağustos 2017 21:32
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
Quaresmania
Portekiz Sineması
Editör


Kayıt: 26.01.2012
İletiler: 13216
Şehir: Vodafone Park
Yaş: 24 Akrep


facebook twitter E-Posta gönder Özel mesaj gönder
İnceleme yazan arkadaşların ellerine, emeklerine sağlık. Sezonu izlemeye başladığımda her bölüm sonunda tüm incelemeleri okuyacağım. Ankete cevabımı da en sonda vereceğim tabii. Tekrardan teşekkürler. Saygılar

İletiTarih: 29 Ağustos 2017 21:41
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
111orbital111
Yorumbaz


Kayıt: 16.08.2012
İletiler: 29
Şehir: İzmir
Yaş: 30 İkizler


Özel mesaj gönder
Elinize sağlık çok güzel yazı olmuş, oyumu başarılıdan yana kullandım. Sezon sıralaması iyi olmuş ama ben bölüm sıralaması yapardım heralde.
Aslında bunuda bir anket yapabilirsiniz

İletiTarih: 29 Ağustos 2017 23:26
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
g.c.
Eski Yönetici


Kayıt: 22.12.2008
İletiler: 2448
Şehir: Magnesia
Yaş: 33 İkizler


Özel mesaj gönder
@kurt_thewolf 7. bölüm incelemen tüm incelemelerin içinde en iyisi idi. Özellikle cicibicmsii kısmına bayıldım. Çok Mutlu

@MatthewMc genel değerlendirmen için teşekkürler. Keyifle okudum ve diziye bakışımız neredeyse aynı. Karakterler arası o onu dedi bu böyle yaptıdan ziyade asıl olaya bağlanmaları ve bunu yaparken süreci hızlandırmaları bence de seyir zevkine katkı yaptı.

Elinize sağlık arkadaşlar. Saygılar

Bu arada oyum "çok iyi" oldu.

İletiTarih: 30 Ağustos 2017 01:29
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
TheJoKeR
Yorumbaz


Kayıt: 03.12.2009
İletiler: 245
Şehir: İn To HeLL!...
Yaş: 26 Yengeç


twitter Özel mesaj gönder
Güzel sezon du.Yalnız artık bir karakteri benimseyemiyorum bu dizide.Sevdiğim tüm karakterler gitti.Artık sadece Night's King kaldı oda büyük ihtimal kazanamıcak.Dizi ve filmlerde karakter benimseyemedikce pek hastası olamıyorum.Ama sonuç itibari ile iyi devam ediyor.

İletiTarih: 30 Ağustos 2017 15:34
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
aydin1972
Yeşilçam
Müdavim


Kayıt: 22.05.2013
İletiler: 810

Yaş: 45 Terazi


Özel mesaj gönder
inceleme yazıları gerçekten güzel olmuş arkadaşlar Ellerinize sağlık..
Tüm sezonların içinde bana göre en iyi sezon 1. ve bu sezon du ..Ben oyumu "Çok başarılı" olarak kullandım.. Vasat ve Kötü seçeneklerini kullanan insanların ya henüz diziyi izlemediklerini yada oy vermek için öylesine tıklamış olduğunu düşünüyorum..

İletiTarih: 30 Ağustos 2017 20:34
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
hedospurs
Yorumbaz


Kayıt: 27.04.2009
İletiler: 30
Şehir: Dark City
Yaş: 23 Aslan


Özel mesaj gönder
Eski sezonlara kıyasla oldukça vasat bir sezondu. Evet daha önce teorilere gark olan bir çok şeye açıklama getirildi, hikayede birbirini hiç görmemiş önemli karakterler bir araya geldi ancak şunu unutmamak lazım: Game of Thrones'un en önemli özelliklerinden bir tanesi başrol oyuncularını pat diye öldürüp dumur etmesi yani acımasızlığıdır. Gel gör ki bu sezon bu açıdan umduğumu bulamadım ya da şöyle söyleyeyim Serçeparmak'ın ölmesinden gram haz almadım. Stark buluşmaları bile sönük geçti. Öyle ki artık dizide Night King taraftarı olmaya karar verdim çünkü dizideki en karizmatik karakter ta kendisi. Dili olsa da konuştursalar adamı pardon ölüyü.

7. Sezonda zaman mefhumunun yanlış kullanılması da ayrı bir saçmalık, ak gezenler yedi sezondur duvara yürüsün, bu arada Jon Snow aşağı yukarı gidip gidip gelsin, bir de bu yetmezmiş gibi 300 gramlık kuzgun o kadar yolu ışınlanarak yol alsın. Hikayeyi on iki koldan anlatabilen zeki senaryo yazarları için biraz hayal kırıklığı.

Hikayenin ensest ilişki kısmında ise söyleyecek bir şey yok, bu George R.R Martin denen adam ciddi şekilde ensest ilişki ve çük saplantılı. Neyse ki bu sezon pek çük görmedik. Yazılarımdan diziye giydirdiğim falan anlaşılmasın, her yönüyle yanına yaklaşabilen bir yapım daha yok, ilk sezonlarda çıta o kadar yükseklere çekilmiş ki bu tür olaylar gözüme batıyor.

Sekizinci sezona hazırlık diyelim kapatalım artık bu mevzuları ve işimiz yoksa iki sene bekleyelim.

İletiTarih: 31 Ağustos 2017 01:34
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
Madao



Kayıt: 11.02.2017
İletiler: 13



Özel mesaj gönder
Hepinizin eline sağlık. Keyifle okudum. Bu sezonu spoiler yemeden bitirebildiğim için mutluyum. Final sezonuna da daha çok var.
Ölmesek bari.

İletiTarih: 31 Ağustos 2017 20:20
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
kanunimurat



Kayıt: 29.05.2016
İletiler: 1



Özel mesaj gönder
Emeğinize sağlık güzel bir özet olmuş Saygılar . 8. Sezon 2018'de yayınlanır mı? Yoksa 2019'a sarkma ihtimali var mı?

İletiTarih: 02 Eylül 2017 16:29
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
jackinthegreen



Kayıt: 08.08.2016
İletiler: 2



Özel mesaj gönder
Kitaptan olayların iyice ayrılmasıyla birlikte bence Got'un en kötü sezonunu izledik. Bölümlerdeki zaman aşımları bolca mantık hataları yarattı. Keşke önceki sezonlar gibi 10 bölüm yapsalardı. 7 bölüme her şeyi yetiştirelim diye çok aceleye getirdiler. Bu sezon bolca fan service de gördük. Ama orjinal Got bu değildi yani seyirciyi mal yerine koyup Beric'e Jon'a sen babana benzemiyorsun dedirtecek bir dizi değildi. (Kitaplarda ve dizinin ilk sezonlarında birçok kişi tarafından da söylenen Ned Stark'a en çok benzetilen Jon Snow'dur.) Bu ve bunun gibi birçok fan service ile dizi sanki eski sezonları bir kenara attı da bu sezon fanlar için yazıldı havası verdi. Dünyanın en iyi senaristlerinin olması gereken yerde kitaptan ayrılan Got'un senaryo bakımından değerini kaybettiğini izledik. Yok arkadaş popüler olan şey bozuluyor, her yerde böyle, umarım daha da ellerine yüzlerine bulaştırmadan tatmin edici bir final sezonuyla bitirirler. Bu sezon benim için vasatı geçemedi.

İletiTarih: 03 Eylül 2017 14:39
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
İletileri göster:   
Yeni Konu Gönder   Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 2 sayfa) [Bu başlıkta 21 mesaj bulunuyor] Sayfa:: 1, 2 Sonraki »
« Önceki konuSonraki konu »
Forum Seçin:  

Türkçe Altyazı © 2007 - 2017