Giriş Kayıt
özel mesaj
spacer

mu618

Yorumbaz
 
Kayıt : 24 Ağustos 2011
D.Günü : Ağustos 18, 1992 (25) Aslan
Şehir : Konya
Meslek : Öğrenci
  • Boş Ev
    Boş Ev
  • İçinde Yaşadığım Deri
    İçinde Yaşadığım
  • Stajyer
    Stajyer
  • Münih
    Münih
  • Kan Dökülecek
    Kan Dökülecek
  • House of Cards
    House of Cards
  • Ray Donovan
    Ray Donovan
  • Hello Ladies
    Hello Ladies
  • Breaking Bad
    Breaking Bad
  • Tatlı Hayat
    Tatlı Hayat
  • Jake Gyllenhaal
    Jake Gyllenhaal
  • Alfred Hitchcock
    Alfred Hitchcock
  • Jason Bateman
    Jason Bateman
  • Clint Eastwood
    Clint Eastwood
  • David Lynch
    David Lynch
  • John Wick: Chapter 2
    John Wick: Chapter 2
  • Yapay Oyun
    Yapay Oyun
  • Batman v Superman: Adaletin Şafağı
    Batman v Superman: Adaletin Şafağı
  • Karınca Adam
    Karınca Adam
  • Yenilmezler: Ultron Çağı
    Yenilmezler: Ultron Çağı
  • avatar
    kuzeydebiryer
  • avatar
    cimcarmuş
  • avatar
    kefirdanesi
  • default avatar
    legolas13
  • avatar
    fanatic_anchovy
Son Yorumları
John Wick: Chapter 2 (2017)
25 Temmuz 2017
Öncelikle benim anlayamadığım bir durum var: İnsanlar filmleri ne için izler? Gerçekten bu sorunun cevabını merak ediyorum ama sosyolojik bir tespitten uzak tamamen spesifik anlamda merak ediyorum bu sorunun cevabını. Çünkü bir sinefil olarak, binlerce film izlemiş biri olarak, benim bu soruya verebilecek bir tek cevabım var: Zevk almak için! Bu kadar basit. Elbette filmi çok yönüyle incelemeye çalışıyorum, teknik olarak, senaryo olarak, oyunculuk olarak, her şeyiyle değerlendiriyorum filmleri ama tek bir amacım var o da bir filmden zevk almak, daha fazlası değil.

Bir film için diyebileceğim en önemli şey; her filmin bir evreni vardır. Bu illa bir süper kahraman filmi olması sonucu olan bir şey değil. Ya da Orta Dünya'da geçen ama farklı evrenlerde çekilmiş filmler gibi bir evren değil bahsettiğim şey. Bir film yapılıyorsa öncelikle yönetmenin bir evrenidir o film. O film, o dünyaya aittir. Senaryosuyla, gelişen olaylarıyla ya da milyonlarca olasılık içinden o kurşunun o insana isabet etmemesiyle bambaşka bir dünyadır ve biz o dünyayı izleriz bir filmi izlerken.

Şahsım adına realistik filmlerin hastasıyım. Fakat en realistik film bile sadece bizim yaşadığımız dünyaya en yakın film olarak geçer. Kesinlikle bu dünyanın filmi değildir. Biraz paralel evren gibi düşünmek lazım bu konuyu. Aynı dünyanın farklı olasılıklar sonucu oluşmuş bir diğer dünyasında oluşan olaylar sürüsü. Ve bunu yöeten yönetmen, yazan senarist, oynayan oyuncular... Film dediğimiz şey budur. Ve böyle değerlenmelidir.

Bunları yazıyorum çünkü burada okuduğum yorumları görünce kahroluyorum. Cüneyt Arkın'dan özür dileyen mi ararsın, böyle saçma film mi olur diyen mi ararsın, polis neredeydi saçmalığın daniskası diyen mi ararsın. Bu soruların hepsine kısaca cevap vermeye çalışacağım:

Öncelikle bir filmi kendi evreninde değerlendirmek konusunda anlaştı isek şunu da kabul etmişiz demektir; film kendi evreninde mantık hatası içeriyorsa bundan bahsetmek doğrudur, yoksa hakkında verilen "Bu böyle mi olur!" tepkilerinin saçma bir argümandan farkı yok. Bu film bize salt aksiyon vaat ederken üstüne fena olmayan bir senaryo da sunmakta. Ve bu film bir "ikinci film". Yani John Wick evreninin devam filmi. Ve ben ilk filmde polislerle ilgili bir şey hatırlamıyorum. Ki bu filmde de sadece bir yerde polis görüyoruz. Demek ki bu evrende polisler çok umrunda değil filmi yapanların. Ve bu şey filmi saçma yapmaz. Filmin vaat ettikleri ile çakışmıyor aksine gayet paralel bir doğruda bir uyum içinde gidiyor bu durum.

Sonrasında Cüneyt Arkın'dan özür dileme durumu var ki gerçekten hastalıklı bir yorum. Şimdi bu arkadaşlar şunu mu istiyor; filmin 30. dakikasında John Wick'in kafasına gelen bir kurşunla ölüp filmin bitmesini mi istiyorlar. Ve buraya gelip: "Film çok kısaydı! Paramı geri istiyorum'" mu yazacaklardı? Gerçekten nasıl izliyorsunuz filmleri, bu yorumları nasıl yapıyorsunuz büyük merak içerisindeyim.

Her neyse çok uzun bir yorum olmasını istemediğimden kısaca filmi değerlendirip film yorumumu bitirmek istiyorum. Çünkü hem bu konu bitmez hem de söylemek istediğimi söylediğimi düşünüyorum.

Film bence ilk filmden güzel olmuş. Daha fazla zevk aldığımı söyleyebilirim. Belli ki iyi uğraşılmış. John Wick karakteri bu filmde tam anlamıyla oturtulmuş ve yapımcıları tebrik ediyorum bu konuda. Çünkü böyle "aksiyon süper yıldızı" karakterler sinema dünyasında çok fazla çıkan bir şey değil. En son Die Hard serisinde falan görmüştük. Tabii devam eden Bond serisini hesaba katmıyorum. Bunun da sebebi izleyicinin o karakteri benimsememesi. Fakat her ne kadar temel senaryo dibine kadar klişe koksa da filmin fena bir senaryosu yok. Ve filmde tamamen bir lineerlik de söz konusu değil. Bir yandan Continental, bir yandan intikam, bir yandan yapması gerekenler, bir yandan bir kaçış öyküsü... Filmde bunların hepsi var . Bu da hikayeyi lineerlikten çıkarıp insanı heyecandan hiç uzaklaştırmadan biraz gizem, çokça aksiyon, biraz merak duygusuyla filmi izlettiriyor izleyiciye.

John Wick olgunlaşmış yaşında, çok konuşmayan bir tip ve alışık olduğumuz üzere ne kadın peşinde koşan ne de para peşinde koşan bir "kiralık katil". Bu da izleyicinin John Wick'i sevmesine yol açıyor çünkü John Wick karakterinin temelinde bir duygusallık ön plana çıkıyor. Bu yüzden John Wick tahminimce adını uzun yıllar sinema tarihine yazdıracak bir "aksiyon süper yıldızı" olacaktır.

Filmde müziklerin kullanımı yine çok güzel. Mekanlar çok güzel seçilmiş. Filmi başka bir yere taşımış diyebilirim. Hatta ilk film ile arasındaki temel fark mekan seçimleri olmuş.

İlk filmi izlediyseniz zaten izleyeceksinizdir. Kaliteli aksiyon filmlerinin çok zor çıktığı bugünlerde Keanu Reeves gibi bir yıldız ile güzel bir 2 saatin tadını çıkarmaya bakın derim. Üstelik Matrix ve Constantine göndermelerini de çok yerinde buldum.

Naçizane puanım 7.4
The Imitation Game (2014)
06 Ağustos 2016
Oscar'da en iyi uyarlama senaryoya layık görülmüş bu film aslında beraberinde bir çok tartışmayı da getirmişti. Çünkü Alan Turing'in hayatının hiç de filmde bahsedildiği gibi olmadığını söyleyenlerin sayısı bir hayli fazlaydı. Neticede bu bir şeyi değiştirmedi tabii. Film en iyi uyarlama senaryo Oscar'ı ve Benedict Cumberbatch'in harika oyunculuğu ile herkesin zihnine kazındı.

Aynı yılın bir diğer biyografi filmi The Theory of Everything de bir hayli beğenilmişti. Fakat ben iki filmi de izlediğimde daha çok beğendiğim film bu film oldu.

Filmde Alan Turing gibi bir dehanın hayatı anlatılıyor. Aslında hayatı demek yanlış olur hayatından bir bölüm anlatılıyor diyebiliriz. Tabii konu Alan Turing olunca ve dönemin İngiltere'sinin fazlasıyla despot kararları da söz konusu edilmeden durulamıyor. Ve nihayetinde film; bir dehanın -tahminlere göre- savaşın 2 yıl erken bitmesine haliyle 15 milyon insanın hayatını kurtarmasına neden olduğu ama kendi hayatını kurtaramadığı fikriyle izleyicilerin karşısına çıkıyor.

Film bir uyarlama, ama tabii her savaş filmi de neredeyse bir uyarlamadır ama kime sorsak savaş filmleri doğruyu söylemez, hep kendi tarafından bakar. Ki kısmen doğru bir önermedir bu. Yani anlatmak istediğim uyarlama da olsa senaryoya laf edilmeyecek diye bir şey yok. Mesela Alan Turing'in hormon tedavisi gördüğü zamanlar biraz es geçilmiş filmde. Eğer Alan Turing biyografisini izleyeceksek Alan Turing'in özel hayatını daha çok görmeliydik zannımca. Yoksa bir Enigma filmi de işimizi görürdü. İkinci olarak
Sürprizbozan: Göster
Bunlar senaryonun eksik tarafıydı. Fakat geriye kalan haliyle senaryo da gayet tatmin ediciydi. Parçaların hemen hemen hepsi yerine iyi oturtulmuştu.

Benedict Cumberbatch'e bu roller gerçekten çok yakışıyor. Ukalalık gerektiren her rolde (hemen hemen) Benedict Cumberbatch ismini yazabiliriz. Çünkü galiba hem tip olarak buna müsait hem de işte bazı oyuncular bazı rollerin hakkını çok iyi veriyor. Velev ki bir diğeri için bkz: Robert Downey Jr. Tabii bu iki oyuncunun da Sherlock Holmes rolünde oynamış olması aman ne tesadüftür(!). Alan Turing rolü için de Benedict Cumberbatch tahmin edildiği üzere eleştirilecek bir yan bırakmamış. Her zamanki gibi çok şey katarak oynamış rolünü. Fakat ne gariptir ki o kadar ünlü oyuncunun arasında Benedict Cumberbatch'ten sonra parlayan bir diğer yıldız Alan Turing'in küçüklüğünü oynayan Alex Lawther'dı. Gelecek yıllar için önemli bir yer ayırtmış kendine. Tebrik etmek gerek.

Filmin yönetmenliğini Morten Tyldum yapmış. Kendisi Hodejegerne gibi "first class" bir filmin de yönetmeniydi. Umuyorum çizgisini bozmadan devam eder. Ama ben senaryo ve yönetmenliğin birbirinden ayırmayan biriyim. Bu yüzden senaryo konusundaki eksikleri aynen yönetmene de ithaf ediyorum.

Makineler ne kadar gelişse de önemli olan insanın gelişmesi mottosuyla hareket eden bu filmi hem Alan Turing'i tanımak hem de ön yargılarınızı kırmak adına izleyebilirsiniz. Sırf bu sebeplerle bile izleseniz film kötü bir film olmadığı için zevk alacaksınızdır.

Naçizane puanım 7.7
Ant-Man (2015)
24 Temmuz 2016
Marvel'in biraz Guardians of the Galaxy tarzı filmi. Yani biraz daha eğlenceye yönelik bir film olmuş. Tabii Guardians of the Galaxy'e kalite olarak yaklaşamamış orası ayrı.

Filme baktığımız zaman ayakları üstünde durabilen bir film görüyoruz. Olay örgüsü, tema açılımları yerinde. Yani giriş-gelişme-son kavramlarını tam anlamıyla yansıtabilmişler. Bu haliyle film güzel. Ama izleyenleri tatmin edemiyor. Nedeni ise kötü kahramanın hiç "cool" olmaması. Bu mesele aslında film eleştirilerinde çok okumadığım ama bu tür filmler için şahsım adına çok önem verdiğim bir olgudur. Aslında kısa bir analiz yapılsa bu tür filmlerde "kötü"nün iyiden bile (filmi kaliteleştirmek-yüceltmek açısından) önemli olduğu kanısına da varılabilir. Bunu Nolan'ın Batman serisinde çok rahat görebiliyoruz. Tabii bu noktada Marvel çizgi romanlarının da payı büyük. DC, Marvel'e göre "kötü" olgusunu okura daha felsefik ve akılda yer edecek şekilde sunan bir dünya. Marvel'de ise "kötü"ler daha çok "iyi"lerin iyiliğini pekiştirmek adına kullanılıyor. Bu da onları genel geçer bir "kötü" yapıyor. Ama çizgi romanda gördüğümüzü sinemada bu şekilde izlemek de pek hoş değil. Yani yönetmenin harika dokunuşları (tabii yapılırsa harika olur) ile birlikte "cool" bir kötü, izleyicinin alt egosunda hayranlık uyandırabilecek bir kötü yaratılabilir. Mesela; Iron Man 2'deki Ivan Vanko karakteri filmin kalitesizliği içinde parıldayan bir cevherdi. Genel kanaat Ivan Vanko'nun hayatının az gösterildiği, izleyicinin Ivan Vanko'yu çok daha merak ettikleri yönünde idi. Burada tabii ki Mickey Rourke'un hakkını teslim etmek gerekir çünkü iyi bir kötü karakter muazzam bir oyunculuk gerektirir. Ama yönetmenin harika dokunuşları ile de Ivan Vanko'nun gizemli ve cool havasının verildiğini de unutmamak lazım. Kısaca ve benimde kanaatimce bu filmden tam olarak tatmin olunmamasının sebebi kötünün cool bir kötü olmaktan çok vasat bir çirkef tanımlamasına daha çok uymasından kaynaklanıyor.

Filmin en iyi tarafı sağlam ve sakin senaryosu ile beraber eğlence amaçlı bir film olması. Bunun haricinde Michael Pena'nın özellikle çok güzel diyalog komedilerini de söylemeden geçemem.
Sürprizbozan: Göster


Paul Rudd, kariyeri genelde alt-segment filmlerde geçen bir aktördü. Bu filmde de olumlu olumsuz göze batan bir tarafını görmedim. Olması gerektiği gibi oynamış. Filmin bana göre yıldızı Michael Pena idi. Rolüne çok uymuş. Ve onun da rolünün hakkını hatta istenilenden de fazlasını verdiğini söyleyebilirim. Ama yine de cast seçimini çok beğenemedim. Özellikle Evangeline Lilly'yi çok demode buldum, rolüne de yakışmadığını söyleyebilirim. Wasp karakterini de ondan izleyeceğimiz için üzgünüm açıkçası. Tabii harika bir oyunculuk da sergileyebilir ama bunun için bana göre fazlasıyla çalışması lazım.

Filmin çekim teknikleri çok iyi. Özellikle Ant-Man olunan zamanlar hiç bitmesin istiyor insan. Dünyayı o halde görmek çok farklı bir deneyimdi.

Filmde gördüğüm kadarıyla baya bir mantık hatası mevcut. Kuantum fiziğine merakım var ve filmin bu kuantum fiziği konusunda ağır saçmaladığını söyleyebilirim. Ama yazıldığı yıllarda kuantum fiziği hakkında bilinenler çok az olduğu için pek bir şey diyemiyorum. Ne varsa onu getirmişler karşımıza, bu konuda zaman harcamamışlar ki bu da benim için bir eksidir. Neden böyle filmler başyapıt olma parolası ile yola çıkmaz bilmiyorum ama üzerinde biraz daha uğraşılsa çok daha güzel şeyler izleyebileceğiz.

İzlenilebilir bir yapım olmuş. Eğlence amaçlı bir film. Ama çok fazla bir şey beklememek de lazım. Bir Guardians of the Galaxy kesinlikle değil.

Naçizane puanım 7.0
Türkçe Altyazı © 2007 - 2017