Reklamı Kapat
Giriş Kayıt
özel mesaj
spacer

stdenk

 
Kayıt : 22 Mayıs 2011
Şehir : İstanbul
Meslek : Yazar
İlgi alanları : Sinema, edebiyat, yeme içme kültürü, gezmek, insanlar, dün bugün, anlamak, anlatmak, direnmek.
  • Marketa Lazarová
    Marketa Lazarová
  • Çocukluk
    Çocukluk
  • Çılgın Yabancı
    Çılgın Yabancı
  • Rüya Bilmecesi
    Rüya Bilmecesi
  • Charlotte Rampling
    Charlotte Rampling
  • Hans Petter Moland
    Hans Petter Moland
  • Theodore Melfi
    Theodore Melfi
  • Lucrecia Martel
    Lucrecia Martel
  • Ole Bornedal
    Ole Bornedal
  • Mavi Uçurtma
    Mavi Uçurtma
  • Sully
    Sully
  • Güneş Tepedeyken
    Güneş Tepedeyken
  • The BFG
    The BFG
  • Sing Street
    Sing Street
  • avatar
    panteria
  • avatar
    Onur Turan
  • avatar
    astraltrvlQ
  • default avatar
    cemocem
  • avatar
    husss
Son Yorumları
Les valseuses (1974)
24 Eylül 2016
Film sinefillerin mutlaka izlenmesi gereken, gençliğinize çizik atacak filmlerden biridir. Hadi ortayaşlıları da ekleyelim. Türkçeye kibarca "Toştoşlar" ya da hakkını verecek olursak "Taşaklar" olarak çevrilebilecek olan film iki kafadarın, boşvermişin hikayesini anlatıyor. İki erkek oyuncu da çok iyi, özellikle aynı kadına aşık oldukları ve aynı yatakta konuştukları bir sahne var ki, bilin bakalım ikisinin arasında hangi kadın oyuncu var: Jeanne Moreau!
36 Quai des Orfèvres (2004)
29 Mayıs 2016
Şimdiden bir klasik. 70'li yılların benzersiz "iyi senaryo-iyi oyuncu-iyi müzik-iyi kurgu" çizgisinden sapmayan ve çok iyi bir yönetmenin elinden çıkmış kolay kolay unutulmayacak bir polisiye. Bu filmden sonra bir dolu dizi bu filmi taklit ederek çıktı ortaya, tırnağı olamadılar. Amerikalılar senaryo haklarını almak istemiş, vermemişler, biz yine çekeriz filmi sizden iyi çekeriz demişler.
Big Eyes (2014)
03 Şubat 2015
Gerçek bir hikâyeden yola çıkılarak yapılmış bu filmde Tim Burton, Tim Burton'luğunu olabildiğince gizleyip hikâyeye hizmet etmeyi seçmiş. Yönetmenin kendi yazmadığı bir film daha, bu nedenle hem artıları var, hem de eksileri.

Artılar çok elbette:

Sanat yönetimi, mekân, kostüm, makyaj, renklendirme, ışık hepsi çok iyi, söyleyecek söz yok. Baş rollerde iki iyi oyuncu, yan rollerde çok iyi oyuncular. Christorph Waltz şirinlikleriyle Soysuzlar Çetesi'ndeki Nazi subayını yer yer anımsatsa da, büyük oyunculuğunu konuşturmuş yine. Amy Adams rolünün hakkını veriyor ve hatta Waltz'dan bir tık önde. Oyuncuların Tim Burton'la farklı bir oyunculuk çıkardıkları açıkça gözleniyor. İyi eğlenmişler.

Senaryo dolu dolu, hiç hız kesmiyor film, sarkmıyor. Bizde minibüslerden kasap dükkanlarına kadar asılı olan, bir dönem her yerde gördüğümüz Ağlayan Çocuk posteri gibi, kimilerinin çok sevimli, kimilerinin "kitsch" dediği, Andy Warhol'un da "İnsanlar bunları çok sevdiğine göre kötü olamaz" diye ortada bir söz söylediği çizimleri yapan resim sanatçısı Keane hakkında bir film. Fakat hangi Keane?

Meraklısına küçük bir not: Kitsch: ('Kiç' diye okunur.) Var olan bir tarzın aşağı bir kopyası olan sanatı sınıflandırmak, ifade etmek için kullanılan Almanca bir terim. Bu terim ayrıca, kibirli ve bayağı bir tada sahip şeylere ve ticari kaygılarla üretilmiş olan banal, rüküş ve sıkıcı ürünlere gönderme yaparken de kullanılır.

Bir sanat filmi ya da sanatçı sorunsallarının işlendiği ağır bir film zannetmeyin, çok eğlenceli ve şaşırtıcı bir konuya sahip gerçek bir hayat hikâyesi. Tıpkı filmin göbeğine oturtulmuş kocaman gözlü çocuk çizimleri gibi, çok derinliği olmayan, şeker, sevimli bir film. 1950'li yıllarda Amerika'daki fırsat dönemine denk gelen renkli ve gerçek bir hikâye.

Eksiler epey az filmde:

Bir iki sahnede, özellikle sondaki mahkeme sahnesinde ucu kaçan abartılı durum ve oyunculuklar, bu izlediğimiz eğlenceli ve keyifli fakat gerçekten yaşanmış filmin gerçeklik duygusunu yer yer zedeliyor. Bu büyük bir kayıp mı, yok canım asla değil.

Film, bu tür biyografik filmlerde olduğu gibi, sonunda güzelce toparlıyor ve filme konu olan iki baş karakterin şimdi ne durumda olduklarını ve ne yaptıklarını aktararak tamamlanıyor. Amy Adams'ın canlandırdığı Margaret Keane'le yan yana fotoğrafı da gerçeklik duygusunu pekiştiriyor. Üstelik çok benziyorlar.

Keyifle izleyeceğiniz, gözünüze bayram yaptıracak, nasıl geçtiğini bilmediğiniz 106 dakika boyunca yer yer şaşırarak eğleneceğiniz bir film. Tim Burton hayranlarını belki kesmez ama bu hikâyenin onun tarafından çekilmiş olmasına da sevinebilirsiniz. Popüler Amerikan sanat dünyasını, popüler Amerikan film yapısında çekerek bıyık altından da hınzır hınzır gülmüş.

Şöyle bir beklentisi olanlar varsa, baştan söyleyelim: Big Eyes, Burton'un Big Fish'ine göz kırpmıyor, herhangi bir gönderme de yapmıyor. İzlemeye değer. İyi seyirler.
Türkçe Altyazı © 2007 - 2016