Giriş Kayıt
özel mesaj
spacer

Themis

Onay Grubu Çevirmen
 
Kayıt : 17 Aralık 2010
Şehir : Utopia
Meslek : Justitia fiat, ruat coelum. Fiat justitia, pereat mundus.
İlgi alanları : Avustralya Sineması
Son Giriş : Gizli
  • The Letter Writer
    The Letter Writer
  • Criminal Activities
    Criminal Activities
  • Maud & Leo
    Maud & Leo
  • Gett: The Trial of Viviane Amsalem
    Gett: The Trial of Viviane Amsalem
  • Glitch
    Glitch [S01E06]
  • Damdaki Kemancı
    Damdaki Kemancı
  • Lujin Savunması
    Lujin Savunması
  • Ölümsüz Aşk
    Ölümsüz Aşk
  • K-PAX
    K-PAX
  • Cennet Yolcuları
    Cennet Yolcuları
  • Penny Dreadful
    Penny Dreadful
  • Yunus Emre
    Yunus Emre
  • Breaking Bad
    Breaking Bad
  • Kara Ayna
    Kara Ayna
  • Sherlock
    Sherlock
  • Mustafa Kemal Atatürk
    Mustafa Kemal Atatürk
  • Orson Welles
    Orson Welles
  • Theodoros Angelopoulos
    Theodoros Angelopoulos
  • Luis Buñuel
    Luis Buñuel
  • Federico Fellini
    Federico Fellini
  • Salo Ya Da Sodom'un 120 Günü
    Salo Ya Da Sodom'un 120 Günü
  • Patron Bebek
    Patron Bebek
  • Kıyamet
    Kıyamet
  • Eski Dost
    Eski Dost
  • Serseri Aşıklar
    Serseri Aşıklar
  • avatar
    nano
  • avatar
    Splash
  • avatar
    kuzeydebiryer
  • avatar
    Artemis1122
  • avatar
    nutellabrain
Son Yorumları
Zeit der Wünsche (2005)
08 Mayıs 2017
3 saatten fazla süren 1 saat 28'er dakikalık 2 parçadan oluşan film bu süreler zarfında kesintiye uğramadan insanı ekrana bağlıyor. Filmin müziği çok fazla dokunaklı. Ne zaman sahneye o müzik girse boşalan o köy gibi ıssızlaşıyorum, yüreğim burkuluyor.
Melike ve Mustafa, çocukluktan beri beraber büyümüş, birbirlerine sevdalı iki genç. Doğu Anadolu'nun ücra bir köyünde şehir kalabalığından uzak ama köy ahalisinin birbiriyle samimi bir ortam kurduğu zamanların çocukları. Melike, Mustafa'ya âşıktır, Mustafa da Melike'ye. Sevdalarının evlilikle sonuçlanması için dilek ağacından diler Melike Mustafa'sını. Her yıl dilek dilemek için düzenlenen bir vakit vardır, dilekler zamanı derler o vakte. Melike, Mustafa'yı dilemiş dilemesine ama Yaşar'ın da gönlü Melike'de olunca birinin sevdası kara sevdaya dönüşüverir. Salıncaktan nehre atlayarak eğlendikleri gibi kalmıyor maalesef hayat. 'Alamancılık Furyası' başlayınca değişiyor o köyde yaşadıkları her şey. Bir Alamancı geliyor köye. Diyor ki Almanlar erkek işçilere kapılarını açtı, orada yaşam mükemmel para gani. Akın akın göç başlıyor Almanya'ya. Erkekler gidiyor kadınlar er yolu gözlüyor. Gidenlerin peşine Kadir'in aklıyla Mustafa da takılıyor bir gün. Melike'ye düşüyor bu sefer sevdiğinin yolunu gözlemek. Yaşar'ın ailesi zengin ya, dükkânını postaneye çevirince ne Melike'nin mektuplar Mustafa'ya ulaşıyor ne de Mustafa'nın mektupları Melike'ye. Fakirlikten kırılan Melike'nin ailesi de mecbur Yaşar'la evlendiriyor kızlarını. Köyde göçten ötürü adam kalmamış ki kime ne satıp ne elde etsinler. Türkiye'den Almanya'ya iş göçü bağlamında bir âşk hikâyesini konu ediniyor film. Bunu konu edinirken Alamancılık meselesini de psiko-sosyal açıdan ele alıyor. Melike'nin anlatımıyla sürüyor film baştan sona. Oyunculuğuyla göz boyayan Lale Yavaş, filmdeki rolünü layıkıyla yansıtıyor. Başrol erkek oyuncu Erhan Emre de insanı filme bağlayan diğer yeteneklerden biri. İki oyuncuyu da ilk defa izlememe rağmen aralarındaki kimya çok uyumluydu. Filmdeki her detay sahneyi daha güçlü kılıyor ve eski zamanların etkisini, o ruhu daha etkili biçimde yansıtıyor. Alman yönetmen Rolf Schübel, gurbetçi Türklerin iş göçü sırasında yaşadığı sıkıntıları, yabancı bir memlekete alışma süreçlerini Tevfik Başer'in de yardımıyla birlikte güzel kotarmışlar ve kayda değer ama az duyulan bir film ortaya çıkarmışlar. Filmin en güzel tarafı ise hem karakterlerden birinin anlatıcı olması hem de sonu başında olan filmlerden olması. Filmin önce sonu yansıyor ekrana ve Melike'nin içleri acıtan bir sözüyle yapıyor giriş sekansını. Sonra hikâyeyi en başa alıyor anlatıcı. Bu bağlamda 1960'lı yıllardan başlayıp 80'lere kadar uzanan süreç, hem Türkiye tarafından hem de Almanya tarafından hakkı verilerek aktarılıyor. Herkesin etrafında mutlaka olmuştur bir Alamancı. Anlatırlardı bir zamanlar dişlerine kadar kontrol ediyorlar insanı diye. Filmde de hiçbir detayı es geçmemişler. Diş konusunda Kadir'e çok güldüm filmde.
İki bölümden oluşan filmin ilk bölümü erkeklerin Almanya'ya göç furyasını ele alırken, ikinci bölümü ise kadın furyasını ele alıyor. Almanların artık Türk erkeklerini değil de kadınlarını çalıştırdıklarını söylemelerinin üzerine Almanya'ya kadın göçünü kadınlar ekseninden ele alır. Görüntü yönetmeni ve müzikler işlevselliğini en can alıcı yerde gösterirken ''dilek ağacı'' ve ''salıncak'' metaforları da aynı şekilde insanın içini burkan bir sahneyle bağlanıyor birbirlerine. Almanya'ya göç sırasında ya da Almanya'da geçirdikleri süre zarfında radyoda çalan memleket kokan parçalar, Almanya'daki Türk kahvesinin duvarında asılı Trabzon ve Beşiktaş Spor flamaları, duydukları sıla özlemi en gerçekçi hâliyle aktarılmıştı. Kendimi filmin içinde gezinirken ve çoğu kez de ağlarken buldum. Filmin eleştireceğim tek bir yanı var o da orijinal hâlinde Türklere kendi köylerinde dahi Almanca konuşturmuş olmaları. Onun haricinde bu filmi görün, keşfedin, izleyin ve izlettirin. Film zaten başrol oyuncuları, senarist ve yönetmen de dahil olmak üzere ödülle taçlandırılmış.
Wild (2014)
18 Nisan 2017
Yönetmen koltuğunda Dallas Buyers Club filmiyle ön plâna çıkıp sinemaseverlerin dikkatine oturan Jean Marc Vallée'nin olduğu film, Cheryl Strayed'in uzun doğa yürüyüşleri yaptığı anılarından oluşan Wild From Lost To Found On The Pacific Crest adlı kitabından uyarlama. Başrolde, Cheryl karakterini canlandıran ve bu performansından ötürü Oscar'da En İyi Kadın Oyuncu ödülünü alan Reese Whitherspoon var.

Gelelim filmin konusuna.
Cheryl, çocukluğundan beri zorlu bir dönem geçiriyor. Çocukluk yılları alkolik babasının travmatik etkileriyle hırpalanmış bir kız. Annesinin babası tarafından gördüğü zulme sürekli şahit olduğundan tek dayanağı annesi olmuştur artık ve ana kız hayatı, sırt sırta verip birlikte göğüslemeye devam ederken annesini bir hastalıktan ötürü kaybeder. Bunun üzerine madde ve seks bağımlısı olması da eklenince evliliğini de çatırdatmış olan tamamen dibe vurmuş bir kadın var şimdi karşımızda. Onu yeniden kalkmaya zorlayacak bir sebep lazımdır şimdi. Hayatı yeniden yaşanılır kılan bir sebep... Altında ezildiği onca yükü hafifletecek bir sebep... Öyle bir sebep olmalı ki altı net çizgilerle çizilsin. Ne kadar zorlanırsa zorlansın asla vazgeçmeyeceği kadar güçlü kılacak ve etkili bir ruhsal dönüşüm yaşatacak sebep olmalıydı onun için ve Pasific Crest Yolu'nu yaklaşık olarak 1,100 millik bir mesafeyi tek ve ''kadın'' başına yürümeye karar verir. Ki bahsi geçen yol zorlu, engebeli, kayalık, kurak, bataklık ne kadar çetin durum varsa içinde barındıran bir yol. Karlı bölgeleri de es geçmemek gerek, en zorlu kısım orası olacaktır çünkü. Herkesin o karlı kısmı otostop çekerek atladığını da hesaba katarsak Cheryl'in net kararından vazgeçmesi an meselesi diye bekliyor insan izlerken. Filmde Cherly'in kadın tırmanıcı olması sürekli vurgulanarak alt metinlere feminizmi yerleştiriyor. Kendini bulma arayışında olan özgürlükçü bir kadın yabana doğru ilerliyor. Varoluşçuluk ve özgürlük kavramlarını iliştirelim alt metne. Pasific Crest Yolu'nun görselliğiyle harmanlanacak bir yaban tırmanışı hayal ediyor insan lakin Cheryl'in yaşantısı, geçmişi ve onu tanıtma süreci geri dönüşlerle bu yolculuğa yedirildiği için o görsel şöleni göremiyoruz maalesef. Doğanın ihtişamını en güzel sergilediği sahnede pat bir seks sahnesi, pat bir damardan uyuşturucu alma sahnesi giriyor. Cheryl'in iç çatışmasıyla boğuştuğu sahneler tam da en münasebetsiz güzelliğin ortasında giriyor. Bu, yol filmi edasıyla harmanlanmış filmse eğer doğayı da fazlaca ön plânda tutması gerekirdi yönetmenin ki çok zorlu bir tırmanış olarak belirtip de o zorluğu göremeyeceksek bir anlamı kalmıyor kadının ruhsal dönüşümünü izlememizin. Çünkü kaybedilmiş, biçimle içeriğin geçişleri sırasında. Gelelim oscara layık görülen Reese'in oyunculuğuna. İç çatışmalarının verdiği hüznü, o acıyı güzel yansıtsa da bana göre ruhsal dönüşümünü final sekansı hariç gösterememiş. Yürüyüş sırasındaki sahneleri kesilip durduğu için dönüşüm geçirirken çektiği zorluğu göremiyoruz. Keza doğanın görsel şölenine kendimizi bırakmamıza da müsaade etmemişler. Kitaptan uyarlamanın sıkıntılarından birini görüyoruz karşımızda: Kitabı tüm filme yayma çabası. Diyaloglar daha derin işlenebilirdi bana göre. Çünkü elinde bunu işleyebilecek fazlaca materyal mevcut.
Filmi tek başına sırtında taşıyan Cheryl olunca, doğal olarak insan ona odaklanıyor ve ondan çok şeyler bekliyor. Hayatı böylesine çekilmez olmuş bir kadın filmin başında sırtında çok ağır ve o cüssede birinin taşıyamayacağı bir çanta taşıyor. Sanırım biraz metaforik durum söz konusu.

Gelelim müziklerine. Beni filmden koparmayan kısımlar da buralar oldu. Çünkü müzik seçimleri gerçekten güzel olmuş. Tam da yol filmine uygun yol parçaları seçilmiş. Diğer parçaları zaten sıkça dinlemiş olduğumdan konuşma şeklinde söylenmesinden ötürü en sevdiğim parça The Shangri-Las grubunun I Can Never Go Home Anymore parçası oldu. Final sahnesi en dokunaklı sahneydi bana göre. O sahneye eşlik eden Simon & Garfunkel'in El Condor Pasa (If I Could) parçası sizi Cehryl'in zihninde canlandırdığı o sahneye, o doğaya hapsediyor. Kendini bulduğu o sahnedeki etkiyi hissettiğiniz için insanı derinden etkiliyor final sahnesi.

Filme konu olan, arabalarda ya da mekânlarda çalan veyahut da mırıldanan diğer parçalar:
- First Aid Kit - Walk Unafraid
- Paul McCartney & Wings - Let 'em In
- The Shangri-Las - I Can Never Go Home Anymore
- Leonard Cohen - Suzanne
- Billy Swan - Don't Be Cruel
- Free - Be My Friend
- Portishead - Glory Box
- The Hollies - The Air That I Breathe
- Lucinda Williams - Something About What Happens When We Talk
- Bruce Springsteen - Tougher Than The Rest
- Evan O'Toole - Red River Valley(Filmde ormandaki ufaklığın söylediği parça. Evan O'Toole o çocuğun adı.)
- Simon & Garfunkel - Homeward Bound
- Simon & Garfunkel - El Condor Pasa (If I Could)
Rosemary's Baby (1968)
31 Mart 2017
Bir filme seni ta başında çeken ne diye sorsalar; kasvetli havası ve ürpertici müzikle giriş yapması derim. Filmin giriş sekansı kasvetli bir havanın hâkim olduğu binalar arasında gezinerek ve ürpertici bir ninniyle başlıyor. Binalar, bir filmde aradığım en başlı detaylardan biri. Aslında filme dair çoğu şeyi size fısıldıyormuş gibi hissettiriyor. Hele ki bir de döküntü ama şatafatlı bir genişliğe, heybete sahipse, tahta döşemeli taş duvarlı ise. Korku gerilim türü çocukluğumdan gelerek sevdiğim bir tür. O yüzden beni etkilemesi için bilindik kapı gıcırtısı pencere çarpması gibi efektlerin dışında bir şeyler arıyorum. Ninniler oldum olası beni hep ürkütmüştür zaten. Başlangıç olarak filme beni odaklayan şeyler mevcuttu: Ninni ve ihtiyar binalar. Sanki dili olsa çok şey anlatacaklarmış gibi de hikâyesi olan binalar. Bir de tuhaf hareketleri olan komşular. Bu filme korku diyemem ama psikolojik gerilim diyebilirim. Açılış sekansından sonra gelişme bölümüne doğru ilerlerken filme çekilmemizdeki en büyük rollerden biri de oyunculara düşmektedir. Ki Polanski'nin bu noktada tercihini çok doğru buldum. Mia Farrow'un sade makyajı, ağır ve ürkek konuşması, duru yüzü, masum ve ürkek hava katan bakışları ve saç kesimi ve bilhassa bebeğine duyduğu anne sıcaklığı kadın karakteri göz hapsine aldırmaya yetiyor. Aynı zamanda kendisinde taşralı bir kadın izlenimi bıraktırıyor. Hayatın çetin yollarında ayakta kalmaya çalışan eşi rolünü üstlenen John Cassavetes vurdumduymaz ve sanki eşinden tiksiniyormuş gibi uzak bakışları da bu güçlükler arasında mücadele verirken kendini fazla kaptırmış ihmalkâr bir koca aynı zamanda modern Amerikan erkeği rolünün hakkını iyi veriyor. Filmi diğer korku türlerinden ayıran ve benzerlerinden daha üst çıtalara çıkartan, korku türünün eski yapı taşları arasında görülmesini sağlayan etken, şeytanî-dini ögeleri gelişigüzel ve aşırı abartılı şekilde işlemiyor olmasında yatıyor. Vurgu yaptığı nokta her ne kadar inancın insanı kötülüklerden kurtarmadığı olsa da bunu dönüp dolaşıp önümüze sürerek bir döngü içinde yitirmemiş. Filme konu olan ev ve evin dekorasyonu, yatak odasındaki yatağın başındaki kitaplık detayı, şömine önü sade romantizm hoşuma giden detaylardan bir başkası. Rosemary'nin kılık kıyafeti, fiziksel özellikleri de sanki soğuk ve keskin bir iklimin hâkim olduğu taşrada bir yayla evinde yaşamış insan havasını anımsatıyor. Gelelim işlenen satanistik konuya. Rosemary şeytanın çocuğunu doğurmakla seçilmiş kişi.
Sürprizbozan: Göster
Lakin her şeye rağmen onda o karakter yok. Gelin görün ki olaylar farklı yönde gelişince; anneliğin dinen kutsal görünmesiyle Polanski'nin inancın insanı korumadığı detayına aynı pencereden bakmak gündeme geliyor. O hâlde ortada bir ince alay var sanırım dedirtiyor insana. Filmdeki ruh hâllerinde ve davranışlarda bir anlam aramak belki de bende takıntı hâline dönüştü bilemiyorum. Filmin asıl konusu başlı başına Rosemary çünkü karşımızda daha çok o var. Bir de onun ikilemleri. Kızımız açıkçası biraz saf. Kim nereye çekerse ona inanıyor. Ya da kendisine her mantıklı gelen şeye inanıyor. Bir bakmışsınız alternatif tıpa diğer gün bakmışsınız modern tıpa inanıyor. Hep bir çelişki içinde ve her söylenene inanma peşinde. Kafayı sıyırmamak elde değil. Çoğu kez Rosemary'nin psikolojik bir rahatsızlığı olduğunu düşündüm. Çevresindeki diğer insanlar da garip görünmesine rağmen ekranda hep ön plânda olan Rosemary olunca şizofren falan olduğunu düşünmeden edemedim. Sonunda Polanski'nin bu şaşırtmacasını günümüz insanlarının içinde bulunduğu duruma yordum. Ruh hâlimizdeki çevreden veya her kafadan çıkan sese inanmanın verdiği çelişkiden ötürü artık insanlara güvenmeyi reddediyoruz Rosemary gibi. İçinde bulunduğumuz üç maymun çağından kurtaramıyoruz kendimizi. Rosemary'nin eline geçen tek şey insanlara olan güvenin yıkılması oluyor tam da bu sebepten ötürü. Kocası aktör ve sürekli tv başında ya da rol peşinde koşmakta geçiriyor vaktini. Kaba tabirle aptallaştırıyor(uz) kendini(mizi). Keza Rosemary de aynı şekilde. Saf ve her denilene inanıyor. Hasta doktor arasındaki münasebet ve güvensizlik ilişkisi de defalarca kez vurgulanıyor. Hasta mahremiyetinin ihlâli gibi. Rosemary'nin Dr. Saperstein'in muayenehanesinde beklerken oradaki dergilerden birinde ''Tanrı öldü mü?'' gibi bir yazı vardı. Bu yazı bile filmin gidişatıyla alakalı detaylara değiniyor. Derginin üzerinde biraz fazla durulunca dikkat kesilmemek elde değil. Gerçi kitap dergi görünce durdurup adını ya da yazılanı okuma takıntısı olunca da görürsünüz orası ayrı. Toparlamak gerekirse filmde şeytanla bir nevi anlaşarak karısını ona sunan bir eş, -Faust'un Mefistosu akla geliyor o noktada- iyi görünümlü hâllerin, sakin görünümlü insanların ardına saklanan kötülük, insanların yol açtığı çelişkiler, güvensizlik duygusu, tüketim toplumunun getirdiği zararlar ve bolca ying yang... Zıtlıklarla bezenmiş psikolojik gerilim konulu, bana göre de gerçekten eskinin yapı taşlarından bir film.
Çeviri Duyuruları
The Letter Writer   %100 Tamamlandı
Criminal Activities   %100 Tamamlandı
Maud & Leo   %100 Tamamlandı
Gett: The Trial of Vivian   %100 Tamamlandı
Glitch (01x06)   %100 Tamamlandı
Sarangeun noraereul tago (01x15)   %100 Tamamlandı
Turbo Kid   %100 Tamamlandı
The Red Tent (01x02)   %100 Tamamlandı
Prep & Landing: Naugh   %100 Tamamlandı
The Secret River (01x02)   %100 Tamamlandı
Miraculum   %100 Tamamlandı
Manglehorn   %100 Tamamlandı
Madame Bovary   %100 Tamamlandı
Catching Milat (01x02)   %100 Tamamlandı
Tianming   %100 Tamamlandı
Styria   %100 Tamamlandı
Hangar 10   %100 Tamamlandı
Los insólitos peces gato   %100 Tamamlandı
I AM Hardwell Documentary   %100 Tamamlandı
The 7.39   %100 Tamamlandı
Apricot   %100 Tamamlandı
Bird People   %100 Tamamlandı
Grisen   %100 Tamamlandı
Sapovnela   %100 Tamamlandı
Margelle   %100 Tamamlandı
Parked   %100 Tamamlandı
Misfire   %100 Tamamlandı
Dark Summer   %100 Tamamlandı
Oshin   %100 Tamamlandı
Fen shou he yue   %100 Tamamlandı
I Love Sarah Jane   %100 Tamamlandı
For No Good Reason   %100 Tamamlandı
Furyo shonen   %100 Tamamlandı
Honour   %100 Tamamlandı
Sien nui yau wan   %100 Tamamlandı
Coal Miner's Daughter   %100 Tamamlandı
Prep & Landing   %100 Tamamlandı
Chun Kiu yi Chi Ming   %100 Tamamlandı
The Blue Umbrella   %100 Tamamlandı
Mayor   %100 Tamamlandı
Po po chiu kai yan   %100 Tamamlandı
Jukgeona hokeun nabbeugeo   %100 Tamamlandı
Gwangbokjeol teuksa   %100 Tamamlandı
Dizi Altyazıları
The Flash (8,416) Better Call Saul (6,632) Lucifer (3,794) American Gods (3,578) Gotham (3,489) Twin Peaks (3,111) Fargo (2,862) The 100 (2,625) Supernatural (2,404) 12 Monkeys (2,361)
Türkçe Altyazı © 2007 - 2017