Giriş Kayıt
özel mesaj
spacer

Themis

Kontrol Grubu Çevirmen
 
Kayıt : 17 Aralık 2010
Şehir : Utopia
Meslek : Justitia fiat, ruat coelum. Fiat justitia, pereat mundus.
İlgi alanları : Avustralya Sineması
Son Giriş : Gizli
  • Glitch
    Glitch [S01EPaket]
  • The Letter Writer
    The Letter Writer
  • Criminal Activities
    Criminal Activities
  • Maud & Leo
    Maud & Leo
  • Gett: The Trial of Viviane Amsalem
    Gett: The Trial of Viviane Amsalem
  • Oz Büyücüsü
    Oz Büyücüsü
  • Aşk Zamanı
    Aşk Zamanı
  • Kameraman
    Kameraman
  • Küller Ve Kar
    Küller Ve Kar
  • Ran
    Ran
  • Anarşinin Evlatları
    Anarşinin Evlatları
  • Doctor Who
    Doctor Who
  • Penny Dreadful
    Penny Dreadful
  • Yunus Emre
    Yunus Emre
  • Breaking Bad
    Breaking Bad
  • Mustafa Kemal Atatürk
    Mustafa Kemal Atatürk
  • Max von Sydow
    Max von Sydow
  • Daniel Day-Lewis
    Daniel Day-Lewis
  • Michael Haneke
    Michael Haneke
  • Guy Ritchie
    Guy Ritchie
  • İbrahim Bey Ve Kuran'ın Çiçekleri
    İbrahim Bey Ve Kuran'ın Çiçekleri
  • Dangshini Jamdeun Saie
    Dangshini Jamdeun Saie
  • Bitmeyen Balayı
    Bitmeyen Balayı
  • Güzel ve Çirkin
    Güzel ve Çirkin
  • EunGyo
    EunGyo
  • avatar
    pis metalci
  • avatar
    the_punisher
  • avatar
    R3hab
  • avatar
    nano
  • avatar
    Splash
Son Yorumları
Nybyggarna (1972)
12 Kasım 2017
Bu film hakkında yazılacak çok şey vardır muhtemelen lakin yazmak yerine biraz güzelleyip gerisini izlemenize bırakacağım. Filmin birincisi varmış normalde araştırıp izlerdim lakin dalgınlığıma gelip önce bunu indirmişim birincisi sanıp izlemiş bulundum. Yapacak bir şey yok. Birincisi de Utvandrarna (1971); bilmeyenler için.
Filmin giriş sekansıyla başlayayım. Tek kelimeyle; mükemmel. Şöyle ki; ormanın o göğe doğru uzanan yemyeşil ağaçlarının heybetiyle ve fütursuzca, kimseye aldırış etmeksizin esen rüzgârının, sonbahar hasebiyle hışırdayarak yerlere dökülen sararmış yaprakların insan ruhunu gıcıklayan sesi karşılıyor insanı. Ormanlık bir alanda taşraya doğru yaban hayatına adım atan öküz arabasının tekerleğinin sesiyle, cıvıl cıvıl öten bir kuş sesinin ahengiyle de devam ediyor. İsveç'ten Amerika'nın en yaban kısmına göç eden birkaç ailenin yaşantısı 3 saat 24 dakikaya sığdırılmış. Her şeye sıfırdan başlayan bir aile. Evlerini kendileri inşa ediyorlar, gölden tuttukları balıklarla ve ormandan avladıkları hayvanlarla besleniyorlar. Adım adım hayatlarını ''Yeni Dünya''larında kendi çabalarıyla yeniden inşa ediyorlar. Bir tarafta yabani Kızılderililer diğer yanda İsveç devletinin her osuruğu(filmde de böyle tasvir ediyor) ayıpladığı ve cezalandırdığı baskısından kurtulmanın verdiği özgürlük hissi. Doğanın heybetli huzuru ve tamamen kendilerine ait bir toprak parçası. Film, bu insanların yeni dünyalarına alışmalarını ve oradaki yaşam mücadelelerini konu ediniyor. Yiyeceklerini temin edecekleri tarla oluşturup patates yetiştirip buğday ekiyorlar. Elma ağacı dikiyorlar. Kulübeyle başladıkları yaşantıları zamanla iki katlı kocaman bir ev olarak gelişiyor. İhtiyaçları olan her şeyi evin babası marangozculuğuyla hemen yapıveriyor. İnek, öküz, tavuk derken yaban hayatında hayatta kalmanın zorluklarını da an be an yansıtıyorlar. Filmin görselliği muhteşem. Oyunculuklar da keza öyle. Zaten Liv Ullmann güzelliğiyle de göz dolduruyor. Bu filmi izlememdeki yegane etkendir kendileri. Hepsinden öte gerçeklik hissi had safhadaydı. Çünkü soğuk ve keskin bir iklimin etkileri yüzlerinden ve dudaklarından belli oluyordu. Yalnız insanın içini sızlatan, Kızılderililerin yaptığı nainsancıl birkaç sahne var. İzlerken ailecek izlemeyin çocuklarınız etkilenebilir. Çıplaklık değil söz konusu sahne. Bir bebeğe yapılan vahşet. Sümüklü Taşrayı ve doğayı işleyen filmleri seviyorsanız bu filmde bir hayli doyacaksınız. Şunu da eklemeden geçmeyeyim film 2015 senesinde yayınlanan The Secret River adlı Avustralya yapımı 2 bölümlük mini diziyi akıllara getiriyor. Hatta bazı yerlerde kurulan cümleler bile aynıydı.
Trilogia: To livadi pou dakryzei (2004)
27 Mayıs 2017
Yunan üçlemesinin ilk filmi. Adının üçleme olduğuna bakmayın çünkü yönetmen üçüncü filmin çekimleri sırasında motosiklet kazası geçirip ölmüş. O yüzden sadece ikisi var. Sümüklü
Theodoros Angelopoulos kesinlikle hem sinematografik açıdan hem de işlenen konu itibariyle mükemmel bir film çekmiş. Başyapıt diyebiliriz. Yönetmenliğini üstlendiği filmin senaryosunu Tonino Guerra ile birlikte kaleme alarak görüntü yönetmenliğini ise Andreas Sinanos'a bırakıyor. Müzikleri ise Eleni Karaindrou'ya ait. Özellikle içinde uzun plan sekansları barındıran filmleri ayrı bir seviyorum. Kesilmeksizin devam eden bu plan sekanslar çoğunun sabrını zorlayacak türden ama bana göre sinemanın en etkili vuruşudur. Haricinde görsel olarak dış mekânın doğal ortamdan yana kullanılması filmi daha samimi yapıyor. Ne kadar az CGI, o kadar çok samimi bir film. Theodoros'un mekân tercihleri de genelde renksiz ve sade.

Yönetmen geniş bir tarihsel dönemi işlemiş filmde. Ama orijindeki konu Alexis ile Eleni'nin vefalı âşkları. Tarihsel döngü içinde âşklarının zamansal devinimleri konu edinmekte. Renk seçimleri tek tonda oluyor özellikle filmlerinde. Kıyafetler ya da filmin diğer imgeleri tek renge hapsedilerek simgeleştiriliyor. Misal kıyafetler bu filminde siyah beyaz üzerinde yoğunlaşırken başka filminde sarı yağmurluklu bisikletli adamlar göze çarpmakta. Gerçi her filminde o bisikletli adamlar olacak sanırım. Filmdeki beyaz çarşaflar o kadar yağmura çamura rağmen hiç renginden ödün vermiyor. Aynı şekilde Eleni'nin beyaz gelinliği de. Kar gibi beyazlığını koruyor. Çektikleri acıların ardından hayata karşı güçlü kalmak ve yeniden canlanmak gibi. Zaten Angelopoulos Eleni'yi bir simge olarak kullandığını söylüyor. Troyalı Helen gibi ne vatanı var ne de sonunda bir kalbi kalıyor. Tüm sevdiklerini bir bir kaybediyor.

Kamerasını geniş açıdan kullanan yönetmenlerden biri Theodoros. Kadrajına tüm görüntüyü sığdırarak geniş bir bakış açısı sunar bize. O geniş çerçevede işlenen savaş dramı derinden, sade ve etkili ilerleyişini usul usul yapsa da diyaloglarla değil de görüntülerle konuşturuyor filmi. Yıkık dökük köhne binalar, taşan nehir, sel altında kalmış evler ve nem tutmuş ağlayan çayırlar. Tüm otların üstüne konmuş ayrı ayrı çiğ taneleri süzülüveriyor arta kalan sağ insanların yitiklerine.
Olmazsa olmazı danslar ve enstrüman çalan insanlar. Yaşanan onca acının müzikle yatıştırılmaya çalışılması gibi ya da uyuşturulmaya çalışılması.
Kameranın içine sığdırılmış gerçek bir yaşantı gibi duyguyla izledim filmi. Mükemmeldi. Bir başyapıt.
Zeit der Wünsche (2005)
08 Mayıs 2017
3 saatten fazla süren 1 saat 28'er dakikalık 2 parçadan oluşan film bu süreler zarfında kesintiye uğramadan insanı ekrana bağlıyor. Filmin müziği çok fazla dokunaklı. Ne zaman sahneye o müzik girse boşalan o köy gibi ıssızlaşıyorum, yüreğim burkuluyor.
Melike ve Mustafa, çocukluktan beri beraber büyümüş, birbirlerine sevdalı iki genç. Doğu Anadolu'nun ücra bir köyünde şehir kalabalığından uzak ama köy ahalisinin birbiriyle samimi bir ortam kurduğu zamanların çocukları. Melike, Mustafa'ya âşıktır, Mustafa da Melike'ye. Sevdalarının evlilikle sonuçlanması için dilek ağacından diler Melike Mustafa'sını. Her yıl dilek dilemek için düzenlenen bir vakit vardır, dilekler zamanı derler o vakte. Melike, Mustafa'yı dilemiş dilemesine ama Yaşar'ın da gönlü Melike'de olunca birinin sevdası kara sevdaya dönüşüverir. Salıncaktan nehre atlayarak eğlendikleri gibi kalmıyor maalesef hayat. 'Alamancılık Furyası' başlayınca değişiyor o köyde yaşadıkları her şey. Bir Alamancı geliyor köye. Diyor ki Almanlar erkek işçilere kapılarını açtı, orada yaşam mükemmel para gani. Akın akın göç başlıyor Almanya'ya. Erkekler gidiyor kadınlar er yolu gözlüyor. Gidenlerin peşine Kadir'in aklıyla Mustafa da takılıyor bir gün. Melike'ye düşüyor bu sefer sevdiğinin yolunu gözlemek. Yaşar'ın ailesi zengin ya, dükkânını postaneye çevirince ne Melike'nin mektuplar Mustafa'ya ulaşıyor ne de Mustafa'nın mektupları Melike'ye. Fakirlikten kırılan Melike'nin ailesi de mecbur Yaşar'la evlendiriyor kızlarını. Köyde göçten ötürü adam kalmamış ki kime ne satıp ne elde etsinler. Türkiye'den Almanya'ya iş göçü bağlamında bir âşk hikâyesini konu ediniyor film. Bunu konu edinirken Alamancılık meselesini de psiko-sosyal açıdan ele alıyor. Melike'nin anlatımıyla sürüyor film baştan sona. Oyunculuğuyla göz boyayan Lale Yavaş, filmdeki rolünü layıkıyla yansıtıyor. Başrol erkek oyuncu Erhan Emre de insanı filme bağlayan diğer yeteneklerden biri. İki oyuncuyu da ilk defa izlememe rağmen aralarındaki kimya çok uyumluydu. Filmdeki her detay sahneyi daha güçlü kılıyor ve eski zamanların etkisini, o ruhu daha etkili biçimde yansıtıyor. Alman yönetmen Rolf Schübel, gurbetçi Türklerin iş göçü sırasında yaşadığı sıkıntıları, yabancı bir memlekete alışma süreçlerini Tevfik Başer'in de yardımıyla birlikte güzel kotarmışlar ve kayda değer ama az duyulan bir film ortaya çıkarmışlar. Filmin en güzel tarafı ise hem karakterlerden birinin anlatıcı olması hem de sonu başında olan filmlerden olması. Filmin önce sonu yansıyor ekrana ve Melike'nin içleri acıtan bir sözüyle yapıyor giriş sekansını. Sonra hikâyeyi en başa alıyor anlatıcı. Bu bağlamda 1960'lı yıllardan başlayıp 80'lere kadar uzanan süreç, hem Türkiye tarafından hem de Almanya tarafından hakkı verilerek aktarılıyor. Herkesin etrafında mutlaka olmuştur bir Alamancı. Anlatırlardı bir zamanlar dişlerine kadar kontrol ediyorlar insanı diye. Filmde de hiçbir detayı es geçmemişler. Diş konusunda Kadir'e çok güldüm filmde.
İki bölümden oluşan filmin ilk bölümü erkeklerin Almanya'ya göç furyasını ele alırken, ikinci bölümü ise kadın furyasını ele alıyor. Almanların artık Türk erkeklerini değil de kadınlarını çalıştırdıklarını söylemelerinin üzerine Almanya'ya kadın göçünü kadınlar ekseninden ele alır. Görüntü yönetmeni ve müzikler işlevselliğini en can alıcı yerde gösterirken ''dilek ağacı'' ve ''salıncak'' metaforları da aynı şekilde insanın içini burkan bir sahneyle bağlanıyor birbirlerine. Almanya'ya göç sırasında ya da Almanya'da geçirdikleri süre zarfında radyoda çalan memleket kokan parçalar, Almanya'daki Türk kahvesinin duvarında asılı Trabzon ve Beşiktaş Spor flamaları, duydukları sıla özlemi en gerçekçi hâliyle aktarılmıştı. Kendimi filmin içinde gezinirken ve çoğu kez de ağlarken buldum. Filmin eleştireceğim tek bir yanı var o da orijinal hâlinde Türklere kendi köylerinde dahi Almanca konuşturmuş olmaları. Onun haricinde bu filmi görün, keşfedin, izleyin ve izlettirin. Film zaten başrol oyuncuları, senarist ve yönetmen de dahil olmak üzere ödülle taçlandırılmış.
Çeviri Duyuruları
The Letter Writer   %100 Tamamlandı
Criminal Activities   %100 Tamamlandı
Maud & Leo   %100 Tamamlandı
Gett: The Trial of Vivian   %100 Tamamlandı
Glitch (01x06)   %100 Tamamlandı
Sarangeun noraereul tago (01x15)   %100 Tamamlandı
Turbo Kid   %100 Tamamlandı
The Red Tent (01x02)   %100 Tamamlandı
Prep & Landing: Naugh   %100 Tamamlandı
The Secret River (01x02)   %100 Tamamlandı
Miraculum   %100 Tamamlandı
Manglehorn   %100 Tamamlandı
Madame Bovary   %100 Tamamlandı
Catching Milat (01x02)   %100 Tamamlandı
Tianming   %100 Tamamlandı
Styria   %100 Tamamlandı
Hangar 10   %100 Tamamlandı
Los insólitos peces gato   %100 Tamamlandı
I AM Hardwell Documentary   %100 Tamamlandı
The 7.39   %100 Tamamlandı
Apricot   %100 Tamamlandı
Bird People   %100 Tamamlandı
Grisen   %100 Tamamlandı
Sapovnela   %100 Tamamlandı
Margelle   %100 Tamamlandı
Parked   %100 Tamamlandı
Misfire   %100 Tamamlandı
Dark Summer   %100 Tamamlandı
Oshin   %100 Tamamlandı
Fen shou he yue   %100 Tamamlandı
I Love Sarah Jane   %100 Tamamlandı
For No Good Reason   %100 Tamamlandı
Furyo shonen   %100 Tamamlandı
Honour   %100 Tamamlandı
Sien nui yau wan   %100 Tamamlandı
Coal Miner's Daughter   %100 Tamamlandı
Prep & Landing   %100 Tamamlandı
Chun Kiu yi Chi Ming   %100 Tamamlandı
The Blue Umbrella   %100 Tamamlandı
Mayor   %100 Tamamlandı
Po po chiu kai yan   %100 Tamamlandı
Jukgeona hokeun nabbeugeo   %100 Tamamlandı
Gwangbokjeol teuksa   %100 Tamamlandı
Türkçe Altyazı © 2007 - 2017