Reklamı Kapat
Giriş Kayıt
özel mesaj
spacer

bbberke

 
Kayıt : 13 Ekim 2010
  • Son Umut
    Son Umut
  • Karabasan
    Karabasan
  • Walesa
    Walesa
  • Ida
    Ida
  • Adalet Peşinde
    Adalet Peşinde
  • Şüpheli Şahıs
    Şüpheli Şahıs
  • True Detective
    True Detective
  • Ok
    Ok
  • Hannibal
    Hannibal
  • Believe
    Believe
  • John Cassavetes
    John Cassavetes
  • Vsevolod Pudovkin
    Vsevolod Pudovkin
  • Ulrika Bengts
    Ulrika Bengts
  • François Ozon
    François Ozon
  • Asghar Farhadi
    Asghar Farhadi
  • Haykıran Adam
    Haykıran Adam
  • Karabasan
    Karabasan
  • Nükleer Santral
    Nükleer Santral
  • Walesa
    Walesa
  • Ida
    Ida
Son Yorumları
The Perks of Being a Wallflower (2012)
15 Nisan 2013
Geçtiğimiz senenin ülkesinde en çok ilgi gören filmlerinden biri olan Saksı Olmanın Faydaları, Akbank Galaları kapsamında karşımıza çıkarken ‘teenage’ filmlerine yeni olmasa da kaliteli sayılabilecek bir bakış getiriyordu. Tabii bu kalite, daha çok filmin görsel dünyasında kendisini hissettiriyordu. Bunun dışında Saksı Olmanın Faydaları’nı kendi süresinin ötesine taşabilen, değerli bir film olarak görmek neredeyse imkânsızdı. Bizzat yazdığı kitabı filme uyarlayan Stephen Chbosky’nin henüz ikinci uzun metrajında setine hakim bir görüntü vermesi ise önemli sayılabilirdi. Bunun dışında kendi kültürünü yaratmıyor olsa da içerdiği dönemin kültürünü yakalamayı başaran Saksı Olmanın Faydaları, beklentilerinize oranlı olarak büyük bir ihtimalle vaat ettiklerini karşılamayı başarıyordu. Hiç fena olmayan genç oyuncu performansları da cabası…
Paradies: Liebe (2012)
15 Nisan 2013
Ulrich Seidl’ın yaklaşık bir sene evvel ilk kez Cannes Film Festivali’nde görücüye çıkan, Cennet Üçlemesi’nin ilk filmi “Cennet: Aşk”, batılı ve olgun bir kadının Kenya’ya yaptığı ‘seks seyahati’ni peliküle döküyordu. Ulrich Seidl’ın açıkça izlediği bir metot vardı: Seyirciye de bir turist kıyafeti giydirip muhtemelen hiçbir zaman temas halinde olmadığı bir coğrafyanın orta yerinde bırakmak… Cennet: Aşk, sömüren ve sömürülen üzerinden, cesurca balta girmemiş ormanlara giriyordu. Yüzeyde görünen tüm bu sistemli kaosun altında ise sinemaya görmeye alışık olmadığımız kadar ağır bir dram yatıyordu. Filmi sadece festival programının değil; son yılların en güçlü filmlerinden biri olarak etiketlemek mümkün. Üzerinden ufuk açıcı ve tazeleyici diyarlara varmak da öyle… Sadece olayların vuku bulduğu coğrafyanın dilinden birkaç kelimeyi seyircinin zihnine kazıya kazıya öğretmesi bile filmin ne kadar değerli olduğunun bir ispatı.
Yozgat Blues (2013)
15 Nisan 2013
Mahmut Fazıl Coşkun’un Uzak İhtimal’den sonra çektiği ikinci filmi Yozgat Blues, Fransızca şarkılar söyleyen Ercan Kesal’ıyla hiç şüphe yok ki festivalin en çok merak edilen filmlerinden biriydi. Yozgat Blues Türkiye Sineması’nın en büyük eksikliklerinden birisini, hikâyeyi, kurmayı başarıyordu. Bu sayede de seyircinin bir sonraki sahneyi merak edememe sorunu kısa yoldan bertaraf ediliyordu. Film, sadece öyküsüne güvenmiyordu ve bu öykünün mimarları olan karakterlerini de oldukça önemsiyordu. Zaten Yozgat Blues’u gerçek anlamda güçlü kılan yönü de buydu. Filmin güncesinde payı olan dört karakter, aynı oranda ilgi çekiciydi. Filmin gizliden gizliye birçok hikâye anlatan yaklaşımı ise birçok övgüyü ayrıyeten hak ediyordu. Ercan Kesal ve Nadir Sarıbacak’ın müthiş performansları ise Yozgat hüznünü tanımlıyorlardı.
Türkçe Altyazı © 2007 - 2016