Reklamı Kapat
Giriş Kayıt
özel mesaj
spacer

cemertem

 
Kayıt : 10 Eylül 2010
Şehir : Trabzon
  • Tetikçinin Gecesi
    Tetikçinin Gecesi
  • Sen Şarkılarını Söyle
    Sen Şarkılarını Söyle
  • Yerçekimi
    Yerçekimi
  • Pi'nin Yaşamı
    Pi'nin Yaşamı
  • Brokeback Dağı
    Brokeback Dağı
  • Stanley Kubrick
    Stanley Kubrick
  • John Goodman
    John Goodman
  • Carey Mulligan
    Carey Mulligan
  • Sandra Bullock
    Sandra Bullock
  • George Clooney
    George Clooney
  • Tetikçinin Gecesi
    Tetikçinin Gecesi
  • Darbe
    Darbe
  • Citizenfour
    Citizenfour
  • Son Durak
    Son Durak
  • Gloria
    Gloria
  • avatar
    oinokhoe
Son Yorumları
What Happened, Miss Simone? (2015)
13 Temmuz 2016
Muhteşem bir ses, olağanüstü bir sanatçı ve çok iyi bir direnişçi. Sivil hakların sanatçı önderlerinden, Aretha Franklin ve Mahalia Jackson'dan sonra dinlemekten vazgeçmenin mümkün olmadığı bir sanatçı..Bu güzel belgeseli çeviren arkadaşı yürekten kutluyorum...
The Hateful Eight (2015)
10 Ocak 2016
Tarantino benim çok sevdiğim ve saygı duyduğum, orijinal ve sanatını konuşturan bir sinemacı. Daha ötesinde bence çok iyi bir senaryo ustası. Daha önceki filmleri de bu filmi ile paralel değerlendirildiğinde Tarantinonun özünden hiçbir şey kaybetmediğini, hatta üstüne ekleyerek çok daha iyi hikayeler çıkardığını görebiliyorsunuz. Bu filme gelirsek yaklaşık 3 saatlik bir sinema şöleni desem abartmış olmam sanırım. Hiçbir sahnesinde sıkılmadım. Şiddeti estetik bir açıdan hikaye ile ilintili olarak sunabilen çok nadir bir film olarak görüyorum. Tarantino bu filminde bizi ABD'nin tarihine götürüyor. Özetle filmin hikayesinde çıkış noktası olarak 1861 yılında ABD'nin Washington'daki yönetimi ile bu ülkeden ayrılmak isteyen 11 güney eyaleti arasında (Konfederasyon) çıkan iç savaş var. Abraham Lincoln'un köleliği ortadan kaldırmak amacıyla seçimlere girmesi ve 1860 yılında başkan seçilmesiyle patlayan gerginlik 1865'de Birleşik Devletler'in zaferiyle sonuçlandı ve kölelik kaldırıldı. Akabinde de konfederasyon yıkıldı. Filmin pek çok sahnesinde Lincoln'e ve ABD tarihine atıflar mevcut. Radikal tercih ve söylemleri pek çok kez kullanan usta yönetmen yine geri durmamış ve odak noktasına ünlü siyahi sanatçı Samuel L. Jackson'ı koyarak ve söylemlerini bu karakter üzerinden realize ederek tarafını belli etmiş. Filmin kurgusu Kill Bill'e çok benziyor. Kendi içinde pasajlara ayrılmış, her birinde çok başka hikayeler var, karakter tanımlamaları mevcut, her biri birbirine baya ustaca bağlanmış ve gerçekten epik bir tadı yakalamış. Kurgu bana çok kaliteli geldi bilhassa sıkılmadan izlettirmesi ve mistik havayı hiç kaçırmayacak şekilde ilerlemesi çok hoş. Bu seferki işi uzun ve diyalogları da uzun ama Tarantino eğer senaryo koltuğunda da oturuyorsa senaryosunda en çok karakterlere odaklanmanız gerekecektir. Her biri yine oldukça marjinal ve muhteşem bir cast seçimi ile birbirini tamamlamışlar. Sizi bilmem ama ben Michael Madsen'ın canlandırdığı Joe Gage karakterini çok sevdim. Yani başrol oyuncuları zaten üzerlerine düşeni fazlasıyla yerine getirmişler onlar için söylenecek pek bir şey yok ama yan rollerde çok usta seçimler yapılmış. Michael Madsen'ı Rezervuar Köpekleri filminden de tanıyoruz. Diyaloglara gelince gerçekten filmin tam manasıyla diyaloglar üzerine oturtulduğunu gördüm. Diyaloglardan çok iyi replikler çıkmayabilir belki ama filmin bütün gücü diyaloglarda gizli. Vahşi Batı temalı filmleri adeta ters yüz ediyor ve usta Tarantino aksiyon yerine diyalog kullanarak daha doyurucu bir şekilde filmi sembolize ediyor. Görüntü yönetiminde 70mm'lik şahane makineler adeta o muhteşem Wyoming atmosferini beyazperdeye aktarmış. Ayrıca bir hatırlatma bir röportajda filmin kadrajının bu denli geniş olmasının filmdeki bütün oyuncuların her an sahneye girmesine aracılık ettiği ve herkesin arka planda yapacak bir rolünün olduğu söylenmiş. Tarantino’nun da amacı tam olarak bu olsa gerek, her karakterin yapacak olduğu şey var. Hiç konuşmasa dahi. Ses tekniği her zamanki gibi çok sağlam. Karlı ve fırtınalı hava ile iç mekan sesleri fazlasıyla gerçekçi. Kostümlere değinmek gerekirse her zamanki gibi usta işi tercihler, aksesuarlara kadar dönemin ruhunu içselleştirmiş, erkeksi ve sert havayı yansıtmayı başarıyor. Filmin müzikleri çok iyiydi ama ben ilk yarım saatteki tercihleri çok daha kaliteli buldum, ikinci yarı bu açıdan daha sönüktü. Sanat yönetimi ise bunca kısıtlı mekan ve alana rağmen bence çok başarılıydı. Örneğin Minnie's Haberdashery pasajında aktarılan sıcacık ortam, battaniye, şömine gibi seçimler, ikram edilen yahni ve kahve kısımları dekor ve ışık ile birleşerek o kadar hoş bir atmosfer yaratmış ki bir anda dahil olmak isteyebiliyorsunuz. Neyse sonuç olarak çok başarılı bir film. Gerçi birkaç saat evvel bu gözler Tarantino filmi esnasında salondan çıkan dört beş kişiye denk geldi. Dikkat edin sanıyorum ki dünyanın hiçbir ülkesinde bu gibi durumlarla karşılaşmazsınız. Zira hemen yan salonda oynayan yerli ucuz komedi yapımları varken Coen biraderleri, Nolan ve Scorsese gibi sinemacıların filmlerinde de çıkacak çok sayıda kişiye şahitlik edebilirsiniz... Tarantino'nun bir sinema dili var. Bu açıdan ender sayılan bir sinemacı ve o nedenle değerli, bu adam size flashbacklerle, dış sesle ve kadrosu ile bir mesaj veriyor zaten. Tek bir mekanda bile geniş açılı objektif kullanarak daha önce deneyimleyemeyeceğiniz bir görüntü yönetimi keyfi sunuyor. Teşekkürler ve tebrikler usta Tarantino. Umarım daha çok filmlerini izleriz hep birlikte...
American Sniper (2014)
31 Ocak 2015
Bu filme karşı çok öfkeliyim. Eastwood'un ne kadar milliyetçi olduğunu biliyorum. Ama filmi nötr halde objektif olarak izlemeye çalıştım. Chris karakterini sıradan bir sivil Iraklı gibi düşündüm. Ama olmadı. Bu kadar gaddar, bu kadar vahşi ve delicesine evrensel değerden yoksun, savaştan beslenen bir filmde tek bir sahnede dahi sorgulama ya da eleştiri olmaz mı? Nasıl bir mantıktır bu? Irakta, Vietnamda, Afganistanda, Güney amerikada milyonlarca sivili katleden, ülkeleri işgal eden bir ülkenin bu filmle anladım ki hakikaten insanlıktan nasibini almamış bir durumdalar. Filmde psikoloji ara sıra gözümüze sokulup, savaş şartlarında bu normaldir gibi bir mesajı en saçma şekilde anlatıp, bir iki cenaze merasimi ile günü kurtarabilmekten fazlasını beceremeyecek kadar berbat. Filmin başından beri Irak ve oradaki insanlar adeta her biri birer barbar, vahşi ve teröristmiş gibi gösteriliyor. Senaryonun her bir satırı böyle iğrenç yaftalamalarla dolu. Hatırlayacak olursak Hurt Locker filmi vardı o da aşağı yukarı aynı şeyleri anlatıyordu fakat en azından bir derdi vardı filmin. Böylesine leş değildi. Çünkü hem iki anlamlı, hem de düşündürücü bir filmdi. American Sniper ise sadece bir 'Amerikan Kahramanı'ndan' ibaret. Psikopat, manyak bir "vatansever" karakterine sahip. Filmin her alt metninde ABD'ye ve bayrağına hizmet gibi saçma sapan argümanlara sarılıyor Eastwood. Yahu bir ülkeyi işgal edip orayı çöle döndürmenin katliamlar yapmanın neresi kahramanlık ya da ülkeye hizmet olarak düşünülüyor? Yazıklar olsun bu mantaliteyi akademiye sokan ve ödül alması için çaba harcaya lobilere. Hiçbir sahnede savaş eleştirilmemiş, aksine alttan alta övülüyor. Burada en büyük terbiyesizliği yapan Bradley Cooper (yapımcı olarak) ve bu rezil filmi yöneten Clint Eastwood'a yazıklar olsun diyorum. Savaşı meşrulaştırmak adına mesaj vermek için epey efor sarf eden bu filmde muhtemelen de bugüne kadar hep gizli bir şekilde propaganda yapan Eastwood’un ayan beyan “ben böyle mankafa bir herifim" dediği ilk işi!..Ucuz milliyetçi mesajları, gözümüze sokmaya çalıştığı bayrakları ve Bradley Cooper’ın berbat güneyli aksanını geçtim artık. Öyle rezil bir senaryo ki içler acısı halde Chris Kyle’ı inanılmaz antipatik, zarar verici derecede milliyetçi bir hale getirmeyi ihmal etmemiş zaten. Eastwood dünyayı nasıl görmek istiyor bilmiyorum; Obama'yı sürekli eleştiren ve alay konusu olmayı iyice içine sindirmiş gibi görünen Cumhuriyetçi partinin davetlerine katılmayı ihmal etmeyen bir adam olduğunu biliyoruz. Ama bu filmlerden sıkıldım. Ki American Sniper da daha önce anlatılmamış bir şey de yok. Hikayesini anlatmaya çalıştıkları adam dinlemeye değer biri olmadığı gibi, kahraman falan da olamayacak kadar zavallı. Aynı zamanda evrensellikten yoksun hayat öyküsüyle de ABD dışında her yerde şiddetli eleştiri konusu olacak bir yapım. Ama gişe hasılatlarıyla kendilerini savunurlar ne de ols. Bu nasıl bir barbarlıktır biliyoruz az çok. Call of Duty oyununda da böyledir, sayısız filmde de böyledir. Onların müstakil evleri olur ,müstakil evlerinin bahçesine bakan kapıya eyalet bayrağıyla abd bayrağı asılmıştır. Eğer ölürlerse cenazelerinde mutlaka limuzin olacaktır ve saygı atışı yapıldığı esnada korkarlar. Bayrağı bol madalyalı bir subayın elinden alırken subay ölen askerin karısının kulağına eğilip bir şeyler fısıldar, kadın da göz yaşları içerisinde marur bir şekilde başı ile onaylar. Ondan sonra o lanet olası intikamın alınma zamanı gelir. İşte bir ülke bu kadar çok haksız olunca bunları yapmak mecburiyetinde kalır. Klasik Bush kafası vardır. Kendi halkını ve dünyadaki diğer insanları kandırmak için böyle filmler çeker. Çok fiyakalı askerleri, barbarları öldürür o filmlerde. Kim yahu bu barbarlar? Kendi ülkesini işgal eden amerikalılara karşı ülkesini koruyan insanlardır mesela. Yarın amerika bizi de işgal etmeye kalksa hepimiziz. Arsızlığın, barbarlığın, katilliğin, sapkınlığın kendini aklamaya çalıştığı yüzlerce filmden biridir. Umarım bu film demeye utandığım propaganda yapımı yerin dibine sokulur da biz de ortadoğu halkları da rahat eder! Yahu Eastwood farklı türlerde de filmler çekmiş birisi. Ama özellikle savaş türünde çektiği Letters from Iwo Jima ve Flags of our Fathers filmlerine bakınca neyi gördüğünüz zor olmuyor değil mi? Ortak noktalar basit. Her zaman ABD'yi aklamış, savaşı hatta öldürmeyi kutsamış, karşı tarafı ise asla anlama çabasına girememiş bir yönetmendir kendisi. J. Edgar'a gelelim, Di Caprio'nun da oynadığı film daha çok biyografi tadındaydı. Ama mesela bu filmde de J. Edgar Hoover denen bir başka hatalarla dolu insanı aklamaya çalışmıştı. Bunu nasıl beceriyor diye sormanın anlamı yok. Misal Kathryn Bigelow, Michael Bay ve Steven Spielberg gibi sağ zihniyet ya da sağ düşünce için filmler çeken yönetmenler filmlerinde gösterilmesi gerekli şeyleri en azından Kathryn Bigelow için söylemek gerekirse gösterebiliyor, ama J. Edgar için bakarsak Eastwood'un hiçbir şeyi anlatmadığını, karanlık noktaların aklandığını görürsünüz. Bu sabit görüşlü, ihtiyar herifin yıllardır çektiği filmlerindeki bu saçma salak nakaratları ülkem için ölüyorum, ırakta ailem için savaşıyorum saçmalıklarını duymak istemiyorum artık. Bu filmin üstüne Quentin Tarantino ne demiştir acaba çok merak ediyorum. Orijinal adam her filminde farkını belli eder, sanatını ortaya koyar. Ama Eastwood gibiler körelmeye mahkumdur. Bu arada tabii bu propaganda yapımı için spoiler vermek istemiyorum ama adamın gerçek hayatta nasıl öldüğünü biliyorsak eğer o sahnesini bile koymamışlar. Bir cümle ile geçiştirilmiş ki adamın ve amerikan milliyetçiliğinin üzerine kimse bir şey demesin. Bol bol bayrak sallayalım. Suriyeli sniper mustafa karakterinin de gerçekte sonu öyle olmamıştır. Film bunu bile kullanmış. Bütün bunların içinde kalkıp filmin tekniğini konuşmanın bile anlamsız olduğunu düşünüyorum. Neyse dostlar çok uzattığımın farkındayım ama tahammül edemiyorum kusuruma bakmayın...
Türkçe Altyazı © 2007 - 2016