Giriş Kayıt
özel mesaj
spacer

serdardemirkiran

 kurdele
Sinefil Grubu
 
Kayıt : 09 Nisan 2017
D.Günü : Mart 17, 1959 (58) Balık
Şehir : Ankara
Meslek : Satış müdürü
İlgi alanları : sinema, müzik, spor
  • Kiev’deki Adam
    Kiev’deki Adam
  • Dünyalar Hakimi
    Dünyalar Hakimi
  • Alkatraz Kuşçusu
    Alkatraz Kuşçusu
  • Yol
    Yol
  • Topkapı
    Topkapı
  • avatar
    Avant-Garde
  • default avatar
    Sinefilim02
  • default avatar
    Hilal altan
  • avatar
    Mavi Sovalye
  • avatar
    KAHLO
Son Yorumları
The World in His Arms (1952)
22 Aralık 2017
“Birleşik Devletlerin 30 Mart 1867 tarihinde Alaska’yı satın aldığını tarih kaydeder”.
“Kaptan Jonathan Clark seneler önce uskunasını (iki direkli yelkenli gemi) limanda çürümeye bırakılmış gemiler arasında demirlediğinde başlayan bir rüya böylece gerçekleşmiş olacaktı” San Francisco 1850…

Diyerek tarihi bir ön bilgi yazısıyla giriş yapan film, bu tarihi dönem içerisinde geçen macera ve aşk öyküsünü son derece başarılı bir biçimde bizlere sunuyor.
Sürprizbozan: Göster

Döneminin hayli ilgi görmüş macera filmlerinden. Amerika ve İngiltere’de o yılın en fazla hasılat getiren on film içinde olmuş. Aradan geçen 65 yıla rağmen hala sağlam kaldığı söylenebilir. Sinemanın, henüz teknolojiye (tv, internet, kaset vs.) karşı yenilmediği zirvede olduğu altın dönemlerden kalma bir film. O dönemlerde bu tür macera filmlerinde bahsi geçen yerleri ancak sinemada görebilme şansı vardı. Ve tabi o dönemin yıldız oyuncularını. 1954 ün Aralık ayında ülkemizde gösterime girmiş, iki sene sonra… Bugün hiçbirinin hayatta olmadığı oyuncu kadrosu (Ann Blyth hariç-89 yaşında) filme son derece zenginlik katıyor. Sinemanın en büyük isimlerinden 2003 te kaybettiğimiz Gregory Peck (filmde 36 yaşındaydı) o korsanlar içinde tek eli yüzü düzgün ve bir hakimden daha adil olması ile eleştirilebilecek kişiydi. O dönemde baş oyuncu mutlak iyi olmak zorundaydı. Başrol altı oynayan ama oyun gücüyle hemen farkedilen Portugee rolündeki 2001 de yitirdiğimiz Anthony Quinn de film çekildiğinde 37 yaşındaydı , döneminin en güzel yıldızlarından olan Ann Blyth’ta filmde 24 yaşındaki güzelliğiyle yer alıyordu.

Rex Beach’in romanından yapılan filmin senaryosunu Borden Chase ve Horace McCoy yazmıştı. Müzik yönetmenliğini Frank Skinner, görüntü yönetmenliğini de Russell Metty yapmıştı. Erkeklerin dünyasını anlatan filmleriyle tanınan, filmlerinde macera ve eğlenceyi ön planda tutan, yalın anlatımı ile geniş kitleler için sıkı filmler yapan ama asla kalitesinden ödün vermeyen bir yönetmendi. 1928 de geçirdiği bir kaza ile bir gözünü kaybederek filmlerdeki korsanlar gibi göz bandı takan yönetmenlerden (diğerleri John Ford, Nicholas Ray ve Fritz Lang) olan Raoul Walsh’ta filmde işini kusursuz yapıyor. Filmde “Bostonlu” kaptanın, kontesle tanıştığındaki konuşmaları esnasında Kontes; “geldiğim yerde bir kızı öpmeden ismini sorarlar” deyince, Clark’ın “ Amerika’da önce öper, sonra ismin ne diye sorarız” repliği gülümsetiyor.

Sinema bir eğlence ise “THE WORLD IN HIS ARMS” bu işlevi son derece başarılı bir şekilde yerine getiriyor. Verdiği tarihi bilgileri, içerisindeki macera ve romantizmi, öyküye katılan komedi dozuyla izleyene keyif alınarak geçirilecek 1,5 sunan yapım, ünlü oyuncuları ve akıcı konusuyla güzel bir seyirlik… Sinemayı sevdiren filmlerden…
The Way (2010)
10 Aralık 2017
“Bir hayat seçemezsin baba, onu yaşarsın”.

“TheWay” gerçek hayatta da baba-oğul olan Martin Sheen ve EmilioEstevez’in birlikte ortaya koydukları başarılı bir drama.
“TheWay” bir yolculuk filmi.
Bakış açısına ve gördüğünle yorumladığın arasında kurduğun bağa göre farklı anlamlar kazanan bir yol filmi. Görünen, Hıristiyan alemince kutsal sayılan bir yere her yıl yapılan meşakkatli bir yolculuk. Diğer taraftan bakılınca, anlatılmak istenen bu yolculuktan çok, insanın iç dünyasıyla hesaplaşması… Yakın olmaları düşünülen baba-oğulun ilişkilerinde, yaşarken umursamadıkları bazı değerlerin, kaybedildikten sonraki duyulan pişmanlığın, kendini affettirme ve günah çıkarma çabasının yolculuğu…
Dr. Thomas Avery (M. Sheen) başarılı ve çevresince sevilen orta yaşın üzerine çıkmış bir göz doktorudur. Yalnız yaşamakta, eşini yıllar önce kaybetmiş, yetişkin bir oğlu Daniel (E. Estevez) var. Ama baba oğul pek görüştükleri söylenemeyen, farklı yaşam tarzları nedeniyle pek bir araya da gelemeyen kişilikler. Önemli günlerde telefon görüşmeleri sayesinde oluyor birbirlerinin seslerini duymaları..Ve her ikisi de bunu kabullenmiş durumdalar..Ta ki Dr. Thomas’ın arkadaşlarıyla golf oynarken çalan telefona kadar. Telefondaki Fransız polis, Tom’aoğlu Daniel’in öldüğünü söylüyor ve gelip oğlunun cesedini almasını bildiriyor. Baba yıkılıyor, bir baba için en acı haberi alıyor. Bu ölümden, kendisini de sorumlu görüyor. İşini bırakıp hemen Fransa Pireneler’e uçuyor. Polis memuru onu karşılıyor, morgda oğlunu teşhis etmesini sağlıyor ve ölüm nedenini anlatırken “Oğlunuz, Camino’da kutsal yolculuktaydı. Santiago de Compostela yolunda ki yürüyüşte. Çok farklı geçmişlere, inançlara, kuşaklara ait insanlar Fransa Pireneler’inden , Santiago de Compostela’ya doğru yürümüşlerdir. İspanya sahilinin kuzey batısında 800 km. Bin yılı aşkın bir süredir. Biz inanç sahibi insanlar, İsa’nın havarisi olan Aziz James’in küllerinin orada olduğuna inanırız. Bu sebepten kutsal yolculuğumuzu gerçekleştiririz. Oğlunuz Daniel’in yaptığı da buydu” diyor. Orada bir karar vermek durumunda kalan Thomas, oğlunun yakılmasını kabul ediyor, oğlunun küllerini bir kutuda alıp, oğlunun tamamlayamadığı yolculuğu, ilerleyen yaşına rağmen gerçekleştirmeye karar veriyor. Bu daha çok oğlunun yaşamını yitirdiği yolculuğu tamamlamaktan çok, kendisinin oğluna karşı olan uzaklığını sona erdirme yolculuğu, onu yitirmiş olmasına rağmen… Yolu onun adına bitirmek, yol üzerindeki kutsal yerlere oğlunun küllerini serpmek ve asıl oğluna karşı, suçladığı kendi yüreğindeki acıyı dindirmek ve vicdanının sesini susturmanın yolculuğu…
Tom bu yolculuk esnasında işi ve mevkii gereği asla karşılaşamayacağı insanlarla tanışır. Bu kişilerde yaşamlarına bir anlam vermek istemektedirler, ağızlarından farklı sebepler çıksada. İlk önce Joost (Y. Wageningen) adlı Hollandalı ile tanışır. O yürüyüş sebebini, kardeşinin düğününde kilo vermiş bir halde katılmayı ve eşiyle de arasını bu şekilde düzelteceği şeklinde açıklar. Sarah (D. Kara Unger) sigarayı bırakmak için dese de, ezilmiş bir kadın, koca dayağından, küfüründen yılmış, kaçmış Kanadalı bir kadındır. Jack (J. Nesbitt) ise ünlü bir yazar olmak isteyen, ama bir türlü o romanı yazamayan, bu yolculuğu roman haline getirmek isteyen İrlandalı bir yazardır.
Mola verdikleri bir kasabada Tom çantasını çaldırır, içinde oğlunun külleri olan kutu da vardır…
Bu yolculuk, herbirinin yaşamında farklı tatlar ve anlamlar bırakacaktır.
Sinemanın başarılı oyuncularından 1940 doğumlu Martin Sheen’i “ApocalypseNow/Kıyamet” filmindeki Yzb. Willard rolüyle hatırlarız. Bu filmde artık yaşlılık dönemindeki ustalığını konuşturuyor. Hepsi kendi gibi sinema oyuncusu dört çocuğu vardır. EmilioEstevez (1962), RamonLuisEstevez(1963), ReneeEstevez (1967) ve Charlie Sheen / Carlos Estevez (1965). Filmin senaryosunu JackHitt’in “Offthe Road: A Modern-DayWalkDownthePilgrim’sRouteIntoSpain” kitabından EmilioEstevez yazmış, oğul Daniel’i de oynamıştı, diğer kardeş Renee de Doreen rolündeydi. Çekimler 2009’un Eylül ortasında başlamış ve 40 gün sürmüştü.
Dini bir yolculuk fonunda, bir iç hesaplaşma hikayesi olan film duygu yüklü bir drama. Oğlu ile geçmişteki günlerini hatırlayan Tom’a oğlu Daniel’in söylediği “Bir hayat seçemezsin baba, onu yaşarsın” sözü ile film aynı zamanda bize de soruyor, “yaşadığın hayat mı?, yaşamak istediğin hayat mı?” karar ver, çok geç olmadan…
Türü seven izleyenlerin değişik tatlar bulacakları özverili, başarılı, izlenmeyi hak eden bir çalışma “TheWay”.
Topkapi (1964)
28 Kasım 2017
Büyük bir bölümü İstanbul’da geçen ve dış mekan çekimlerinin tamamı bu şehirde çekilen, döneminde hayli ilgi görmüş, zengin oyuncu kadrosuna sahip başarılı bir soygun filmi. Filmde uygulanan soygun yönteminin, daha sonraki yıllarda “Görevimiz Tehlike/Mission İmpossible” filmine de esin kaynağı olduğunu belirtelim..
Ünlü Hollywood yıldızlarının yanında, Ege Ernart, Senih Orkan ve Danyal Topatan gibi sinemamızın oyuncuları da filmde rol almışlardı.
Ünlü casus romanları yazarı Eric Ambler’in 1962 yılında yazmış olduğu “The Light of Day” adlı romanı, sinema için Monja Danischewsky tarafından senaryolaştırmıştı. Ambler’in romanı ülkemizde 1963 senesinde “Gün Işığı” adıyla basılmıştı. Filmin, görüntü yönetmenliğini Henri Alekan yapmış, müzikleri de Manos Hacidakis tarafından gerçekleştirilmişti.

Filmin başında, Elizabeth Lipp (M.Mercouri) adlı kadının, bizlere Topkapı Sarayı’nı (müzesini) gezdirmesine tanık oluruz. Asıl amacının zümrütlerle bezeli hançeri çalmak olduğunu da konuşma esnasında açıklar. Hemen Fransa’ya dönüp eski ortağı ve sevgilisi olan Walter Harper’ı (M. Schell) bu soygun için ikna eder. Walter soygunu sabıka kaydı olmayan amatörlerden oluşan bir ekiple yapmak istediğini bunun yakalanma ihtimalini en aza indirdiğini söyler. Günümüzdeki gibi teknolojik imkanların olmadığı dönemde, kendini teknolojik buluşlara adayan Cedric Page (R. Morley) ekibe alınır. Müzenin zeminindeki alarm tertibatı nedeniyle, tavandan girişin mümkün olduğunu söyler. Giulio (G. Segal) adlı dilsiz bir akrobat, sonrada onu iple çekecek güçlü bir adam Hans Fisher (J. Hahn) ekibe dahil olur. Soygun esnasında kullanılacak sis bombaları ve dürbünlü tüfeği bir otomobile gizleyip Türkiye’ye gireceklerdir. Bunun için iş, kendilerini tanımayan ve aracı İstanbul’a getirecek birini bulmaya kalmıştır. İngiltere’den sınırdışı edilmiş, Yunanistan’da yaşayan, paraya muhtaç, üçkağıtçı ArthurSimpson (P. Ustinov) tam aradıkları kişidir. Sınırı geçip, İstanbul Hilton Oteline aracı teslim için yüz dolara anlaşırlar. Sınırda aramada silah ortaya çıkar, Simpson tutuklanır. Yakın bir tarihte ülkede yapılacak olan askeri toplantıda bir ülke liderine suikast yapılacağını zanneden Türk gizli servis şefi Ali Tufan (E. Ernart), Simpson’u kendilerinden yana çalışmaya zorlar ve ikna eder. Silah tekrar araca monte edilir, Simpson Hilton’a doğru yola koyulur. Türk polisinden bir araçta onu takiptedir. Arabayı otelde Cedric’e teslim edip parasını alır. Cedric ona gitmesini söyler. Simpson’u casus olarak kullanmak isteyen emniyet teşkilatı, işin bozulmaması için arabayı götürmek isteyen Cedric’e kapıdaki polis tarafından (bizzat yönetmen Dassin oynuyor bu rolü) “Türk kanunlarına göre aracı ülkeye kim soktuysa sadece onun kullanabileceğini” söyler. Simpson’da ekibe böylece dahil olur. Ekip Boğaz’da kiraladıkları yalıda (Üsküdar Beylerbeyi’ndeki Mabeyinci Faik Bey Yalısı) kalmaktadırlar. Cedric’in yanında Simpson’la gelmesine bozulurlar. Yalının ayyaş aşçısı Gerven (A. Tamiroff) yalıyı kiralayanlarla sürekli takışmaktadır. Ekip dikkat çekmemek için ona katlanmaktadır. Hans’la bir itiş kakış sonucu Gerven onun parmaklarını kapıya kıstırır. Giulio’yu kim sarkıtacak derken Simpson’u bu işe mecburen dahil ederler. Elizabeth, hançerin tıpatıp aynısını yapmıştır, soygun esnasında aslıyla değiştireceklerdir. Simpson’un taraf değiştirmesiyle polisleri öğrenen ekip, dikkati başka tarafa çekmek için hep birlikte yağlı güreş müsabakalarını izlemeye giderler. Peşlerinde polisler vardır, ama bir şekilde onları atlatmaları gerekmektedir. Soygun anı yaklaşmaktadır artık…

“Topkapı” son derece keyifli bir film, bilhassa biz Türk izleyiciler için çok daha sıcak geleceği, nostaljik tatlar bulacağımız kadar, 1964 İstanbul’una adeta bir zaman tünelinden dahil olmak, gizlice elli küsür sene sonra şehri fotoğraflar dışında,canlı gibi izlemenin bambaşka tatlar vereceği de bir gerçek. Zamanında özel izinler alınarak, Türk Hükümetin çok güçlü desteğiyle çekilen film, halen yapılan pek çok anket ve listede en beğenilen soygun filmleri arasında gösterilmekte. Bunda uluslar arası bir oyuncu kadrosunun, filmde Türkiye ve Türklere karşı takınılan olumlu bakışın ve tavrın önemi, olayların geçtiği tarihi mekanların bolca kullanılışının da etkileri var.

Filmde tüm oyuncu kadrosuçok başarılı, canlandırdığı Arthur Simpson rolüyle Peter Ustinov ‘da ikinci kez En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar ödülünü kazanmıştı. Daha önce de 1960 da “Spartaküs” teki rolüyle almıştı.

Melina Mercouri, bu filmin yönetmeni Jules Dassin’le 1966 da evlenmişti. 1994 te Mercouri ölene dek evli kaldılar. Mercouri 1977 de Yunanistan’daki hükümette Kültür Bakanlığı’da yapmıştı.

Günümüz sinemasının ünlü yönetmenlerinden Christopher Nolan, vermiş olduğu bir röportajında “Topkapı” filminin en sevdiği filmler arasında olduğunu belirtmişti.

Günümüz aksiyon ve macera filmleri seyir zevkini, tamamen bilgisayar ve teknolojik ürünlerden sağlamakta. Bırakın aksiyon sahnelerini, olayların geçtiği mekan bile bilgisayar da yaratılıyor artık. Filmlerin çoğu “bilinmeyen bir yerde ve bilinmeyen bir zaman diliminde” diye başlar oldu. Her kes ağzı açık izliyor. Senaryo olayları içinden çıkılamaz şekilde karıştırıyor, “nasıl çözülecek bu iş” derken, teknolojik bir aletle, bilimsel yolla iş çözülüveriyor, bize de bunu kabullenmek düşüyor. Tehlikeli sahne dublörleri bile meslek değiştirdi, kendilerine iş kalmadığından, filmler masa başında, bilgisayar ekranında yaratıldığından beri.
“Topkapı” filmi tüm bu teknolojiye karşı adeta, bugün en basitinden bir mağaza için bile sıradan bir güvenlik aracı olarak düşünülen kameraların dahi olmadığı bir dönemde geçiyor filmimiz. İşin merkezinde insan var, o nedenle daha sıcak ve çekici. Teknolojik alet olarak, müzenin zeminindeki alarm ve hançeri koruyan cam bloğu kaldırmak için kullanılan vantuz var. Ha bir de adamların kollarındaki saatler tabi.
“Topkapı” yı izleyin. Keyifli bir zaman dilimi geçireceksiniz. O günleri yaşayanların bile inanmakta zorluk çekeceği “Aaa.. İstanbul böylemiymiş!” diyeceği, günümüzün 25 milyona yaklaşan şehrinin, cennet sayılan o dönemki görüntülerini izlerken. Filmi izlemeye başladıktan bir müddet sonra o maceraya sizi de dahil edecektir. “Topkapı”nın sizi “mevkuf / tutsak, tutuklu” aldığını göreceksiniz. Herkese iyi seyirler.
Film Altyazıları
Thor: Ragnarok (15,541) Blade Runner 2049 (3,748) Jigsaw (2,828) Geostorm (2,568) Last Flag Flying (2,536) The Man from Earth: Holocene (2,509) The Open House (1,392) Dunkirk (1,284) The Foreigner (1,121) It (1,090)
Dizi Altyazıları
Vikings (17,146) Black Mirror (6,138) Supernatural (4,946) The Big Bang Theory (4,384) Shameless (3,566) Agents of S.H.I.E.L.D. (2,827) The Blacklist (2,438) The Flash (2,066) Star Trek: Discovery (2,042) The X Files (2,040)
Vizyonda bu hafta
Türkçe Altyazı © 2007 - 2018