Giriş Kayıt
özel mesaj
spacer

serdardemirkiran

Sinefil Grubu
 
Kayıt : 09 Nisan 2017
Şehir : Ankara
Meslek : Satış müdürü
İlgi alanları : sinema, müzik, spor
  • Karinizi nasil öldürürsünüz?
    Karinizi nasil öldürürsünüz?
  • Mucize
    Mucize
  • Bülbülü Öldürmek
    Bülbülü Öldürmek
  • Kiev’deki Adam
    Kiev’deki Adam
  • Dünyalar Hakimi
    Dünyalar Hakimi
  • avatar
    Avant-Garde
  • default avatar
    Sinefilim02
  • default avatar
    Hilal altan
  • avatar
    Mavi Sovalye
  • avatar
    KAHLO
Son Yorumları
Wonder (2017)
03 Mart 2018
“Auggie’nin görünüşünü değiştiremeyiz, ama bakış açımızı değiştirebiliriz”.

Amerika’da yazar R. J. Palacio’nun best seller romanından, Steve Conrad tarafından hayli başarılı bir senaryo ile sinemaya uyarlanan filmin yönetmeni Stephan Chbosky.
Film, yüzü doğum anında deformasyona uğramış bir şekilde, “Treacher Collins sendromu” adı verilen rahatsızlıkla doğan Auggie Pullman’ın hikayesini kendi ağzından bize anlatıyor. Yüzündeki şekil bozukluğu nedeniyle, diğer çocukların içine katılamayan, 5.sınıfı bitirene kadar evde özel öğretmen tarafından eğitim alan Auggie, ortaokulu diğer çocuklarla birlikte okuması gerektiğini, ailesinin yönlendirmesiyle kabulleniyor. Hazırlıklar yapılıyor ama o ilk gün hiç kolay olmayacaktır. Yüzünü bir astronot kaskıyla örtmeyi, kurtuluş olarak gören bu durum onu hayal dünyasında da gezintilere çıkarıyor. Auggie, okul müdürünün son derece yakın ilgisiyle, onun tanıştırdığı arkadaşlarıyla ilk günün stresini atlatmaya çalışıyor. Ama farklı olana, kendinden farklı görünene yaklaşım maalesef çocukların dünyasında dahi son derece acımasız, kırıcı, dışlayıcı olabiliyor. Auggie okulda zor günler geçirerek sergilediği var olma çabası bizleri hayli duygulandırıyor.

Filmin, “Makyaj ve saç tasarımı” dalında Oscar adaylığı bulunmakta. Ödülü alıp alamıyacağını 4 Mart tarihinde öğreneceğiz.
Film, Auggie’nin durumunu anne-baba ekseninden anlatmıyor. Yaşadıklarını bizzat Auggie’den dinleyince film bizi içine daha kolay çekiyor. Yetişkinler dışarıda kalıp, öykü çocukların gözünden verilmesi de filmi benzerlerinden farklı kılıyor. Yan karakterlerinde filmde adil bir şekilde dağıtılması Auggie’nin arkadaşı John Will ve Summer, ablası Via, onun arkadaşı Miranda, okul müdürü gibi. Böyle olunca geniş bir öykü yelpazesi içinde anlatılan öykü daha bir yerine oturuyor.
Toplumda kabul görmek için, sadece düzgün bir yüze sahip olmanın yeterli olamayacağı, düzgün ve iyi bir karakter ve kişilik de istediği gözümüze sokulmadan sunuluyor.
Okul müdürünün öğrencilerine ve kendini güçlü gören velilere karşı sergilediği adaletli tutum da, yetki sahibi kişilerin nasıl olması gerektiği konusunda ders niteliğinde.
Film bizlere ahkam kesmeden, yaşamdan kesitler sunuyor. Oğlunun bu şekilde bir rahatsızlık sonucu doğması üzerine annenin işini bırakıp, kendini oğlunun sağlığına adaması. Bunu yaparken son derece sağlam görünen abla Via’nın kardeşi Auggie’nin bu şekildeki doğumuyla kaybettiği anne baba sevgisi, içinde kopan duygusal isyan duygu sömürüsüne kaçmadan sunuluyor.
Filmin dikkat çeken replikleri arasında;
- “Haklı ve kibar olmak arasında seçim yapmak istediğinde, kibar olmayı seç.”
- “Sen çirkin değilsin ve seni tanımayı isteyen herkes bunu görecek”.
- “Annem her zaman der ki;
Olduğun yeri sevmiyorsan, olmak istediğin yeri hayal et”..
- “Büyüklük güçlü olmak değildir, gücü doğru olarak kullanmaktır. Onlar gücü kalbinde sevgiyle taşıyanlardır”.
Filmde tüm oyuncular başta Auggie’yi oynayan jacob Tremblay ve ablası Via rolündeki Izabela Vidovic olmak üzere çok başarılılar. Tek eleştiri filmin sonuna doğru Auggie’nin neredeyse okulda bir halk kahramanına dönüştürülme gayretleri ki bu çok gereksiz kaçıyor. Film, Auggie’nin en sevdiği “Star Wars” karakteri Boba Fett olarak filmi bitirmek varken ondan Luke Skywalker yaratmak istiyor gibi bir durum yaratıyor ki bu da filmin başarısını son aşamada zedeliyor.
Ancak film bu haliyde de tabiki ilgiyi hak ediyor. Bilhassa anne babaları tarafından tüm çocuk izleyicilere ve okullarda hep bir aradayken ders niyetine izlettirilmeli.
Film, farklı olana farklı yaklaşılmaması gerektiğini, bu tür bir rahatsızlığın herkesin başına gelebileceğini ve bir insanı gerçekten tanımadan asla toplum dışına atılmamasını çocuklarımızın beyinlerine ve bilhassa kalplerine yerleşmesinde birazcıkta olsa katkı sağlarsa amacına ulaşmış olur. İzlenmeli…
The World in His Arms (1952)
22 Aralık 2017
“Birleşik Devletlerin 30 Mart 1867 tarihinde Alaska’yı satın aldığını tarih kaydeder”.
“Kaptan Jonathan Clark seneler önce uskunasını (iki direkli yelkenli gemi) limanda çürümeye bırakılmış gemiler arasında demirlediğinde başlayan bir rüya böylece gerçekleşmiş olacaktı” San Francisco 1850…

Diyerek tarihi bir ön bilgi yazısıyla giriş yapan film, bu tarihi dönem içerisinde geçen macera ve aşk öyküsünü son derece başarılı bir biçimde bizlere sunuyor.
Sürprizbozan: Göster

Döneminin hayli ilgi görmüş macera filmlerinden. Amerika ve İngiltere’de o yılın en fazla hasılat getiren on film içinde olmuş. Aradan geçen 65 yıla rağmen hala sağlam kaldığı söylenebilir. Sinemanın, henüz teknolojiye (tv, internet, kaset vs.) karşı yenilmediği zirvede olduğu altın dönemlerden kalma bir film. O dönemlerde bu tür macera filmlerinde bahsi geçen yerleri ancak sinemada görebilme şansı vardı. Ve tabi o dönemin yıldız oyuncularını. 1954 ün Aralık ayında ülkemizde gösterime girmiş, iki sene sonra… Bugün hiçbirinin hayatta olmadığı oyuncu kadrosu (Ann Blyth hariç-89 yaşında) filme son derece zenginlik katıyor. Sinemanın en büyük isimlerinden 2003 te kaybettiğimiz Gregory Peck (filmde 36 yaşındaydı) o korsanlar içinde tek eli yüzü düzgün ve bir hakimden daha adil olması ile eleştirilebilecek kişiydi. O dönemde baş oyuncu mutlak iyi olmak zorundaydı. Başrol altı oynayan ama oyun gücüyle hemen farkedilen Portugee rolündeki 2001 de yitirdiğimiz Anthony Quinn de film çekildiğinde 37 yaşındaydı , döneminin en güzel yıldızlarından olan Ann Blyth’ta filmde 24 yaşındaki güzelliğiyle yer alıyordu.

Rex Beach’in romanından yapılan filmin senaryosunu Borden Chase ve Horace McCoy yazmıştı. Müzik yönetmenliğini Frank Skinner, görüntü yönetmenliğini de Russell Metty yapmıştı. Erkeklerin dünyasını anlatan filmleriyle tanınan, filmlerinde macera ve eğlenceyi ön planda tutan, yalın anlatımı ile geniş kitleler için sıkı filmler yapan ama asla kalitesinden ödün vermeyen bir yönetmendi. 1928 de geçirdiği bir kaza ile bir gözünü kaybederek filmlerdeki korsanlar gibi göz bandı takan yönetmenlerden (diğerleri John Ford, Nicholas Ray ve Fritz Lang) olan Raoul Walsh’ta filmde işini kusursuz yapıyor. Filmde “Bostonlu” kaptanın, kontesle tanıştığındaki konuşmaları esnasında Kontes; “geldiğim yerde bir kızı öpmeden ismini sorarlar” deyince, Clark’ın “ Amerika’da önce öper, sonra ismin ne diye sorarız” repliği gülümsetiyor.

Sinema bir eğlence ise “THE WORLD IN HIS ARMS” bu işlevi son derece başarılı bir şekilde yerine getiriyor. Verdiği tarihi bilgileri, içerisindeki macera ve romantizmi, öyküye katılan komedi dozuyla izleyene keyif alınarak geçirilecek 1,5 sunan yapım, ünlü oyuncuları ve akıcı konusuyla güzel bir seyirlik… Sinemayı sevdiren filmlerden…
The Way (2010)
10 Aralık 2017
“Bir hayat seçemezsin baba, onu yaşarsın”.

“TheWay” gerçek hayatta da baba-oğul olan Martin Sheen ve EmilioEstevez’in birlikte ortaya koydukları başarılı bir drama.
“TheWay” bir yolculuk filmi.
Bakış açısına ve gördüğünle yorumladığın arasında kurduğun bağa göre farklı anlamlar kazanan bir yol filmi. Görünen, Hıristiyan alemince kutsal sayılan bir yere her yıl yapılan meşakkatli bir yolculuk. Diğer taraftan bakılınca, anlatılmak istenen bu yolculuktan çok, insanın iç dünyasıyla hesaplaşması… Yakın olmaları düşünülen baba-oğulun ilişkilerinde, yaşarken umursamadıkları bazı değerlerin, kaybedildikten sonraki duyulan pişmanlığın, kendini affettirme ve günah çıkarma çabasının yolculuğu…
Dr. Thomas Avery (M. Sheen) başarılı ve çevresince sevilen orta yaşın üzerine çıkmış bir göz doktorudur. Yalnız yaşamakta, eşini yıllar önce kaybetmiş, yetişkin bir oğlu Daniel (E. Estevez) var. Ama baba oğul pek görüştükleri söylenemeyen, farklı yaşam tarzları nedeniyle pek bir araya da gelemeyen kişilikler. Önemli günlerde telefon görüşmeleri sayesinde oluyor birbirlerinin seslerini duymaları..Ve her ikisi de bunu kabullenmiş durumdalar..Ta ki Dr. Thomas’ın arkadaşlarıyla golf oynarken çalan telefona kadar. Telefondaki Fransız polis, Tom’aoğlu Daniel’in öldüğünü söylüyor ve gelip oğlunun cesedini almasını bildiriyor. Baba yıkılıyor, bir baba için en acı haberi alıyor. Bu ölümden, kendisini de sorumlu görüyor. İşini bırakıp hemen Fransa Pireneler’e uçuyor. Polis memuru onu karşılıyor, morgda oğlunu teşhis etmesini sağlıyor ve ölüm nedenini anlatırken “Oğlunuz, Camino’da kutsal yolculuktaydı. Santiago de Compostela yolunda ki yürüyüşte. Çok farklı geçmişlere, inançlara, kuşaklara ait insanlar Fransa Pireneler’inden , Santiago de Compostela’ya doğru yürümüşlerdir. İspanya sahilinin kuzey batısında 800 km. Bin yılı aşkın bir süredir. Biz inanç sahibi insanlar, İsa’nın havarisi olan Aziz James’in küllerinin orada olduğuna inanırız. Bu sebepten kutsal yolculuğumuzu gerçekleştiririz. Oğlunuz Daniel’in yaptığı da buydu” diyor. Orada bir karar vermek durumunda kalan Thomas, oğlunun yakılmasını kabul ediyor, oğlunun küllerini bir kutuda alıp, oğlunun tamamlayamadığı yolculuğu, ilerleyen yaşına rağmen gerçekleştirmeye karar veriyor. Bu daha çok oğlunun yaşamını yitirdiği yolculuğu tamamlamaktan çok, kendisinin oğluna karşı olan uzaklığını sona erdirme yolculuğu, onu yitirmiş olmasına rağmen… Yolu onun adına bitirmek, yol üzerindeki kutsal yerlere oğlunun küllerini serpmek ve asıl oğluna karşı, suçladığı kendi yüreğindeki acıyı dindirmek ve vicdanının sesini susturmanın yolculuğu…
Tom bu yolculuk esnasında işi ve mevkii gereği asla karşılaşamayacağı insanlarla tanışır. Bu kişilerde yaşamlarına bir anlam vermek istemektedirler, ağızlarından farklı sebepler çıksada. İlk önce Joost (Y. Wageningen) adlı Hollandalı ile tanışır. O yürüyüş sebebini, kardeşinin düğününde kilo vermiş bir halde katılmayı ve eşiyle de arasını bu şekilde düzelteceği şeklinde açıklar. Sarah (D. Kara Unger) sigarayı bırakmak için dese de, ezilmiş bir kadın, koca dayağından, küfüründen yılmış, kaçmış Kanadalı bir kadındır. Jack (J. Nesbitt) ise ünlü bir yazar olmak isteyen, ama bir türlü o romanı yazamayan, bu yolculuğu roman haline getirmek isteyen İrlandalı bir yazardır.
Mola verdikleri bir kasabada Tom çantasını çaldırır, içinde oğlunun külleri olan kutu da vardır…
Bu yolculuk, herbirinin yaşamında farklı tatlar ve anlamlar bırakacaktır.
Sinemanın başarılı oyuncularından 1940 doğumlu Martin Sheen’i “ApocalypseNow/Kıyamet” filmindeki Yzb. Willard rolüyle hatırlarız. Bu filmde artık yaşlılık dönemindeki ustalığını konuşturuyor. Hepsi kendi gibi sinema oyuncusu dört çocuğu vardır. EmilioEstevez (1962), RamonLuisEstevez(1963), ReneeEstevez (1967) ve Charlie Sheen / Carlos Estevez (1965). Filmin senaryosunu JackHitt’in “Offthe Road: A Modern-DayWalkDownthePilgrim’sRouteIntoSpain” kitabından EmilioEstevez yazmış, oğul Daniel’i de oynamıştı, diğer kardeş Renee de Doreen rolündeydi. Çekimler 2009’un Eylül ortasında başlamış ve 40 gün sürmüştü.
Dini bir yolculuk fonunda, bir iç hesaplaşma hikayesi olan film duygu yüklü bir drama. Oğlu ile geçmişteki günlerini hatırlayan Tom’a oğlu Daniel’in söylediği “Bir hayat seçemezsin baba, onu yaşarsın” sözü ile film aynı zamanda bize de soruyor, “yaşadığın hayat mı?, yaşamak istediğin hayat mı?” karar ver, çok geç olmadan…
Türü seven izleyenlerin değişik tatlar bulacakları özverili, başarılı, izlenmeyi hak eden bir çalışma “TheWay”.
Film Altyazıları
Red Sparrow (4,548) Den of Thieves (2,373) Hostiles (2,364) 12 Strong (2,327) Maze Runner: The Death Cure (1,978) Winchester (1,443) Peter Rabbit (1,331) Submergence (1,323) The Commuter (964) Wildling (867)
Dizi Altyazıları
La casa de papel (6,260) The Flash (3,155) Supernatural (2,983) The Terror (2,791) Legion (2,765) The Crossing (1,772) The Expanse (1,676) The Big Bang Theory (1,091) Vikings (1,067) Krypton (1,021)
Vizyonda bu hafta
Türkçe Altyazı © 2007 - 2018