Reklamı Kapat
Giriş Kayıt
facebook özel mesaj
spacer

kuzeydebiryer

 
Kayıt : 23 Ağustos 2008
D.Günü : Nisan 11, 1978 (38) Koç
Şehir : Düş Toprakları
Meslek : Öğretmen
İlgi alanları : Sinema, Edebiyat ve Müzik
Sitesi : http://turkcealtyazi.org
Msn : Düşünüyorum, o halde varım. Varım; çünkü düşünüyorum, çünkü şüphe ediyorum.
  • Geliş
    Geliş
  • Acı Reçete
    Acı Reçete
  • Baba Ocağı
    Baba Ocağı
  • Star Wars: Bölüm VII - Güç Uyanıyor
    Star Wars: Bölüm VII
  • Adele H.nin Öyküsü
    Adele H.nin Öyküsü
  • Stranger Things
    Stranger Things
  • Taht Oyunları
    Taht Oyunları
  • Yürüyen Ölüler
    Yürüyen Ölüler
  • Dempsey and Makepeace
    Dempsey and Makepeace
  • Gizemli Bahçe
    Gizemli Bahçe
  • Robert Bresson
    Robert Bresson
  • Macarena Gómez
    Macarena Gómez
  • Stanley Kubrick
    Stanley Kubrick
  • Jean-Pierre Léaud
    Jean-Pierre Léaud
  • Billy Wilder
    Billy Wilder
  • Geliş
    Geliş
  • Narcos
    Narcos
  • Cassandra'nın Rüyası
    Cassandra'nın Rüyası
  • Sihirli Ay Işığı
    Sihirli Ay Işığı
  • Café Society
    Café Society
  • avatar
    esatarmagan
  • default avatar
    cevirimvar
  • avatar
    poormf
  • avatar
    astraltrvlQ
  • avatar
    bogachan-y
Son Yorumları
L'histoire d'Adèle H. (1975)
23 Ocak 2014
Adele H.nin öyküsü oldukça ilginç bir hikayeye dayanıyor. Hikayenin merkezinde yer alan Adele büyük bir tutkuyla aşkının (aşkın tanımı üzerine uzun bir tartışmaya neden olabilir) peşinden gider. Yaşadıklarını birer birer günlüğünün sayfalarına şifreli olarak yazmıştır. O aramızdan ayrıldığında hikayesi bilinmemekteydi. Amerikalı Frances Vernor Guille tarafından Adele'nin günlüğü keşfedilir. Günlüğün çözümlenmesi sonucu tarihin en ilginç hikayelerinden birisi ortaya çıkar. Frances çozümlediği günlüğü "The Journal of Adele Hugo" ismiyle yayımlar. 1969 yılınca Vahşi Çocuk filminin montajını yapan Truffaut bu kitabı okuyunca hikayeden oldukça etkilenir. Günlüklerde gördüğü tutkuyu kimlik mücadelesi çizgisinde senaryolaştıracaktır. Bu süreç 6 yılda 6 farklı senaryonun türemesine neden olur. Nihayet 1975 yılında film tamamlanır.

Adele H.'nin babası bütün dünyanın yakından tanıdığı Victor Hugo'dur. Victor Hugo'nun ruh çağırma şeklinde geçen bir davetinde Adele genç bir İngiliz subayı Albert Pinson ile tanışır. Kısa süre içerisinde bu İngiliz subayı Adele'nin gözlerini büyüler. Albert aynı duygular içerisinde değildir. Bu birlikteliği büyük çeyiz parasını düşünerek de başlatmış olabilir. Adele bu genç subayla nişanlandığını söylemektedir. ( Bunu ispat edecek bir kanıt bulunamamıştır.) Adele aşkıyla evliliği düşünürken Albert Halifax'ta ki yeni birliğine katılarak Adele'den uzaklara gider. Manş denizi geçerek askının peşinde geçirilecek bir 16 yıl Adele'yi beklemektedir.

Sürprizbozan: Göster


Adele'nin bu saplantılı öyküsü insan doğasının kusurlu yanının simgeleşmiş şekli midir? Bu tartışılır ama kesin olan bir şey vardır ki o da tutkunun alev alev bir insanı yakabileceğidir. Film bittikten sonra bu hikayeyi her açıdan ele aldığımda hata yapan bir genç kızdan daha çok saplantılı tutkunun bunları bir insana yaptıracağına karar verdim.

François Truffaut'un filme neden bu isimi koyduğuna gelecek olursak. bu durumu şöyle açıklıyor. Adele, Victor Hugo'nun ikinci kızıdır. Asıl gözdesi adele'nin ablası Leopoldine'dir. Ablası trajik bir olayla boğularak hayatını kaybeder. Aşkının peşinde Manş denizine açılırken kimliğini sürekli değiştirir. Hugo adından gurur duyduğu kadar aynı zamanda bu ad onda oldukça kötü zamanları çağrıştırmaktadır. Filmde Truffaut bunun üzerine fazlasıyla gidecektir. O Truffaut'un gözünde kimliğini kaybeden Adele H. 'dir. Truffaut'un bu isim seçimi oldukça doğrudur. Hatta filmin başrol oyuncusu Isabelle Adjani'ye Isabelle A. diye hitap etmiştir.

Sürprizbozan: Göster


Truffaut için bu film ikinci günlük uyarlamasıdır. İlki Vahşi Çocuk filmidir. Bence ikisinde de hikayeyi iyi bir şekilde senaryolaştırmıştır. Her ikisinde de başrol oyuncusunu doğru seçmiştir. Isabelle Adjani'yi 17 yaşında izlemiş ve ona ilk başrolünü bu filmler vermiştir. Bir oyuncunun kendini geliştirmesini görmeyi de oldukça seven Truffaut bu filmde Adjani ile sorunsuz çalışmıştır. Adjani'nin prova almasına izin vermeden sahneleri bir kere de çekmiştir. Filmde eleştireceğim en temel konu bu. Filmin hikayesinde bir acelecilik var bence. Sanki bu ada hayatından bir an önce kurtulmak ister gibi. Hikaye'nin finale yakın bölümlerinde bu durum daha hissedilir olmuştur. Filmin süresi biraz daha uzatılabilir ya da gereksiz bölümlerin yerine (Truffaut'un bir İngiliz subayı olarak göründüğü anlamsız sahne gibi) Adele'nin yolculuğu daha dramatik işlenebilirdi. Truffaut bilerek bunu yapmadığını söyler bu hikayede seyirciyi ağlatmanın işin kolayı olduğunu belirterek bu histen kaçar. Bilemiyorum bu seçim ne kadar doğrudur. Ben Truffaut'un kaçındığı dramatikliği görmek isterdim. Ya da günümüz sineması bu duygusal demagojiye beni fazlasıyla alıştırdı.

Isabella Adjani bu filmin Amerika'da dağıltılmasıyla şöhret basamaklarını hızla tırmanacaktır. Filmde onun duru güzelliğini fark etmemek mümkün değildi. Hatta İngiliz subayının Adele'ye verdiği tepkiyi biraz anlamsızlaştıran bir güzelliği filmde oynatmanın riskini de Truffaut düşünmüş müdür? bilemiyorum. Okuduğum röportajlarında bu durumla ilgili bir yorumu bulunmamakta.
Blue Jasmine (2013)
22 Ocak 2014
Son dönemlerin en üretken yönetmenlerinden birisi. Son dönem diyorum ama bu süre neredeyse yarım asra karşılık geliyor. İnanılmaz bir istek. Kendini kanıtlayan bir yönetmenin böyle bir çaba içerisinde olduğunu çok az görürsünüz. Uzun yıllar süren bir bekleyişi yok her yıl bir film demek onun için. Filmin her şeyine nüfus ediyor (yapımcı, yönetmen, oyuncu,senarist). ve son nefesine kadar da bu dinamizmini kaybedeceğini zannetmiyorum.

Mavi Yasemin komedi dozunun biraz azaltılıp dramın giderek yoğunlaştığı bir yapım. Jasmine'nin penceresinden olaylara tanık oluyoruz. Zenginliğin pırıltılarıyla başlayan bu hikaye ilerleyen bölümlerde bir insanın dramatik öyküsüne dönüşüyor. Bu noktada Cate Blanchett'in olağanüstü oyunculuğu adeta göz kamaştırıyordu. Duruşu, konuşması, jest ve mimikleri ile bütün ustalığını Allen için sergilemiş. Şapka çıkartılacak bir iş. Bunda Cate Blanchett'ın profesyonelliği kadar Woody Allen'ın oyuncularını yönetmekte ki becerisinin etkili olduğunu düşünüyorum. Allen filme o kadar hakim ki oyuncusunun ruhuna işliyor. Farklı oyuncularda bunu gözlemliyorum. Allen'ın el hareketleri, konuşma şekli her oyuncu da belirginleşiyor. Blanche'te de bunu gözlemledim. Yanlış anlaşılmasın bundan yakındığım yok. adeta yönetmenin bir imzası olduğunun altını çizmek istiyorum.

Filmde beni benden alan başka bir unsurda oldukça iyi seçilmiş müzikleriydi. Şehir güzellemelerinde müzik titizliğini bu film içinde göstermiş. Filmin teması ile birebir uyumluydu. Kariyerine komedi türüyle başlayan yönetmenin bu dramatik öyküleri işleyişi komedide ki ustalığı kadar iyi. Jasmine'nin olay örüntüsü içerisinde ruhsal parçalanmalarını seyirciye aktarmayı başarmış.Jasmine karakteri için tek bir yorum getiremiyoruz. Farklı bölümlerde farklı Jasmine değerlendirmeleri ortaya çıkıyor. Filmin başlangıcı ile final sekansını karşılaştırdığınızda karakter değişimini net görüyorsunuz.

2013 yılının izlemek için sabırsızlandığım yapımlarından biriydi. Hiç ama hiç pişma kalmadım. Beklentimi fazlasıyla karşıladı. Bir de şunu belirtmek lazım Allen'ın tarzını sevmiyorsanız filmleri size uzak ve sıkıcı gelebilir. Ama Allen'ın tarzını seviyorsanız yeni projesi için gün saymaya başlarsınız.
L'enfant sauvage (1970)
22 Ocak 2014
François Truffaut'un konusu yaşanmış bir hikayeye dayanan Vahşi Çocuk filmi kariyerinin başarıları arasında yer alır. Filmde belgesel havasını net bir şekilde görüyorsunuz. 18. yüzyılın sonlarında Fransa kırsalında bulunan bir çocuk o günlerde bütün Fransız gündeminde yer almıştı. Meraklı bakışlar içerisinde Paris'e getirilmiş. Ama çocuğun hareketleri tam bir hayal kırıklığına neden olmuştu. Kısa bir süre de gündemden düşmüştü. Truffaut bu hikayeyi ilginç bulmuş ve bu haberi senaryolaştırmıştır. Filmde vahşi Çocuk'u oynaması için bir çok çocuğu incelemiş en sonunda Çingene kökenli Jean-Pierre Cargol'u bu role uygun bulmuştur. Çocuk oyuncuyu daha iyi yönetebilmek için de kendisi doktor rolünde karşımıza çıkar. O dönemde çocuk oyuncular için profesyonellik diye bir tanım tam olarak oturmadığından bu acemi oyuncuyla film çekmek için doğru bir karar verilmiştir. Filmde yönetmenin oyuncusuna oldukça hakim olduğunu görürsünüz.

Vahşi Çocuk ilk günlerde yakından incelenmiş ve çocuğun zekasının bir hayli gerilerde olduğu düşünülerek eğitiminden vazgeçilmiştir. Doktor çocuğun geri zekalı olduğuna inanmaz onun 8 yıllık bir yalnızlık sonucunda davranışlarının anormalleştiğini düşünmektedir. Sıkı bir eğitimle bu çocuk medeni bir toplumun üyesi olabilecektir diyerek yakın ilgisini vahşi Çocuktan sakınmaz. Oldukça sert metotlarla işe koyulur. Hikayenin bundan sonrası ise filmin en can alıcı karelerini oluşturmaktadır. Onun için bu bölüme hiç değinmeyeceğim.

François Truffaut'un çocuklarla çalıştığı 3 yapımı da izleme şansım oldu. 400 Darbe ve Cep Harçlığı daha çok beğenimi toplasa da bu filmde bunlara yakın bir etki bıraktı diyebilirim. Sinema tarihinde çocukların dilinden çok iyi anlayan yönetmenlerden biri Truffaut. Bu konuda tanrı vergisi bir yeteneği var. 400 Darbe'de Antoine (Jean-Pierre Léaud) ile doğaçlama sahnesi (doktor rolünde olup sahnede hiç gözükmemiştir.) Cep Harçlığı'nda ise bir ordu çocukla çalışabilmesi bunun en önemli kanıtlarıdır.

Filmin finali ise eksik kalmış bir his uyandırdı. daha iyi kurgulanmış bir son izlemek isterdim. tabi bu benim kişisel görüşüm. Onun haricinde oldukça başarılı bir filmdi. İzlemenizi tavsiye ederim.
Türkçe Altyazı © 2007 - 2016