Giriş Kayıt

Sultanın Sırrı (2010)

avatar
Mr_Nobody (15 Şubat 2011)
  • 100/ 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
Sultanın Sırrı bu yıl son döneminde gösterime giren İstanbul 2010 Kültür Başkenti Ajansı desteğini alan yerli yapım bir filmdir. Oyuncu kadrosunda bir çok yerli ve yabancı tanıdık isim var. Burak Sergen ve Semih Sergen, Zeynep Beşerler, Sinan Albayrak, Şerif Sezer yerli oyuncular olarak kadroda ve iki tane de Amerikalı ismi kadro da görüyoruz. Bunlar ise; daha önce birçok filmde izlediğimiz Mark Dacascos ve pek fazla tanınmayan Emanuel Bettencourt... Filmin yapımcısı 25 Amerikalı oyuncuya teklif götürdüklerini, bu oyuncuların tamamının projeyi çok beğendiğini ama işlerinin uygun olmaması ve zamanlama nedeniyle bu iki Amerikalı oyuncu ile anlaştıklarını bir röportajda belirtmiş.

Filmin senarist ve yapımcılığını Ömer Erbil yapıyor. Yönetmen koltuğunda ise daha önce Pazar: Bir Ticaret Masalı filmi ile tanıştığımız Hakan Şahin oturuyor. Filmin çekimler Batman ve İstanbul'da gerçekleştirilmiştir. Batman'daki sahne filmin girişini oluşturan 15 dakikalık bir çatışma sahnesi. Bu sahnenin çekilmesi için aslında düşünülen yer Kerkük'tü fakat gerekli izinler alınamayınca Batman'da karar kılındı. Bu sahneler, Topkapı Müzesi müdürü olan Sinan Albayrak ile derviş rolüyle karşımıza çıkan Semih Sergen'in tarihi birkaç belgeyi almak için gittikleri Kerkük'ten dönüşte uğradıkları silahlı saldırıların bulunduğu sahnelerdir. Çatışma sahneleri oldukça amatördü. Silahları patlamaları bilgisayar efektleri ile verilmeye çalışılmış, bu çok normal bir durum, fakat oldukça basite kaçılmış, üzerinde durulmamış sahneler olarak filme eksi bir puan getiriyor bu sahneler. Girişte olumsuz bir izlenimle başladım filmi izlemeye.

Filmde, İstanbul'un tanıtımı adeta bir misyon olarak benimsenmiş. Filmin konusu gereği çekimler Topkapı ve Yıldız sarayları, Arkeoloji ve Ayasofya Müzeleri, Yerebatan Sarnıcı, İstanbul'un yeraltı dehlizleri gibi mekanlarda çekilmiş. Filmi izlerken İstanbul'un birçok tarihi mekanını görmemiz mümkün. Hatta yanlış bilmiyorsam gösterimi şu an yasak olan bazı yeraltı dehlizleri de gözlerimizin önüne seriliyor. Uzun zamandır bu mekanlarda film çekilememesi durumu bu filmle kırılmış görünüyor. Filmdeki aksiyon sahnelerinde ise tarihi mekanlara zarar verilmemiş olması güzel bir durum.

resim



Filmin konusuna gelince, film Sultan Abdülhamit'in Alman bir profesöre yaptırdığı araştırmalar sonucunda oluşturduğu, Fırat ve Dicle arasındaki topraklarda bulunan ve altında petrol olan arazilerin işaretlendiği, kayıp olan haritanın içinde olduğuna inanılan ve Topkapı Sarayı'nın deposunda muhafaza edilen sandığın ortaya çıkarılmasını konu alıyor. Amerikalı bir ajan olan Emanuel Bettencourt'ın bu haritadan haberdar olması ve onu bulmak için Türkiye'ye gelmesiyle filmin hızı artıyor. Filmdeki ikinci Amerikan ajan olan Mark Dacascos 'un da bu haritanın içinde olduğuna inandıkları sandığın peşine düşmesiyle birlikte bir ekip olan bu iki Amerikalının ve onları durdurmaya çalışan bizim Türk müze müdürümüz ve bir dergahın arasındaki yarış oldukça akıcı bir biçimde anlatılmış. Filme bir de Opus Dei de eklenince tam bir kargaşa ortaya çıkmış. Kim kimin peşinde, ne yapıyor gibi sorular filmin ortasına kadar sürüyor.

Opus Dei:
Alıntı:
(Latince: Tanrının işi) 2 Ekim 1928'de Madrid’te sıradan bir papaz olan Jose Maria Escriva de Balaguery Albas tarafından kurulan, katolik bir örgüt.
Opus Dei, İspanyol asıllıdır ve sadece 82 yıllık bir örgüttür. Katolikliğe sadık Laik iş ve meslek sahiplerini biraraya getirerek Papa’ya Vatikan dışında destek olacak varlıklı ve iyi eğitim görmüş elit bir kadroyu oluşturmak amacı ile kurulan ama günümüzde Vatikan’da en etkili olan Laik kurumdur. Gizli bir örgüt olan Opus Dei’nin tüm üyeleri Katolik meslek sahiplerinden oluşmakta fakat her ülkede örgütten sorumlu bir Kardinal bulunmaktadır.
Onlara göre Papa'nın kimliği, Kilise'nin de, Papalık Makamı’nın da üstündedir. Papa, Tanrı-Krallığı’nın kutsal önderidir. Böylesine yüce bir mertebeye erişebilen kişi de elbette Olağanüstü bir kişidir. Bu nedenle Opus Dei, böylesine olağanüstü bir kişi tarafından temsil edilen Vatikan Devleti’ni yüceltir ve Kilise’yi ikinci planda görür.
Opus Dei ile ilgili pekçok tartışma yaşanmış ve olumsuz görüşler dile getirilmiş buna rağmen örgüt herhangi bir açıklama yapmamıştır.
Bu görüşlerden bazıları şunlardır:
İsviçreli parlamenter ve toplum bilimci Jean Ziegler; Opus Dei kendisiyle terörizm kadar mücadele edilmesi gereken, gizli çalışan aşırı sağcı bir harekettir.[kaynak belirtilmeli]
İngiliz araştırmacı Michael Walsh; Bu örgüte Opus Dei (Tanrının işi) değil Actopus Dei (Tanrının ahtapotu) denilmelidir.
2.8 milyar dolar serveti,600 medya aracı bulunmaktadır; 15 üniversitesi, 97 teknik okulu, 36 ilköğretim okulu olan Opus Dei Tarikatı son olarak karikatür krizi ile gündeme geldi. Tarikata bağlı 'Studi cattolici' dergisi HZ. Muhammed'i cehennemde tasvir eden bir karikatür yayınlayarak dinlerarası diyalog girişimine ağır bir darbe vurdu.
Tarikat dünya siyasetini tıpkı bir ahtapot gibi sarıyor. İngiltere Milli Eğitim Bakanı, Polonya hükümetinde görev yapan 3 bakan, Perulu 2 bakan, ABD Anayasa Mahkemesi'nin 2 yargıcı, Amerikan Kongresi'nin onlarca üyesi, eski FBI Başkanı Louis Freeh ve Fox televizyonunun yorumcusu Robert Novak; Opus Dei müridi olduğunu gizlemiyor.[kaynak belirtilmeli]ABD'de kürtaj, eşcinsel evlilikleri ve kök hücre çalışmaları konusunda yönetimin muhafazakar tutum göstermesinin ardında Opus Dei'nin yattığı vurgulanıyor.[kaynak belirtilmeli]
Opus Dei tarikatı Dan Brown'ın Da Vinci Şifresi kitabının sayfalarında ölümsüzleştirilmiş ve sağ kanat politik gündemini belirlemekle suçlanmıştır. Opus Dei, hakkında çok fazla konuşulan fakat günümüz dinsel toplulukları içinde hakkında en az şey bilinen örgüttür.



Filmin birçoğumuzun bildiği Da Vinci Şifresi ile bazı benzer özellikleri var. Bu soru yapımcı ve yönetmene sorulduğunda ise alına cevap ''Biz bu senaryoyu yazmaya başladığımızda Da Vinci Şifresi henüz basılmamıştı.'' oluyor. Ama senaryonun içine sokulan Sanıdğın aranmasına ek olarak bir de Hz. İsa'ya ait kutsal emanetlerin aranması da eklenince bence birçok benzer sahneler oluşmuş filmde. Belki de senaryo yazılmaya başlandığında Da Vinci Şifrasi çoktan yayınlanmıştı. :)

Filmde belki de en sinir bozucu karakter Zeynep Beşerler'in oynadığı Yeliz karakteridir sanırım. Tam bir ''Batı'2 hayranı olan, müze müdürlüğünde gözü olan ve bu yolda her şeyi yapan bir karakter olarak karşımıza çıkıyor Yeliz karakteri. Amerikalı ajanların farkında olmadan en büyük yerli destekçisi haline geliyor.

Filmle ilgili önemli bir sahne yıllar önce askerlerimize geçirilen ''Çuval''ın acısı bu filmde de çıkarılmaya çalışılmış. Kaçırılan Amerikalı ajanın başına çuval geçirilmiş bir vaziyette bir odada sorgulanması sahneleri bence oldukça ilgi çekici sahnelerdi. Filmde anlamsız bulduğum bir konu ise aslında filmin temelini oluşturan ögelerden birisi. Belki yönetmen bu açıdan düşünseydi bu film çekilemezdi. ..910.. İki Amerikalı ajanın Fırat ve Dicle arasındaki altında petrol olan arazileri bulmak için neden Sultan Abdülhamit'in haritalarına muhtaç olduğunu anlayamadım. Günümüzde petrol aramaları uydu destekli olarak bile yapılırken o zamanki teknolojiye bu kadar güvenip de bunun peşinden bu kadar sürüklenmeleri biraz saçma geldi bana açıkçası.

Film bence çok yönlü olmaya çalışmış. Yani Türkiye'nin sahip olduğu birçok soruna değinilmeye çalışılmış. Mesela filmdeki en dikkat çekici temalardan birisi de Amerikan Emperyalizmine getirdiği eleştirilerdi. Birçok sahnede anti-Amerikan ögelerin olduğu konuşmalar vardı. ABD'nin yapmış olduğu katliamlara tepkili ifadelerle filmde yer verilmiş. Ermeni sorununa da dokundurmalar yapılmış filmde. Müze müdürü olan Sinan Albayrak'ın annesi Şerif Sezer, oğlunun Ermeni bir kızla ilişki yaşamasına tepki gösteriyor. Ermeni olan kızla konuşup oğluyla olan ilişkisini bitirmesi gerektiğini nedenleriyle birlikte açıklıyor.

Gelelim filmdeki en çok dikkatimi çeken şeye. Film Türkiye'yi, olduğu gibi (!), dergahların merkezi gibi göstermiş. Demek istediğim bir dergahın şeyhliğini yapan Semih Sergen ve o dergahta dervişlik yapan Burak Sergen'in istihbarat ajanı gibi çalışması dergahların, cemaatlerin, tarikatların sahip oldukları siyasal güce yapılan bir dokundurmaydı bence. Şu an Türkiye'de bu sözde dini birliklerin siyasallaştığı, maneviyat yerine maddiyata önem verdiği, devletin bir parçası hatta merkezi konumuna geldiği aşikar bir durum. Filmde ilginç olan ise bu durumun hiç eleştirilmemesi. Hatta milliyetçi müze müdürümüz ile bu dergahla yakın temas içinde. Her adımını şeyhlerinin sözlerine göre atıyor. Açıkçası artık her yeni yerli sinema filminde dergahların, cemaatlerin, tarikatların... seslerini daha çok ve daha kuvvetli çıkarır olması iyice sinirlerimi bozuyor.. Sanırım buna nabza göre (birilerine, halka) şerbet vermek deniyor! Çünkü halk bu tarz filmleri beğeniyor.

resim



4 milyon lira bütçeli, yapım aşaması 2 yıl süren bu film bence sinemada izlenmese de olur dediğim filmlerden. Bu filmle ilgili bazı oyuncuların, yönetmenin ve yapımcının sözleri ise şöyle:

Emanuel Betencourt: Bu senaryo hem geçmişten izler taşıdığı hem de geçmişi bugünle harmanlayarak günümüz dünyasında neler olup bittiğini anlattığı için çok değerli. Bu çeşit bir film için kusursuz bir zamanlama. Oldukça etkileyici ve güçlü bir film olabileceğini söyleyebilirim. Benim için yeni bir fırsat ve yeni bir tecrübe, filmin bir parçası olabilmekten oldukça mutluyum.

Zeynep Beşerler: Müzenin müdür yardımcısını oynuyorum. Film gerçekleri işliyor. Bu, beni çok etkiledi. Çok güçlü bir senaryosu var. Gençlerimiz okumadığı için bu tür bilgileri bilmeden yaşıyorlar. Onlar öğrensin diye bu filmde rol aldım. Çok konuşulacak bir film olacağını düşünüyorum.

Burak Sergen: Film, çekilen mekanlar açısından dört dörtlük. Uzun yıllardır saraylarda film çekimi için izin alınamıyordu. Biz bunu başardık. Türk Amerikan ortak yapımı bir film. Çekilen mekanlar ve senaryosu açısından çok gizemli. Senarist seyirciye ufak sürprizler hazırlamış ve bu filmi daha da çekici hale getiriyor. Da Vinci'nin Şifresi filmiyle senaryo olarak benzerlik yok. Tüm gizem uyandıran filmler ona benzetiliyor bu yanlış. Ufak göndermeler var ama özgün bir senaryo.

Sinan Albayrak: Senaryoyu okuduğumda başlangıcı ve sonunun çok mantıklı hikayelerle birbirine bağlandığını gördüm. Bu beni cezp etti. Böyle senaryolar çok az yazılıyor. Burada bir ekip çalışması var. Ayrıca İstanbul'un yeraltı şehri bu filmle keşfedilecek. Bunun bir ilk olması ve böyle bir projede yer almak heyecan verici. Örneğin Abdülhamit'in tahttan indirildiği salonda biz çekim yaptık, orada 4 kapı bulunuyor ancak ikisi sahte. Herhangi bir baskın anında orayı terk edebilmek için yapılmış kapılar bunlar. Bunları yakından görmek heyecan verici.



Sultanin Sirri
Film Altyazıları
Beauty and the Beast (7,004) Kidnap (4,044) The Fate of the Furious (3,917) The Boss Baby (2,714) Contratiempo (1,863) Dangal (1,686) The Great Wall (1,468) The LEGO Batman Movie (1,313) Get Out (1,298) The Shack (1,142)
Dizi Altyazıları
Supernatural (7,586) American Gods (5,724) Fargo (4,757) Lucifer (4,645) The 100 (2,812) Into the Badlands (2,685) Arrow (2,592) The Flash (1,871) Doctor Who (1,779) 12 Monkeys (1,762)
Türkçe Altyazı © 2007 - 2017