Giriş Kayıt

Bir Rüya İçin Ağıt (2000)

Requiem for a Dream
avatar
kurt_thewolf (28 Eylül 2016)
  • 180/ 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
resim


Aslında "Dünya İçin Ağıt" olmalıymış filmin ismi. Filmi izledikten sonra değil, filmi izlerken dünyadan tiksiniyorsunuz çünkü. O an hangi ruh halinde, hangi duygusal buhranda olursanız olun filmi izlerken hissedeceğiniz tek duygu "sıkıntı". Film kaba tabirle psikopatlık derecesinde dramı size zerk edip bileklerinizi kesmenize izin verdirmiyor, tüm o sıkıntılı ruh haliyle olayların vardığı yeri gözünüze sokuyor. Bunu yaparken de hiç acımıyor, olabildiğince en kötü duyguyu hissetmenizi izleyerek bundan zevk alıyor.
Film Hubert Selby Jr.'ın aynı adlı romanından uyarlanmış. Senaryoyu Hubert Selby Jr. ile filmin yönetmeni olan Darren Aronofsky birlikte yazmışlar ve her ikisi filmde küçük bir rol de almış. Requiem for a Dream'in başarısının gözle görülemeyen en büyük sebeplerinden biri yazan, yöneten ve hatta oynayan, her bölümü ile birebir bağı olan bir yönetim kadrosunun olmasıdır. Bu derece sert bir film yapıyorsanız işlerin rayından çıkması çok olasıdır. Ancak Requiem for a Dream'de her şeyin artan bir tempo ile belirli bir ahenk içerisinde işlendiğini çok rahat görebiliyoruz.



Filmin ana konusu "Bağımlılık". Bu konu farklı olaylarla işlenmiş. İlk gördüğümüz uyuşturucu bağımlılığı. Üç kafadarın kendilerince masum bir şekilde "Biz keş değiliz." demesini ve sonrasında gelişen olaylara tanık oluyoruz. İkincisi televizyon bağımlılığı. Sara Goldfarb karakterinin televizyon bağımlılığının daha ilk sahnede oğlu olan Harry Goldfarb'un uyuşturucu bağımlılığı ile kapıştığını görerek başlıyor film. Devamında da bu iki bağımlılık üzerinden diğer bağımlılıklar hakkında kafa yoruyor. Televizyon bağımlılığının ünlü olma bağımlılığı ile devam etttiğini, bunun sonucunda iyi görünme, durumu öyle olmasa dahi en iyinin en güzelin kendinde olduğunu göstermeye çalışma yani gösteriş bağımlılığını, yine aynı sebeplerden zayıflama ve buna bağlı olarak ilaç bağımlılığını görüyoruz. Uyuşturucu bağımlılığı ise daha derin konulara değiniyor aslında. Bizler sadece uyuşturucu olayı olarak görsek de, işin arkasında öncelikle para bağımlılığı işleniyor. İşlerin ters gitmesiyle de Marion Silver karakteri ön plana çıkıyor. Gücü elinde bulunduranların ve o gücün eline mahkum olanların hayatı işleniyor. Uyuşturucu elde edebilmek için insanın ne kadar aciz duruma düştüğü, bu acizlik içerisinde neler yapabileceği ya da yapabileceklerinin sınırının olmadığı, buna bağlı olarak da güce sahip olanların ne tür anormal şeylerden zevk aldığı yani bağımlı olduğu usta bir ressamın tualini renklendirmesi gibi işleniyor filmde.



Film, yönetmen tarafından 3 bölüme ayrılmış. Bu bölümleri de mevsimler üzerinden birbirine bağlamış. İlk bölüm "Yaz". Bu bölümde herkes için işlerin iyi gittiği, güzel haberler aldıkları, kendilerini yenilmez gördükleri bir hayat kesiti gösteriliyor. Bu bölüm ayrıca renkli sahnelerin, bolca dış mekanın, gündüz güneşinin olduğu canlı sahnelere sahip. İkinci bölüm ise "Sonbahar". Mevsimin bizlere şu an yaşattığı gibi yazın tadı ağzımızda kalkmış, havalar soğumuş. Artık işler eskisi gibi güzel gitmiyor. Hayat verdiklerini geri toplamaya başlamış. O gündüz güneşinden, dış mekanlardan eser kalmamış. Gecenin karanlığı hem sokaklara hem de evin içine çökmüş. Son bölüm ise "Kış". Bu bölümde de zorlukların en çetinini görüyoruz. Her şeyin tepetaklak olduğu, hayal edilen ile yaşanan olayların zıtlığı, kışın o soğuk ve karanlığı ile anlatılıyor. Bu bölümleri görsel olarak en iyi şekilde Marion Silver karakterinin makyajında görüyoruz. Her bölüm için daha da karanlık bir makyaj ile çıkıyor karşımıza. Bu bakımdan filmin bölümleri bize kompozisyonu hatırlatıyor. Giriş, gelişme ve sonuç... İşte film de tam böyle. Bir kompozisyon. Öyle bir kurguyla işleniyor ki hayattan zerre kadar keyif alamıyorsunuz. Vücudunuzun her noktası pislik içinde izliyorsunuz ve o iğrenç hissi en uç noktasına kadar tadıyorsunuz. Darren Aronofsky size hayatınızda unutamayacağınız bir tokat atıyor sanki. Tabii burada el Darren Aronofsky olsa da o eli tamamlayan parmakları, yani oyuncuları da unutmamak gerek. Az sayıda karakter üzerinden bu derece ağır bir dram yaşatmak için oyuncuların da kendilerini aşmaları gerekir. Ellen Burstyn, Jared Leto, Jennifer Connelly... İşte o tokadın parmakları. Ağır bir dram yaşatma kurgusunu resmen trajediye çevirmişler. Ama en büyük pay burada Ellen Burstyn'in. Eğer hiçbir yorum okumadan filmi izlerseniz oynadığı karakter olan Sara Goldfarb'ın filmde pek bir rolü olmadığını düşünebilirsiniz. Ama aksine bizlere trajedinin en ağırını yaşatan Sara Goldfarb karakteri oldu. Bu da güzel oyunculuğun sonucu tabii ki.
Filmi kısaca yorumlarsak; dram kavramını farklı bir boyuta taşıyan, sıkıntı halini hayatın kendisi olarak gören, yapmacık oyunculuk ve konulardan uzak, her sahnesinde düşündürücü bir tavır olan muazzam bir yapıt. Ruh haliniz kaldırdığı sürece izlemeniz tavsiye edilir.





Türkçe Altyazı © 2007 - 2017