Giriş Kayıt

Korkunç Koleksiyoncu (1965)

The Collector
avatar
serdardemirkiran (10 Temmuz 2017)
  • 160/ 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
“Şimdi de beni biriktiriyorsun öyle değil mi?”.

John Fowles’ın 1963 yılında yayınlanmış aynı adlı romanından çekilen filmin senaryosunu Stanley Mann ve John Kohn birlikte yazmışlar, müziklerini Maurice Jarre, kamera görüntülerini de Robert Surtess çekmiştir. Film, Oscar ödüllerinde üç adaylık (En iyi kadın oyuncu, yönetmen ve senaryo) almıştır. Cannes film festivalinde de 2 ödül (kadın oyuncu ve erkek oyuncu) kazanmış, bir de yönetmen adaylığı vardır. Sinema tarihinin en büyük yönetmenlerinden sayılan ve sinema dünyasına armağan ettiği filmler arasında; Jezebel, The Little Foxes, Mrs. Miniver, The Best Years of Our Lives, The Heiress, Roman Holiday, The Bıg Contry, Ben-Hur gibi artık her biri klasik sayılan filmler bulunan bu usta yönetmenin“The Collector” kariyerinin en iyi filmi olmasa da eleştirmenlerce zirvedeyken yaptığı “son başarılı vuruş” olarak değerlendirilmişti.
Filmin öyküsü ise; Freddie Clegg (T. Stamp) çalıştığı bankada silik, içine kapanık, konuşmayan ve arkadaşı olmayan asosyal bir kişiliktir. En büyük tutkusu kelebek koleksiyonudur. Piyangodan büyük ikramiyeyi kazanınca, işinden ayrılıp şehir dışında görkemli bir ev satın alır, evin içini ve mahzeni birleştiren gizli bir bölme oluşturup son derece konforlu bir şekilde donatır.Böylelikle kendini toplumdan iyice izole etmiştir bir anlamda, parası vardır ama en önemlisi kişilik sorunu vardır. Kelebek toplar gibi kız arkadaş edinmeyi planladığını bir sanat öğrencisi olan Miranda Grey’i (S. Eggar) kloroformla uyutup minibüsü ile kaçırdığında anlıyoruz. İnsanlarla iletişim kurmayı beceremeyen, bu adamın isteği güzellikleri bulup saklamaktır, kelebeklerle başladığı işe insanlarla devam etmekte de bir sakınca görmez. Miranda’yı evin mahzenine getirip üzerine kapıyı kilitleyen Freddie ona kötü davranmaz, tacizde bulunmaz, aksine kibar ve nazik davranır. Niyeti kıza sahip olmaktan çok, toplayıp sakladığı kelebekler gibi, Miranda’yı da muhafaza etmektir. Miranda’nın da onu sevmesini istemektedir, ama kendi kafasınca.Sanat kitapları ve resimlerle evi donatmıştır. Miranda sıkılmasın diye her şeyi düşünmüştür. Kaçırma nedeni olarak ta “Sadece seni tanımak istiyorum” der, “İnsanları tanımak için onları kaçıramazsın” diye cevaplar miranda ve “beni ne zaman bırakacaksın?” deyince de pazarlıkla dört hafta için anlaşırlar. Freddie bu süre içinde Miranda’nın kendisini seveceğini ummaktadır. Freddie bir gün Miranda’ya kelebek koleksiyonu yaptığı ve her yeri ölü kelebek çerçeveleriyle donattığı odasını gösterince Miranda her şeyi anlar ve ağzından “Şimdi de beni biriktiriyorsun öyle değil mi?” sözleri dökülür…
Filmde bilhassa 60 larda halkın refah seviyesindeki yükselme ile koleksiyon yapma merakına da gönderme yapılıyor. Sanat okuyan ve sanatı anlamayan Freddie ile Miranda’nın Picasso tablosu üzerine tartışmaları ikili arasındaki sınıfsal farkı da bir yerde gözler önüne seriyor.
Freddie, Picasso’nun bir resmini Miranda’ya göstererek soruyor;
-Bu başarılı bir resim değil mi?
-Evet o bir Picasso
-İnsanlar günlük hayatta bu resimdeki gibi görünmüyorlar değil mi?
-Tabi ki hayır. Picasso’nun derdi yüzleri birebir çizmek değil, yüzleri kendi gördüğü ve hissettiği şekilde ifade ediyor.
-O öyle görüyor diye, bu tabloyu güzel mi yapıyor? diyor sinirli bir şekilde.
Miranda özel eğitim almış, belli bir yetişme tarzı içinde yetişmiş , çekici bir güzelliğe sahip, Freddie ise tüm bunları kendisini ezdiğinin farkında. Eskilerin dediği gibi “zorla güzellik olmuyor” tabii.
Bir insanı zorla kaçırıp, onun yaşam şeklini belirlemeye çalışmasının hiçbir şekilde savunulacak yanı yok tabi ki. Burada mağdurun yani Miranda’nın yanında oluyoruz izlerken ama onun da Freddie’nin elinden kurtulma şansının son derece az olduğunu görüyoruz.
Film iki kişi arasında geçiyor ama yönetmen bir an olsun seyircinin ilgisini düşürmüyor. Terence Stamp tek kelime ile “harika” oynuyor, duruşuyla bile oynadığı karakterin iç dünyasını bize hissettiriyor. Samantha Eggar’da çok çok iyi. İki kişi, tek bir mekan ilgiyi tutmak gerçekten ustalık istiyor. Film iyi, ama romanını okuma şansınız varsa önce romanı okuyun derim. Romanda kişilikler ve kişiliklerin analizleri daha detaylı veriliyor. Sadece film bana yeter diyorsanız, o zaman sizin hayal gücünüz devreden çıkacak, işi otomatik pilota, yani Wyler ustanın yorumuna bırakacaksınız ki bu da kötü bir tercih değil tabi ki. Filmi izlemenizi öneririm, gerilimi, oyunculukları, yönetimi son derece başarılı olan film aradan geçen bunca seneye rağmen hala izleyicinin ilgisini hak ediyor bence. İzlenmeli…



Türkçe Altyazı © 2007 - 2017