Giriş Kayıt

Kader Bağlayınca (1958)

The Defiant Ones
avatar
serdardemirkiran (19 Haziran 2017)
  • 140/ 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
“Herkes sonunda yalnız kalır, sadece sen değil. Herkes.”
Amerika’da zencilerin hala ikinci sınıf insan sayıldıkları bir dönemde geçen ve insanların eşitliği üzerine söylemleri olan, bilhassa filmin çekildiği zaman dilimi göz önüne alındığında hayli cesur olarak adlandırılacak bir film. Çevrildiği dönemde hem eleştirmenler tarafından beğenilen , hem de gişede başarılı olan film; En İyi Senaryo ve En İyi Görüntü dallarında Oscar kazanmış, ayrıca En İyi Film, Yönetmen, Erkek Oyuncu (Curtis ve Poitier), Yardımcı Erkek Oyuncu(T. Bikel), Yardımcı Kadın Oyuncu (C. Williams) ve Kurgu dallarında Oscar adayı olmuştu.
Mahkumları taşıyan hapishane aracı kaza yapar, arka bölümde bulunan mahkumlardan birbirlerine zincirle bağlı olan ikisi John (T. Curtis) ve Noah (S. Poitier) kaçmayı başarırlar. Biri beyaz diğeri zenci olan mahkumlar birbirlerinden nefret etmektedirler aynı zamanda. Hapishane müdürü bile telefonda şerife “senin onları yakalamana bile gerek kalmayacak, onlar birbirlerini öldürürler”demektedir. Peşlerine silahlı ekibi ve köpekleriyle Şerif MaxMuller (T. Bikel) takılıyor. Adalet dağıtıcı olarak gösterilen şerif, pek çok filmde resmedildiği gibi acımasız biri değilde son derece adil davranan bir kanun adamı olarak gösteriliyor. Kaçakların üzerine doberman köpeklerinin salınmasını engelliyor ve “İşimiz onları yakalamak, yok etmek değil” diyerek farkını gösteriyor. İki mahkumun birbirlerinden nefret ederek başlayan kaçışları, zaman içerisinde birbirlerini tanımaya ve bunun sonucu dostluk ortamının oluşmasını sağlıyor. Film tamamen sembolik bir anlatım üzerine kurulu, zenci beyaz ayrımının had safhada olduğu bir dönemde beyaz ve zenci mahkumların birbirlerine zincirleme olayı hiç gerçekleşmemiştir. Ama film bunu yaşanmış gibi göstererek bu kadar birbirine nefret duyanların bile bir noktada anlaşacaklarını ve arkadaş olabileceklerini göstermek amacıyla kullanıyor. Hollywood’un sosyal konulara değinmesi ile bilinen ismi yönetmen Stanley Kramer’de bu ırk ayrımı üzerine olan filmini en yoğun dönemde seyirciye sunarak izleyenlerin vicdanlarına ulaşmayı başarıyor. İki usta isim Curtis ve Poitier’in karşılıklı oyunculuklarını döktürdükleri ve başarılı oyun sergiledikleri film bir kaçış olayından çok kaçış fonunda iki farklı dünyadaki insanın analizini bize sunuyor.
John’un Noah’a “Bana teşekkür etme. Sonra benim de sana teşekkür etmem gerekir” sözü ile, John’un kendini anlatırken Noah’a “Büyük hırsızlık yaparsan, hiç kimse seni yakalayamaz” sözü dikkat çekiyor.
Günümüz bakış açısıyla bakıldığında film pek çok izleyene vasat bile gelebilir. 1950 lerde ırkçılığa karşı cesur duruşuyla takdir toplayıp epey ses getiren film bu türün öncü filmi sayılıyor. Filmi değerlendirirken o günkü dönem ve şartların göz önünde tutulması çok önemli. Yakalandıklarında kendilerini linç etmek isteyenlere John’un “Ben beyazım, beni linç edemezsiniz” sözü bize o günkü bakış açısını çok iyi yansıtıyor. Sonuçta o dönem Amerikan sinemasında çok az rastlanan bir anlatım tarzına sahip bir film var karşımızda ve klasik tanımını tam anlamıyla hak eden bir film.



Türkçe Altyazı © 2007 - 2018