Giriş Kayıt

The Florida Project (2017) Film İncelemesi


  1. Haberler
  2. Kritik
Saitama - 11 Şubat 2018 22:13

3449 

resim


Özetini, hakkında yapılan yorumları okumadan, sadece Willem Dafoe’nun oynadığını bilerek Oscar adaylığı nedeniyle izlemeye başladım “Florida Projesi”ni… Çok etkilendiğimi belirterek başlayacağım, bu yazıyı yazma sebebim de bu…

46 yaşındaki Amerikalı yönetmen Sean Baker’ın Tangerine’den sonraki ikinci büyük filmi. Senaryoyu neredeyse her yapımda birlikte çalıştığı Chris Bergoch ile kaleme almış, özellikle “Rol yapamazlar.” denilen çocuk oyunculara güvenerek, filmin merkezine 6 yaşında bir çocuğu koyarak büyük risk almış. Ama çok iyi bir iş çıkarmış. Klişe olacak belki ama, iyi film için illa milyonlarca dolar harcamak gerekmediğini bir kere daha görüyoruz.

Oyuncular için tek kelime, harikalar…

Oyuncu kadrosu (Cast) ile ilgili ayrıntılı bir okuma yapmadım ama başta Moonee rolündeki Brooklynn Prince olmak üzere çocuk oyuncular (Küçük diyemiyorum, düpedüz bebekten hallice çocuk hepsi.) ve anne rolündeki 24 yaşındaki Bria Vineite üst düzey oyunculuklar sergilemiş, filmi götüren de bu oyunculuklar…

Brooklynn Prince için büyük bir parantez açmalı, zira filmde en dikkat çeken isim. Takındığı tavır, rahatsız edici davranışları, yetişkinlerle onlardan biriymiş gibi ağız dalaşına girmesi, “Bu kız oyunculuk mu yapıyor, normal hali de böyle mi yoksa?” dedirtiyor izleyiciye. Henüz bu yaşta, yıldönümleri yaklaşan anne ve babasına hediye olarak kısa film çekecek kadar sinemaya ilgisi olan, “Ailenizin size sormasını beklemeyin, oyunculuk yapmak istiyorsanız gidin ve onlarla konuşun.” diyecek kadar bilinçli bir oyuncudan bahsediyoruz, dar gelirlilerin hayatını anlamak için bacak kadar boyuyla “Hope192” isimli sosyal sorumluluk projesine gönüllü katılmış bir bireyden bahsediyoruz, dikkatinizi çekerim.

Willem Dafoe sarsılmaz bir kale gibi bu genç, yetenekli ama tecrübesiz ekibe çekim esnasında büyük destek olmuş, gölge etmemiş, rol/sahne çalmamış. Filmdeki babacan rolünü, çekimler esnasında da sürdürmüş, çocuk oyuncularla parmak güreşi yapacak ve bilerek yenilecek kadar alçakgönüllü bir ustadan bahsediyoruz. “Bize bir birey, eşidi bir oyuncu gibi davrandı ve bu tavrını hiç bozmadı.” diyor Brooklynn Prince Dafoe için… Denzeller, Dafoler gidiyor, ama yerine yenisi geliyor mu, takdir sizin…

Bence yeterince bahsedilmemiş, ama anne rolündeki 24 yaşındaki Bria Vineite de bir harikaydı… Önemli ilk filmi, ciddi ilk rolü ve ilk dakikadan itibaren “Buradayım.” diyen saç rengi, vücut dili, yürüyüşü, konuşması, ses tonu, her şeyi ile sizi rahatsız ediyor, kendinden nefret ettiriyor ve bu çıtayı bir an olsun düşürmüyor.

resim


Adayların tamamını henüz izlemedim ve biraz iddialı olabilir ama anne-çocuk ikilimiz Brooklynn Prince ve Bria Vineite kesinlikle Oscar’a aday olmalıydı. Son yıllarda muhalefet etmek, tören esnasında her monologda Trump’a, tacizci olduğu iddia edilen şahıslara ya da sevilmeyen figürlere laf çakmayı görev belleyen Akademi heyeti, metinleri hazırlatmak, gönderme üstüne gönderme yaparak seyircilere mesaj vermek için sergilediği çabayı adayları belirleme konusunda da göstermeli diye düşünüyorum. “Florida Projesi” atlanmamalıydı, bu karatta çocuk oyuncu/oyuncular kolay bulunmaz, en azından onore edilmelilerdi. Bunun yerine Willem Dafoe’ya adaylık kazandırdı o kadar. Dafoe bile “Diğer oyuncuların ve filmin daha ön plana çıkmasını, farklı adaylıklar kazanmasını beklerdim.” diyor.

Hikayemize başlayalım…

Filmimiz akan bir nehir, ama derin, hırçın, can alıcı… İçine aldığı her şeyi öyle hızlı sürüklüyor, size onca şeyi öyle kısa bir sürede anlatmaya başlıyor ki izlemeye başlar başlamaz “Bu kadar şeyi ne ara öğrendik?” diyorsunuz, sanki o mahallede, o konutlarda yaşıyor, o arabaların camına tükürüyor, yağmurda ıslanıyoruz. Bedava dondurma için mahalle bakkalına gidiyor, paramız çıkışmıyor, bakkalın “Al istediğini kerata.” demesini bekliyor, konutlardaki sakinlerin çektiği zorlukları biz de görüyor, çocukluğumuzdaki oyunlarımızı, elimize bir kibrit geçince önümüze çıkan her şeyi yakmak isteyişimizi hatırlıyoruz. Koca evi yakıp “Kimseye söylemek yok, tamam mı?” deyişi gibi Moonee’nin, annemiz kızar diye “Ben bir şey yapmadım.” deyişlerimiz geliyor gözümüzün önüne… Bizi içine çekiyor nehir… Düşük gelirli insanlar için yapılan ve sadece kısa bir süre için kalınabilen filmdeki konutlar gibi film de bizi uzun süre misafir etmiyor, iki saat bu nehirde sürükleniyor, “nehir insanlarının” yaşadıklarına ve ömür boyu yaşayacaklarına kısa bir süre tanık oluyor ve koltuklarımıza geri dönüyoruz. Oysa onlar hâlâ orada. Işıklar sönse, bilgisayarın ekranı kapansa, oyuncu isimleri akmaya başlasa, siz “Güzel filmdi valla.” deyip kapatsanız bile onlar orada… Florida’dalar…

Onlar hâlâ aç, kirli, dileniyor, para istiyor, peçete satıyor, arabanıza yanaşıp 1 lira istiyor, siz istemesiniz de cama su sıkıyor, silmeye başlıyor ya da anlamadığınız bir dilde bir şeyler söylüyor kucağında bebeğiyle, avucu yukarı bakıyor, belli ki para istiyor, anlamasan da istediğini biliyorsun, markalı güneş gözlüklerinin ardından kafanı ona doğru çevirmiyorsun sen, muhatap olamıyorsun, tenezzül etmiyorsun, bazen onları buraya getirenlere sövüyorsun, bazen gelenlere, bazen “Hayat böyle.” diyorsun. Olur da bir cenazeden falan geliyorsan paşa gönlün kederliyse, isterse bir lira uzatıyorsun, aman elin değmesin diye ucundan tutuyor, simsiyah avucuna bırakıyorsun, zaten arabayı yeni almışsın, üç gün önce yıkatmışsın, “Pis elini sürmese de kirletmese bari.” diye düşünüyorsun. Ulan bu para nasıl bir şey kardeşim, bu ne lanet bi’ şey, bu “Lidyalılar” denen adamlar ne büyük kötülük yaptıklarının farkındalar mı dünyaya, anamızdan emdiğimiz sütü burnumuzdan getiriyorlar buldukları şey için be. İnsanlar yalvarıyor, el açıyor, yetmedi düğmelerini açıyor, pantolonunu açıyor, bedenini satıyor bu lanet “icat” için… İcat dediğin insanlığa faydası olacaktı hani, ondan mı tarih kitaplarında “Parayı buldular.” diyorlar, tarihçiler de buldukları haltın ne olduğunu biliyor, icat diyemiyorlar mı yoksa…

resim


Biz kapatsak da ekranı Moonee hâlâ arabalara tükürüyor, Halley iki kuruş için bedenini satıyor, çamaşır sırası bekliyor, makineler tamir edilsin diye Bobby’yi bekliyor, yıllardır temizlenmeyen havuzda yüzüp kendilerini şanslı addediyor, insanlar mutlu olmasın diye yaratılmış, gökkuşağının altındaki altınları bekleyen leprikonların bile dayak yediği dünyalarında bir tebessüm arıyorlar… 4 bilekliğe tam 1700 dolar vermiş; genç, parasız kızı bulunca üstüne atlayan mavi yakalı aile babamız(!) Disneyland’e girmek, iki tane plastik oyuncağa binmek için verdiği parayla, anne-kızın o motelde tam 50 ay kalabileceğini bilmiyor, o paranın bilmem kaç yıllık yemek paraları olduğunu bilmiyor. Ve bütün bunlar Florida’da oluyor. Hani şu ünlülerin villa aldığı Miami şehri var ya, o eyalet işte Florida. Hani şu Disneyland’ın, plajların, barların, lüks mekanların olduğu, herkesin güldüğü, mutlu olduğu, elinde dondurmalı mutlu çocukların, sarışın, makyajlı güzel Amerikalı kadınların, saçları taralı, tıraşlı beylerle pozlar verip Amerikan Rüyası’nı yaşadıkları Florida… Biz ekranı kapatsak da hiçbir şey bitmez, acılar tükenmez, para yetmez, fakirlik sona ermez, biri inip biri kalkan lüks helikopterlerin sonu gelmez.

Moonee, hayır kurumlarının dağıttığı bedava iki tane sandviç için gider, bekler, bedava kömür için bekler, biri taşınır, bedava oyuncakları için bekler, ömür boyu bekler Moonee… Oysa zengin takımı, milletin açlıktan kendini sattığı yerin hemen karşısından özel helikopteriyle kim bilir nerelere uçar, helikopter iyi/kötü ne olay olsa hep kalkar ve gider. Kira gecikir, kalkar, aç kalırsın, kalkar, o çocuk gece bir çorba bile içemez, kalkar, Halley müşterisini bekler, kalkar, müşterisinin işi biter, efkarlanır, sigara yakar, helikopter kalkar, film boyunca kasılır, üzülür, kahroluruz, ama o helikopter hep kalkar… Anne-kızımız ise hareket çeker helikoptere önce, sonra küfreder, sonra zifiri karanlıkta sadece seyrederler, helikoptere yenilirler sonunda… Zenginler için yapılan havai fişek gösterisiyle mutlu olur, doğum günü kutlar, golf kulübünün girişinde kaçak parfüm satar, 20 dolar alınca mutlu olurlar, o helikopter durmadan iner, kalkar. Biz ekranı kapatsak da o helikopter yine kalktı, merak etmeyin. Ve tüm bunlar Florida’da olur. 7/24 deniz, kum, güneş, türlü içecekler, renkli gömlekler, renkli gece hayatı olan Florida. “Siyah/kara” bir renk değil mi, renkli geceler dedikleri belki zifiri karanlık bir gece, insanın yitip gittiği, unutulduğu, sadece parası olanın görüldüğü bir Florida…

Ve filmin adı Florida Projesi, dar gelirlilerin temelli yerleşmemeleri kaydıyla eyaletin yaptığı motel/ev tarzı bir proje… Hadi Lidyalılar neyse, “Devlet” bile insanın ne hale gelebileceğini öngörememiş, bu konutlarda kalanlardan kirasını rahat ödeyen çıkmadı. Biri kendini satar, biri uyuşturucu satar, biri kaçak parfüm satar. Ancak öyle kalabilirler bu leş gibi yerde.

Bizim 6 yaşındaki çocuklarımız bu can pazarında, merdiven altında oyunlar oynar, dilenerek aldıkları dondurmaları sırayla yalar, mutlu olurlar. Sen de mi yönetmen? Türkçe biliyor da kelime oyunu mu yapıyorsun çocukları “merdiven altında” oynatarak, bir güneş ışığını çok mu gördün onlara… “Büyümüş de küçülmüş.” diyenler var, bence büyümek zorunda kalmış o çocuk. Para yok, oyuncak yok, yemek yok, ne yapsın büyümesin, ne yapsın her önüne gelene ayar vermesin, ne yapsın sert durmasın, dilenmesin, ölsün mü? 6 yaşında hangimiz aç kaldık, hangimiz dondurma için dilendik, küfür, kıyamet sövdük büyüklere?

Çocuk bu, sevgi verirsen sever, eline silah verirsen Afrika’daki gibi öldürür, bomba verirsen beline bağlar Orta Doğu’daki gibi patlatır, kafa keser, sigara/esrar verirsen içer, uyuşturucu da kullanır, çocuk bu. Bikini giydirir internete koyarsan dünyada sapık mı yok, Youtube’da 135 milyon kere izlenir, sonra videoları kaldırtmak için onlarca ülke bir araya gelir, önlem almaya çalışırsın. Moonee bu dünyada ne yapsın, kendine bir duvar örmüş, büyümüş, hayatta kalmaya çalışıyor. Ama içindeki minik hep orada, arkadaşlarıyla geziyor, yeri geliyor usulca oyuncaklarıyla oynuyor banyoda. Yeri geldi mi gözünden kimseyi kaçırmıyor, gidiyor para istiyor, parfüm satıyor, hatta “Astım hastasıyım, acil dondurma yemem lazım.” diye yalanın da alâsını atıyor, evlilik teklif ediyor arkadaşına, dondurmayla öpüşüyor. Yeri geldi mi de banyoda sessizce oynuyor, dışarıdan gelen sesleri duymuyor, inlemeleri, bağırışları duymuyor, sessizce bekliyor annesinin yanındaki çişi gelen yabancı gitsin diye. Çünkü çişi gelmiş olması lazım, yoksa annesiyle ne işi olur elin adamının? Duvarını örmesi lazım, bu adamları görmemesi, bu sesleri duymaması lazım, yoksa… Yoksa üzülür küçük Moonee.

Anne de pek farklı değil. O da küçüklüğünü yaşayamadan büyümek zorunda kalmış 13 yaşında evlendirilip kucağına çocuğunu alanlarımız gibi… Elindeki oyuncağı çocuğuna vermiş. Bebeğini beslemesi lazım, oyuncak alması lazım, okula göndermesi lazım. Haklı demiyorum, yaptığı doğru demiyorum, lakin Florida’da haklı/haksız yok, sadece parası olanlar ve olmayanlar var. Kaçak parfüm de satacaksın, dans da edeceksin, kendini de satacaksın, takla da atacaksın, cama tıklayıp mendil de satacaksın, bedava yemek için sıra da bekleyeceksin, çalacaksın, savaşacaksın, küfredeceksin. Bak, sana küsen arkadaşını bile kendine hizmetçi ediyorsun para sayesinde, yemek servisini yapıyor sana. Tadı olmuyor, hepsini fırlatıp atıyorsun ama olsun.

Ne kadar kırılgan olduğunu Florida’da göstermeyeceksin, yoksa seni kırarlar çocuk, seni mahveder, aç bırakırlar.

Kirayı geç ödeyeceksin, telefon faturasını ödemeyecek, elektriği kaçak çekeceksin, sınırdan kaçak parfüm, saat, çay getirip satacaksın, biri seni suçlamaya kalkarsa Halley gibi hemen üste çıkacak, motel odasına gelen sosyal hizmetler görevlisine bile mahkeme emri soracak, bağırıp çağıracak, kan kusturacak, pedini cama “şak” diye yapıştıracaksın. Kimseye eyvallahın olmayacak, yoksa… Yoksa herkes anlar Halley, şu hayatta helikopterinin, arabanın, paranın, golf kulübü üyeliğinin olmadığını herkes anlar, acıtırlar canını, rezil eder, çocuğunu alır, seni de hapse atarlar… Ve bütün bunlar ünlü Florida’da oluyor.

resim


Ve bizler bu macerayı motel yöneticisi Bobby’nin gözünden izliyoruz… Bobby babacan, sabırlı, elinden her iş gelir, yavaş ama karıştırma orasını, az biraz kibar, çok üstüne gelirsen kızar. Etrafındakilere yardım etmeye çalışır. Bozulan makineler, üstsüz güneşlenen ’70 model Madonna’lar, çocukların terbiyesi, küçük çocukların peşinde gezen 80 yaşında sapık dedeler, 82 yaşında köpeğe tecavüz edenler, okulda öğretmenin, kurslarda hocaların tacizine uğrayan çocuklar, yatılı okullarda yanarak yitip giden canlar Bobby’den sorulur. Her şeyi dert edinir, patronla müşteriler arasında kalır, orta yolu bulmaya çalışır, para ister vermezler, yardım ister gelmez, her yere yetmeye çalışır Bobby, yetemez.

En sonunda kalan tek arkadaşının yanına gider Moonee, duvarlarını indirir. İçinde sakladığı çocuk başlar ağlamaya, hem de nasıl saf, nasıl çocuksu bir ağlama... Elini ağzına götürür, için için ağlar, çünkü sadece bir çocuktur ve bu kadarı fazladır küçüğümüze... Elinden tutup kaçmaya çalışsa da arkadaşıyla kaçamaz. Bizi kandırmana gerek yok yönetmen, biliyoruz. Kaçamadı Moonee. 40 yaşına gelmiş, güya çocuklar içi yapılmış Disneyland’da biletsiz gezenleri arayan güvenlikçiler buldu arkadaşıyla Moonee’yi. Tutup sosyal hizmetlere verdiler, onlar da başka bir aileye… Annesini hapse gönderdiler.

Bobby hâlâ çamaşır makinesini tamir etmeye çalışıyor, karşıdan bir helikopter kalktı yine, gidiyor bir yere...

Ve merak etmeyin, bütün bunlar Florida’da oluyor, burada değil…

Yorumlar

R3hab 12 Şubat 2018 17:29
Çok güzel ve detaylı bir inceleme olmuş. Kaleminiz çok hoşuma gitti, incelemelerinizin devamı dileği ile ellerinize sağlık.

Yorumunuz






Dizi Altyazıları
Westworld (5,636) La casa de papel (3,720) The 100 (2,847) The Expanse (2,727) The Flash (2,538) Supernatural (1,936) Legion (1,857) The Big Bang Theory (1,633) Krypton (1,549) Vikings (1,483)
Vizyonda bu hafta
Türkçe Altyazı © 2007 - 2018