Giriş Kayıt

La Casa De Papel (2017) - Dizi İncelemesi


  1. Haberler
  2. Kritik
mu618 - 12 Şubat 2018 04:36

8056 

La casa de papel
2017
La casa de papel
Aksiyon / Suç / Gizem70 dk

Yönetmen: Jesús Colmenar, Alex Rodrigo, Alejandro Bazzano
Profesör lakabıyla bilinen gizemli bir adam yüzyılın en büyük soygununu yapmaya karar verir. Profesör ince eleyip sık dokuyarak ülkenin dört bir yanından kendi alanlarında ünlü kişilerden oluşan bir ekip toplar. Kusursuz bir plan için beş ay yeterlidir....
8.7 (62,223 Oy)


DİKKAT! SPOİLER İÇERİR


Alıntı:
Her şeyi kaybetmeye çok yakındık, nedenini sorarsanız bir aşk hikâyesi yüzünden derim. Sonuçta her şeyin mahvolması için aşk iyi bir nedendir.


resim


Uzun zamandır ara verdiğim dizilere bu dizi ile dönüş yaptım ve yaklaşık 3 günde orijinal şeklinde olan versiyonunu izledim. Genelde film incelemesi yapsam da bir dizi incelemesi yapmaya karar verdim. Umarım halledebilirim.

Dizinin bu kadar popüler olmasını çok normal buluyorum çünkü dizide normal bir dizi izleyicisinin beklediği çoğu şey mevcut. Aksiyon, gerilim, dram gibi 3 ana temel tema dizide vücut bulmuş. Başarılı mı işlenmiş derseniz ben bir sinema izleyicisi olarak başarısız işlendiğini düşünüyorum lâkin bu durum diziyi kötü bulduğum anlamına gelmiyor. Zaten bir dizi güzellemesi yapmayacağım burada ya da kötülemesi. Tamamen subjektif olarak değerlendirmeye çalışacağım.

Ben kamera ile her izlediğim şeyde ilk olarak aldığım zevke bakan biriyim. Burada "zevk" kelimesi tam olarak ne kastettiğimi açıklamıyor, biliyorum. Ama bir restorana gittiğinizde yemeği bitirip ilk olarak tadına göre yorumlamak ile benim filmleri bitirip yaptığım şey aynı şey. Böyle örnekleyebilirim. Neticede her şeyden önemlisi alınan hazdır, zevktir. İkinci baktığım şey ise çekilen şeyin bir felsefesi olup olmadığı. Tabii ki hemen hemen her kameraya çekilen ve izleyiciye sunulan şeyin bir felsefesi var fakat bu felsefeye ne kadar bağlı kaldıkları, bu felsefe için neler yaptıkları ve bütün olarak felsefelerini ne kadar tamamladıkları çok önemli benim için. Diğer kalan konular daha çok tekniktir. Ve kendimce toplamda 7 başlık altında filmleri nasıl eleştiriyorsam bu diziyi de öyle eleştirmeye çalışacağım.

Dizi, sondan başa 3 kulvarda ilerliyor. Dizinin yaptığı en iyi şey de bu diyebilirim. Aslında bir anlatıcıya gerek var mıydı veya bu anlatıcının Tokyo olması doğru muydu bilmiyorum. Şahsen ben Profesör'ü anlatıcı olarak daha uygun buldum. Çünkü biraz sonra değineceğim izleyicinin dizinin alt metnini anlamasında ve aslında daha önce karşılaşmadığımız ve vadedilmemiş olan "asıl kurgulayan zeki"nin olayı anlatmasına şahit olmuş olurduk. Ama bu bir eksiklik değil tabii ki. Gerçekleşmemiş beklenti diyelim. Her şeye rağmen dizi hem Profesör'ün dışarıdaki yaşadıklarını hem soygun planlanırken yaşananları hem de soygunun yapıldığı darphanedeki olayları güzel bir şekilde götürmüş. Yer yer yaşanan flashbacklerde tempo düşüşleri gözükse de bunlar gayet olağan. Çünkü vadettikleri şey zaten bir koşturmaca yapmak değil. Yapı taşları oturmuş bir soygun planlamak. Gerekli heyecanı yeterince Profesör ve soyguncular üzerinden vermişler zaten.

Dizinin bütçesi hakkında bir veriye ulaşamadım. Açıkçası bunu bilmek dizinin hakkını daha güzel teslim etmeme neden olabilirdi veya tam tersine. Ama mümkün müdür ki diziyi paha biçebileceğim çok fazla şey yok kafamda. Fazla dizi izleyen biri olmadığım için benim için bir şahaser olan Breaking Bad ile kıyas yapabilirim. Ya da benzerlik açısından belki Prison Break'in ilk sezonu ile. Yer yer bu karşılaştırmaları kullanabilirim.

Dizi hızlı bir başlangıç yapıyor. Bu bittabi bir seçim ve güzel bir seçim. Açıkçası bir sezonluk bir dizi için seyirciyi direkt avuçları içine alabilecek çok da bir tercih yok zaten ellerinde. Temel hikaye tabii ki darphanede geçiyor. Fakat lineer bir şekilde bir soygun izlemiyoruz Ocean's serisindeki gibi. Dizi, kendi içinde hikayelere ve makul bir mantığa oturtulmaya çalışılmış. Bu da lineerlikten çıkarıyor diziyi. Profesör'ün belirli bir ideali var. Fakat bunu sadece konuşmalardan anlayabiliyoruz. Ben bu konuda dizinin eksik kaldığını düşünüyorum. Dizi bir yerden sonra neredeyse yüzde yetmiş oranında bir aşk dizisine dönüşmeye başlıyor. Oysa Profesör'ün amacı -en azından kendi ağzından duyduğumuza göre- bir soygundan çok bir direniş ideası sağlamak. Ve buna çok az değiniyor. Dizi bence bunun üstüne daha çok eğilmeliydi. Halkın tepkilerini daha çok görebilmeliydik yahut Profesör daha sağlam laflar edebilirdi yine soyguncular bir direniş yaptıklarını gösterebilirlerdi. Evet vadedilen para çok yüksek bir para. Bu miktarda bir para duyulunca başka bir şey düşünmek zor. Fakat Berlin haricinde hiçbir karakterde bir direniş yaptığını, bir para hırsızlığı değil bir sistem hırsızlığı yaptıklarını göremiyoruz. Bunu izleyiciye fark ettirmek zor bir şey değil. Zaten dizide çalan Bella Ciao şarkısı direniş temsili bir şarkı. Ve herkes yaşadığı çağın farkında zaten. Giydikleri kıyafetlerin rengi sosyalizmin temsili rengi, taktıkları maskeler tüm toplum kurallarını reddetmiş bir ressamın maskesi. Ama bunu sadece biz izleyiciler ve Profesör'den başka kimse bilmiyor. İzleyici bir direniş olduğunu fark ettikten sonra soyguncuların tarafını seçiyor, soyguncular ise aşk meşk işlerinde darphanede çoğu zaman birbirlerine silah kaldırmakla meşgul bir durumdalar. Bu durum beni üzdü. Günümüzde Black Mirror dahil sistem eleştirisi yapan çoğu dizi ya da filmin hiç de öyle olmadığı kanısında olan ben bu dizide bunu ummuştum fakat Bella Ciao ile yetinmek zorunda kaldım diyebilirim. Dizi hakkında en çok beni hayal kırıklığına uğratan konu bu oldu.

resim


Bir de şöyle bir bakış açısı ile bakabiliriz ama diziye; belki de dizinin ana teması sevgidir diyebiliriz. Diyebilirsiniz. Bu bakış açısı ile bakılınca dizi daha güzel bir yere oturuyor gibi. Çünkü birkaç gün sonra milyon euroların içinde olacak bir topluluk bunlardan vazgeçmek uğruna sevgi açlığını giderebiliyor. Hatta 3 gündür tanıdığı biri için tüm her şeyden vazgeçme noktasına gelebiliyor. Fakat dizi hep bu sevginin yanlış olduğunu gösterdi. Sevgi insanı yavaşlatır dedi, sevgi insana hata yaptırır dedi. Bunlar bir mesaj olarak verildi hep. Profesör'ün koyduğu ilk kuralı kendisi bozması ve yine bunun yüzünden hata yapması da bunlardan biriydi. Her şeye rağmen ben dizinin romantizme fazla vakit ayırdığını düşünüyorum. Dizi 3 sezon olsa bu olması kaçınılmaz bir şeydi. Hiç kimse de itiraz etmezdi buna zaten. Fakat bir sezonluk 15 bölümlük bir dizide bu kadar romantizm vurgusu bana fazla geldi. Dizi alt metnine daha çok sadık kalsa idi felsefesini harika bir tutarlılıkla sergileyebilirdi. Tabii bu benim düşüncem.

Dizinin en çok tutukluk yaşadığı kısımlar kişisel ilişkilerdeki kısır döngü oldu bana göre. 5 ay eğitim görmüş ve anlatılanları benimsemiş bir topluluk var karşımızda. Beklenen şey bu planladıkları şeye sadık olmak. Tabii herkesin tabi şartlar olduğu sürece sadık kalamayacağını en başta Profesör dahil hepimiz biliyoruz. İnsanın olduğu yerde her şey olabilir. Burada bir sorun yok. Elbette başı dik hareket edenler olacak. Lâkin bu durum bir süre sonra her bölümde tekrarlanıyor hatta her bölümde bir kaç kez tekrarlanıyor. Soyguncuların elinde sadece bir veri var: Para. Haliyle buna sadık olmasını bekleriz. Çünkü akıllarında başka bir şey olmadığını dizi çok defa bize gösteriyor. Söylediğim gibi Berlin haricinde kimsenin aklında bir direniş de yok. Ama içeride tamamen baştan savma hareketler yapmaya başlıyor herkes. Bu durum sadece insan fıtratı ile geçiştirilemeyecek kadar çok sık olmaya başlıyor. Bir süre sonra sürekli bir fikir ayrılığı ile beraber herkes birbirine silah çekmeye başlıyor, herkes birbirinden nefret etmeye başlıyor. Bu durum tempoyu bir hayli sekteye uğratıyor kaçınılmaz olarak.

Dizinin diğer bir yanı karakterlerin ne kadar karakter oldukları. Şöyle ki dizide asıl bir başrol yok. Her karakter cömertçe verilmiş sahnelere sahip. Ve herkesin burada olma amacı farklı. Bu kısımlarda dizi yapması gerekeni yapmış diyebilirim. Karakterlerdeki amaç açıkça anlatılmış, neden burada oldukları anlatılmış, geçmişlerinden tınılar verilmiş. Olağanüstü bir durum gözüme çarpmadı benim. Ve her karakter hayatın kendisini yönlendirdiği rüzgardan nemalanıp da gelmiş. Kimse de aksi bir şey yapmıyor bu yönde zaten. Sorun olan kendi karakterlerini çok fazla koyuyorlar ve yukarıda bahsettiğim kısır döngü oluşuyor. Bunun oluşma sebebi senaryo ve yönetmende. Dediğim gibi karakter şekillendirmelerinde bir sorun yok yoksa.

resim


Gelelim dizinin en çok eleştirildiği nokta olan tutarsızlıklar ya da başka bir deyişle mantık hatalarına. Burada benim fikrim çok net. Tutarsızlıklar asla es geçilmemeli. Dizi veya filmdeki her noktayı yönetmen ve senaristler düşünmeli. Burada dizi güzeldi mantık hatalarını görmezden gelelim gibi bir düşünce saçmalıktan ibaret. Böyle bir şey olamaz. Bakın sinema ciddi bir iştir. Sonuçta biz müşteriyiz. Bize sunulan şeyin bizim mantığımıza hakaret etmesini es geçmek kendimize yaptığımız saygısızlık olur. Ben her filmi kendi dünyasında değerlendiren biriyim. Yani her film yönetmenin ve senaristlerin bir dünyasıdır. Bunu John Wick 2'ye yaptığım yorumda uzun uzun anlattım. İsteyen oraya bakabilir. Bu dizide aynı şekilde kendi dünyasına sahip. Fakat o kadar çok mantık hatasına ev sahipliği yapıyor ki anlattığı fikrin sağlamlığı bile bunu kurtaramıyor ne yazık ki. Burada tek tek bu mantık hatalarını yazmam benim için çok yorucu olur. O yüzden öyle bir şey yapmayacağım. Ama şöyle özet geçmek isterim; benim için karakterlerin her bölümde 5'er kere birbirlerine silah çekmesi ya da plana sadık kalmaması bir mantık hatası değil. Ya da bence dizide hiçbir soyguncu ölmeyebilirdi. Bu apaçık göze çarpan bir şey. Fakat dediğim gibi dizinin dünyasına girer bunlar. Yönetmenin vadettiği dünyada o karakter öyle davranıp öldüyse bunda mantık hatası aramam. Beğenip beğenmemek bana kalmış tabii ama ben mantık hatasını Tokyo'nun motosiklet ile darphaneye giriş sahnesinde arayabilirim. Çünkü yönetmenin dünyasında polis teşkilatı çok öyle beceriksiz nişancılara ev sahipliği yapıyor gibi durmuyor. Bu da bir kişinin motosiklet ile o şekilde darphaneye girmesini açıklayamaz. Anladığım kadarıyla Tokyo'nun fevriliğinden ötürü bir ceza çekmesini istemişler ve bunu Moskova'nın ölümüne sebep olmak durumu ile yapmışlar. Bunu yaparken de epik bir sahne tasarlamışlar ama baştan aşağı bir fiyasko. Yani o kadar da değil canım artık diyebiliyorsunuz maalesef. Umarım mantık hatasının çıkış noktasını kendi açımdan açıklayabilmişimdir. Yoksa Profesör ile Raquel'in bu kadar hızlı aşık olmaları da mantığa aykırı ama yönetmenin dünyasına aykırı değil çünkü birkaç saatte doğan çok aşk var dizide. Buna da Stockholm Sendromu damgası ile göndermişler izleyiciye... Dediğim gibi dizinin dünyası kendi dünyasıdır.

resim


Dizinin finali tatmin edici. Yine çokça mantık hatası içerse de finalde mantık hatası var diye finali kötülemek olmaz. Mantık hatalarını ayrı ele almak bir eleştiride yapmamız gereken şey diye düşünüyorum. Her neyse final kabul edilebilir düzeyde yüksek tempolu, vadettiklerini veren bir final yazmışlar ve çekmişler. Fakat burada ben karakterlerin durumlarını görmek isterdim açıkçası. Bana göre büyük bir eksiklik oldu bu. Dizinin anlatıcısının bile durumunu bilmeden dizi bitiyor. Bu durum dizinin önemli olan direnişti savı ile açıklanmaya çalışılabilir. Fakat beni tatmin etmez. Yani başarılı olan direnişti para önemli değil diye göstermedilerse bile dizi boyunca hepsinin tek tek kaprislerine maruz kaldığımız karakterlerin neler yaptıklarını görmek hakkımızdı diye düşünüyorum.

Dizinin en epik sahnesi tabii ki Berlin'in ölüm sahnesiydi. Beraberinde çalan şarkı ile beraber her şeyi unutup diziden keyif aldığımız bir sahneydi. Aslında direniş en çok burada gözümüze sokuldu. Sosyalizm en fazla burada cereyan etti dizide. Her yönüyle başarılı bir sahneydi. Diğer sahnelere göre dizide parlayan bir sahne olması sebebi ile bu sahneyi yapanlara buradan hürmetimi sunarım.

Toparlayacak olursam diziyi aslında sadece dizi izlemek için izledim. Ayırdığım vakitte sürükleyici bir dizi aradım ve bu dizi önerildi. İyi ki izlemişim veya iyi maalesef izledim gibi cümleler kuramam. Dizide çok fazla amatörlük vardı. Bunlar benim sevmediğim şeyler. Her yapım Breaking Bad gibi kusursuza yakın olsun demiyorum tabii ki. Yani düşüşler, eksikler her yapımda olacak. Ama mükemmele ulaşmaya çalışmayan bir yapımı gayet suçlayabilirim. Bu diziyi de bu yüzden suçluyorum. Eğer direniş fikrini mikro senaryoda değil makro senaryoda tamamlamaya çalışsalardı dizi bir efsane olabilirdi. O zaman bu kadar mantık hatasına giren sahneye de maruz kalmazdık. Ben bu yüzden çok üzüldüm. Bir efsaneye tanık olabilecekken sadece sağlam bir fikri önüne koyan basit bir soygun filmi izlemiş olduk.

Profesör'ün temsil ettiği akıl, soyguncuların temsil ettiği insan fıtratı, devletin temsil ettiği ise otorite. Burada kazanan akıl oluyor. Üstelik dahiyane bir plan ile otoriteyi tek ayak üstünde yakalayarak yapıyor bunu.

Diziden çıkardığım puanlar mantık hataları, gereksiz hesaplaşma klişeleri, ortaya sundukları fikir yerine farklı şeylere yönelmeleri oldu. Haricinde dizi izlenebilirlik açısından bir sorunla karşılaşmıyor.

İlk dizi incelememi umarım hakkıyla yapabilmişimdir.

Naçizane puanım 7.4

Yorumunuz



Forumdan Benzer Başlıklar



Dizi Altyazıları
Westworld (10,031) The Flash (3,525) La casa de papel (3,416) The 100 (3,348) Legion (2,924) Supernatural (2,103) Fear the Walking Dead (2,048) Krypton (1,893) Into the Badlands (1,824) The Big Bang Theory (1,520)
Vizyonda bu hafta
Türkçe Altyazı © 2007 - 2018